(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 3 dakikadır.)
“Başarılarımdan ziyade başarısızlıklarıma odaklansam, benliğime karşı açtığım savaşı yeni bir öğrenme, paha biçilemez bir deneyim kucaklardı.” diye başlasam söze, sizde neler çağrıştırdığını duymayı çok isterdim galiba, bilmiyorum.
Dışarıdan her şeyi başarmış gibi görünen insanların, kendi iç dünyalarında verdikleri mücadeleleri, fedakârlıkları ve başarısızlık deneyimini defalarca ne acı bir şekilde tatmış olduklarını bilemezsiniz. Evet, dışarıdan görünenlerle konuşmak, kendinizde yorum yapma hakkının olduğunu düşünmek ve umarsızca ileriye giderek yargılara devam etmek sadece 21.yüzyılın değil, her daim süregelen bir sınır ihlalinin ta kendisidir. Her ne kadar psikoloji biliminde egoyu bu şekilde kullanmasak da popüler kültürde yer edinmiş olan ‘ego’ya yenik düşen siluetler her yerde ve her anda karşınıza çıkmak için hazır bir şekilde beklemekte.
Henüz çok taze bir psikolog olmama rağmen son bir haftadır duyduğum sözler, öğeleri yer değiştirmiş cümle uğultularından ibaret yalnızca. Neden sürekli bir şey başarmak zorunda bırakılıyoruz, neden sürekli bir kanıtlama ihtiyacı içerisindeyiz, neden sürekli bitmek bilmeyen diğerleri ile kıyaslanıyoruz? “O başarmış, sen de başarabilirsin.” cümlesi bir motivasyon gibi gelse de, karşı tarafı aşağılayarak kendini yüceltme çabasından başka bir şey değil. Bu kalıplara ve zihniyete bürünen kişilerin kendileriyle olan kavgaları ve karşıdakini aşağıya çekme çabası sizinle veya başarısızlığınızla ilgili olmaktan ziyade; kendi var oluşu ve benlik mücadelesiyle ilgilidir ancak.
Doğduğumuz veya büyüdüğümüz çevreden bağımsız değiliz elbet ama bu demek değildir ki, tüm sosyal-kültürel normları içselleştirerek yolumuza devam edelim. Sürekli başarı odaklı cümleler duymak ve bunları talep etmek, kişide derin bir başarısızlık duygusu ortaya çıkarmakla kalmaz. Bu durum yaratıcılıktan uzaklaşma veya yeni bir şeye başlama isteğinin azalması gibi kayıplara da yol açar. En temelde bu durumu tetikleyen ise insanların merak duygularını yönelttikleri alanları değiştirmeyi öğrenmesi: Gelecek kaygısı ve diğer birçok sorunla boğuşurken ne yapacağını, neden hala başlamadığını, geç kaldığını, başka örnekler göstererek rencide etmeyi ve sorular sormaya çalışmayı bıraksak mı artık? Kişinin kendi için çizdiği yolu bilemezsiniz, sizin için başarısızlık ve yenilgi gibi gelen bir durum onun için başarı olabilir; sizin küçümsediğiniz bir nokta, onun hayali olabilir.
Bir başkası üzerinden değil, kendi hayatıma dönüp bakıyorum ve şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, hiç tahmin etmediğiniz kadar başarısız oldum; her seferinde yolun sonu gibi geldi, bir daha başaramayacakmışım gibi. Aslında bunu söyleyen veya düşünen ben değildim; bana dayatılan, doğrudan veya dolaylı olarak öğrendiklerimdi. Başarısızlıklarım olmasa şu anki İpek olabilir miydim bilmiyorum. Bu kadar şey öğrenebilir miydim? Bu perspektifle bakabilir miydim? Her başarısızlığım bana yeni bir yol gösterdi, yeni bir kapı açtı; rüzgârda savrulmadan ayaklarım yere basarak ‘kendi’ kararlarımı almamı sağladı. Bu benim yolum, başarısızlıklarımda, başarılarımda benim şahsi alanım diyebilmek en değerlisi. Kişi sizden yardım talep etmiyorsa, bir şey danışmıyorsa yaptığınız yorumların ve kişisel ihlalin sorumluluğu sizindir, ne gibi etkiler yarattığını da ölçüp tartmak sizin bilincinde olmanız gereken diğer bir husustur. Bunların farkında olmamıza rağmen (!) hala neden bu kadar diğerinin hayatıyla meşgul oluyoruz, asıl sorgulanması gereken ve değiştirilmesi gereken yer tam da burası.
Bunca belirsizliğin ve yorgunluğun üstümüzde kurmuş olduğu hakimiyet yetmezmiş gibi, hayatta her şeyin doğrusal bir bütün şeklinde ilerlemesini bekleyenler, geçmişin perdesini aralayarak ufacık bir ışık için kaç kez denediklerini hatırlasınlar. Üstüne üstlük, kurduğunuz kıyaslama cümleleri altında kalarak hala kambur gezen nice nesil varken, bir şeyler başarınca sevileceğini düşünen bir insanlık tarihi varken gerçekten dur dememiz gereken noktayı çoktan aştık belki de. İnsanların umutla, hevesle, heyecanla başladıkları yolları, mücadeleleri kursaklarında bırakmadan; ilerleme, gerileme veya bazen aynı yerde sayma seçeneklerini sorgulamamayı öğrenebilmek dileğiyle!
Yazar: İpek Salman