(Bu yazının okunması yaklaşık olarak 4 dakika sürmektedir.)
Ne kadar küçüğüz fark ettiniz mi hiç? Ya da o kocaman dünyalarımız ne kadar küçük yerlere sığıyor? Gözümüzü açtığımızdan itibaren şekillendirmeye başladığımız o güzel dünya, kurduğumuz ilişkiler, başarılarımız, ağladıklarımız, güldüklerimiz asla onları tanımlayamayacak kadar küçük şeylere sığıyor bazen. Örneğin bir sayı artışına sığıyoruz. Hepsi bir araya gelip toplanınca anlam kazanan bir rakamlarına…
Birçoğumuz haberleri takip ediyor. Kaybedilen hayatları görüyoruz. Artık çok alıştık. Kaybetmeye, ölüme, çok alıştık. Önümüze büyük bir sayı düşmeden önemseyemiyoruz. O eşiği geçemiyor o insanlar. Ama fark etmediğimiz şey şu ki, o insanların kocaman dünyaları vardı. Güldüler, ağladılar, sevdiler. Biz ise onları yalnızca sayılardan ibaret gördük.
Şimdi biraz uzaklara gidelim, “Soma Faciası”nı hatırlayalım. Kurtarma çalışmaları dört gün sürmüştü. Tüm Türkiye haberleri takip etmiştik. Ailemizin, tanıdıklarımızın tepkilerini hatırlayabiliriz. Açıklanan sayılar azaldıkça daha çok içimiz rahatlamıştı. On iki kişinin cansız çıkarıldığını gördüğümüzde “Bugün az kişi ölmüş, şükür.” cümlelerini duyduk birçok kişiden. Nispeten doğruydu, önceki günlerde elli, yüz kişinin ölümünü duyan bizlere göre daha azdı. Ama değil on iki, bir kişinin bile ölümünün aslında yalnızca o kişiyi öldürmediğini göz ardı ettik hep. O madencinin annesi ve babasının içi yandı, eşi beraber hayat kurduğu o kişiyi kaybetti. Çocukları mezuniyetlerinde, düğünlerinde kısacası hayatlarının her anında onu aradılar. O boşluk hiç dolmadı. Bizim sadece sayı artışını ifade eden o kişinin kaybı başka insanların dünyalarını yaktı. O kocaman hayat, bir sayı artışına, kendisi gibi başka “önemsiz” bir rakamları ile bir araya gelince anlam kazanan bir rakamlarına dönüştü. Hayat devam etti, ölümünü tüm Türkiye duysa bile kimse duymadı. Bir atasözü vardır, hepimiz biliriz: Ateş düştüğü yeri yakar. Çok tuhaftır aslında, kiminin dünyası yakacak olurken başkası için 5 saniye bakılıp geçilecek bir haber olması. Tuhaf bir durumdur ama göründüğü kadar kötü müdür acaba?
Hayatımız boyunca bir şeylerle başa çıkmaya çabalıyoruz. Başımıza büyük küçük birçok şey geliyor. Hayatımızı yönlendirirken çok çabalıyor ve çok üzülüyoruz. Bunların yanında başka birisinin acısının canımızı bu kadar yakması hayatımızı çok zorlaştırmaz mıydı? Bu açıdan bakarsak ateşin yalnızca düştüğü yeri yakmasının üzücü olmasına karşın bir nevi bizi koruduğunu da söyleyebiliriz. Peki bizim facialara yönelik tepkilerimizi etkileyen yalnızca sayıları mıdır? O rakamlar bir araya gelse de umursama eşiğimizin altında kalırlar mı?
Verdiğimiz tepkiler yalnızca kurbanların sayılarına göre değil kurbanlarının niteliğine göre değişir bazen. Örneğin, birçoğumuz “Korkunç Facia! 100 ölü!” şeklinde başlıklara tıklayıp açtığımızda olan facianın çok uzakta bir ülkede olduğunu öğrenip rahatlamışızdır belki. Bu o facianın gerçekleştiği gerçeğini değiştirmiyor aslında. Yüz canın gittiği gerçeğini değiştirmiyor. İnsanları, sadece bir araya geldiğinde anlamlı hale gelen sayı artışlarına dönüştürdüğümüzü söylemiştik. Bazı durumlarda kişilerin bir araya gelmesi bile onları anlamlı kılmayabilir.
Yanması gereken ateşin düştüğü yer ya da tüm dünya olsun, bu durumun ne kadar acı olduğunu değiştirmiyor. Olması gereken olsa bile durum çok acı olmaya devam ediyor. Hepimiz birer bir rakamıyız aslında. Her an değersiz kılınabilecek ya da başka bir rakamları ile toplanarak anlam kazanacak bir rakamlarıyız. Bütün dünyamız, hayallerimiz, başarılarımız, gözyaşlarımız her an bir sayıdan ibaret hale gelebilir. Kimin aklına gelir ki bir insanın en büyük korkusunun “bir rakamı” olmak olduğunu?
Yazar: Arzu Şahin
Görsel Kaynak
https://images.saatchiart.com/saatchi/1105785/art/5841921/4911721-HSC00001-7.jpg