(Bu yazının okunması yaklaşık olarak 3 dakika sürmektedir.)
-Gel vatandaş, gel; her yaştan her cinsten satılık hayatlar burada! Seç, beğen, al! İşle, yık, parçala! Dur yok, durak yok, ürün çok! Ne ararsan burada, gel vatandaş bakma öyle! Sistemin dişli çarklarında istediğiniz gibi koşacak hayatlar burada! Kabaran iştahla aranan o satılık hayatlar burada!
Kalabalık meydanda feryat edercesine bağıran genç bir adamın sözleriydi bunlar. İrkildim, barındırdığı hakikatten. Mıhlandım olduğum yere ne bir adım atabildim ileriye ne de hızlı adımlarla kaçabildim. Şaşkınlığım neyeydi, idrak edemiyordum. Bir tarafım delicesine orada kalmak, dinlemek ve anlamak istiyordu. Diğer yanımsa bir dakika bile durmadan kaçmak, tek bir kelime bile duymamak için çırpınıyordu. Uzaklaşmak için adım atmaya çalışıyordum ama bacaklarımı bir türlü hareket ettiremiyordum. Ne olmuştu bana böyle, başka zaman olsa bu adama deli der geçerdim, hep öyle yapmıyor muydum zaten? Ne zaman içimde bir şeyleri harlayan kitaplara rastlasam, saçmalık diye bırakıyor; özgür değiliz diyen birini duyunca deli deyip kaçıyordum. Bu hep öyle olmuştu, şimdi değişen neydi? Bunca insanı bu genç adamın etrafında toplanıp dinlemeye iten güç neydi; merak mı yoksa saklanan ortak isyanın cesaretle can bulması mıydı?
Cesaret olamazdı, isyansa benim için mümkün değildi. Neye isyan edecektim ki? İyi bir işim, güzel bir evim, bol takipçili sosyal medya hesaplarım vardı. Seviliyordum, güzeldim, başarılıydım; böyle bir şey ancak deli saçması olurdu. Olsa olsa meraktı herkesi ve beni adamın etrafında toplayan şey, hem merak dışında ne olabilirdi ki? Ama asla susmuyordu genç adam, kalabalık toplandıkça o sesinin şiddetini sürekli değiştiriyor, sözlerini bilenmiş bir bıçak kadar keskinleştiriyordu. Tam da bu yüzden, hayır burada durmayacaktım. Beynim ayaklarıma hükmedecek ve buradan hızla uzaklaşacaktım. Sistemmiş, çarkmış, satılık hayatmış; bunlar hep çağa ayak uyduramamaktandı. Beynim kendimi haklı çıkartıp adama deli derken, içimden bir ses, öyle mi sahiden diye huzursuz hissettiriyordu ve ben ona kulaklarımı tıkayamıyordum. İçine düştüğüm sorgulama çemberi ruhumu öylesine sıkıyordu ki, “Öyle değil!” diye bağırdığımı insanlar gözlerini genç adamdan bana doğru çevirdiğinde fark ettim. İçimde bir fırtına dalgası gibi büyüyen öfkenin beni oradan uzaklaştırmayacağını anladım. Oysa şimdi durum çok daha kötü olmuştu, bunu genç adamın öfkeyle parlayan gözlerini fark ettiğimde anladım. Ah neden buradan daha ilk anda uzaklaşmadım, diye kendime kızıp duruyordum.
-Demek öyle değil, hanımefendi. Bu sistem ki her birimizi çarkın bir dişlisi yapmak için çırpınıyor. Mesleklerimizi sevdiğimizden mi yapıyoruz yoksa hayatta kalmak zorunda olduğumuzdan mı? Sahi sizler, her biriniz yorulmadınız mı; dışarıda başka yalnız kaldığınızda başka insanlar olmaktan? Evet, satılık hayatlarımız. Kendimizi sevemiyoruz, yok gözüm küçük, yok saçım beyaz, yok cildim pürüzlü. Köpüren ağızlarla bizi izleyen bir sistem karşısında var olmak için onlar gibi olmak zorunda hisseden zavallılarız sadece. Filtrelerle görünüşümüzü, maskelerde ruhumuzu gizleyip ait olmadığımız yerlerde yok oluyor, ne kadar eksildiğimizi bile fark edemiyoruz. İşte tam da bu yüzden, gel vatandaş gel; satılık hayatlar burada!
Hayır haksızsın; öyle değil, hayır öyle değil diye bağırmaya başladım. Terliyordum, yer ayaklarımın altından kayıyordu. Kaçamıyordum, susamıyordum yoksa deliriyor muydum? Genç adam bana doğru yaklaşıyordu ve öfkeyle köpüren yüzü karşısında ne yapacağımı bilemiyordum. Kollarımda bir sarsıntı hissettim ama adam hâlâ yürüyordu o zaman beni sarsan kimdi? Avazım çıktığı kadar bağırıyordum ama sesim çıkmıyordu. Tanrım, bu kadar korunaksız yerde ne yapacağım ben? Bağırmak için çıkaramadığım ses, ağlarken hırıltı olarak göğsümden çıkıyordu. Gitmeliyim, kaçmalıyım, hayır hepiniz delisiniz diye meydanın ortasında çırpınıp duruyordum. Sanki yer yarılıyordu ve ben içine düşüyordum.
Düşme hissinin verdiği sarsıntıyla sıçramam bir oldu. Gözümü açtığımda evimde, açık kalan televizyonun karşısındaki koltuktaydım. Televizyonda bir moda programı ve programda derin bir iştahla birbirine karşı hamleler yapan yarışmacılar vardı. Bense bu moda programının karşısında korkunç bir rüya görmüştüm. Rüya mıydı, buna henüz emin değildim. Bütün etkenler bunun bir rüya olduğuna işaret etse de tam anlamıyla emin olamıyordum. Bir daha izlememek üzere televizyonu kapatıp kendime bir kahve yapmaya gittim. Zihnimde tek bir soru vardı ve ben uzun süre bunu düşünecektim:
Gördüğüm şey sahiden bir rüya mıydı?..
Yazar: İrem Tokyürek
Görsel Kaynak: https://tr.pinterest.com/pin/537124693075964195/