(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 2 dakika sürmektedir.)
Sonbaharda kuruyan yapraklar misali kurumaya yüz tutmuş gönlüm. Kışın ayazında yaşamaktan yorulmuş gönlüm. Bir yağmur damlası gibi düştüğü yerde kaybolmuş gönlüm. İlkbaharın ılık esintisine hasret kalmış, yazın güneşinin hayaliyle yanıp tutuşmuş ama yine de umudunu yitirmemiş gönlüm.
Sabahattin Ali, Sırça Köşk kitabında “Bekleyen her şey bir gün solar ve ölür. Bu, papatya da olabilir umut da.” demiş. Son zamanlarda sık sık aklıma Sabahattin Ali’nin bu cümleleri düşüyor. Beni düşünmeye itiyor. Bazen de düşüncelerimin arasında kaybolmaya… Bir yanım destekliyor bu cümlelerin arkasında duran derin anlamı ama bir diğer yanım da umudun sonsuzluğuyla büyümüş, inanamıyor bir gün tükenebileceğine. Umudu yol arkadaşı yapmış olan tarafım kazanıyor zihnimdeki düşünceler savaşını. Ben, doyumsuz bir sevginin misafiriyim. Ben, umudun kendisiyim.
Bazen hayat sizi elinizdeki tüm kartları oynamanız için zorlar. Zorlukları, hayal kırıklıklarını, gözyaşlarını üst üste gönderir. Kendinizi hazırlamanız için size önceden haber vermez ya da vereceğiniz tepkiyi beklemeden bir yenisini daha gönderir. Siz de elinizdeki tüm kartları oynamak zorunda kalırsınız. Özellikle de bu evrede umudunuzu kaybetmemelisiniz çünkü kartlar karılacak, dağıtılacak ve oyun her yeni bir günde yeniden başlayacak.
Daimi umudumuzun varlığı yaşam enerjimizi diri tutar. Anda kalmamızı sağlar. Geçirdiğimiz her dakikanın kıymetini bilmemize sebep olur. Belki bir tebessüm umudumuz olur. Belki de bir çift gözdür bize umut veren. Umudumuzun sonsuz olması dileğimle…
Kübra Fatma Demir
Şahsi telefonumla çekilmiş bir fotoğraf