ÜNZİLE

“…hala bir yerlerde sayılıyor Ünzile’nin kaç koyun ettiği. Bizim elimiz uzanmıyor olabilir oralara, peki ya sesimiz duyulursa? Ünzile’yi köyün en son çitinde dünyanın bitmediğine inandırabilirsek belki kavuşur ellerimiz.”

                                      (Bu yazının okunması yaklaşık 2 dakika sürmektedir.)

Bir kadın geçti aramızdan, hiç fark etmedik. Belki bir metro istasyonunda, treni saliselerle kaçırdığımız için aynı anda sinirlendik. Bir kafede, baristanın isimlerimizi bardaklara yazmasını izledik belki de. Aynı kırmızı ışıkta durup, “Şimdi karşıya geçebilirsiniz.” sesiyle hareket etmiş de olabiliriz. Ya da aynı mağazada reyonları dolaşırken gözlerimiz denk geldi, kim bilir? Bir kadın geçti aramızdan. Biz, onunla aynı yerlerde dolaştık durduk ama onu hiç görmedik. Bakışlarımız da yollarımız kadar kesişti defalarca. Sorsak anlatır mıydı bize? Belki de anlattı ama onu hiç duymadık.

Bir kadın geçti aramızdan. Ellerini de uzatıyordu aslında, tutmamızı bekler gibi. Biz ona varamadık. Şarkılar söylerdi, pek de güzel gülerdi. Biraz herkes gibiydi. Anneydi, öğretmendi, öğrenciydi… Bir kadın değil binlerce kadın geçti ve gitti aramızdan. Gülümsedikleri fotoğrafları siyah-beyaz filtrelerle düzenledikten sonra fark ettik, bir zamanlar burada olduklarını. Aslında ne kadar da yakınımızda yaşıyormuş, sonra gördük. O bize anlatmış derdini de biz sonra duyduk. Kadın olduğu için küçük bir çocuk üzerinden yapılan tüm hesapları, törenleri, biz hep sonra öğrendik.

Sonraya kalmadan söyleyeyim, hala bir yerlerde sayılıyor Ünzile’nin kaç koyun ettiği. Bizim elimiz uzanmıyor olabilir oralara, peki ya sesimiz duyulursa? Ünzile’yi köyün en son çitinde dünyanın bitmediğine inandırabilirsek, belki kavuşur ellerimiz. Şimdi saat 21.00. Bu saate saçları taranıp, masallar okunarak uyutulmak yakışır çocuklara. Anlayamadığı şeyler yüzünden ağlamak değil. Seçmek, sorgulamak, karar vermek yakışır kadınlara, insanlara. Her kim bu hakları bir başkasının elinden almaya çalışırsa, ona da yargılanmak yakışır. Bana da her manşette, biraz daha yitirdiğimiz umudumuzu yeşertmek yakışıyor. Yazmaktan bıkmamak yakışıyor.

Hala aramızdan geçenler var, henüz gitmemiş olanlar var. Fakat kesiliyor sesimiz zaman zaman, onu görüyorum. Bırakın Ünzile’yi, daha beraber kahve beklediğimiz kadın bile duyamıyor bizi. Bazen ben bile duyamıyorum. Tamam, bağırıp çağırmayalım. Tamam, yumruklarımızı kaldırmayalım. Ama öyle bir tavrımız olsun ki, kendiliğinden buluşsun ellerimiz. Kimi zaman gurur kimi zaman utanç susturuyor yardım çığlıklarını. Biz öyle bir yerde duralım ki, sessizliğin bile sustuğu yerlere yetişsin sözlerimiz. Hala bakmadığımız sokakları kalmıştır bu şehrin. Yarın siyah-beyazlara yakıştırmamak için gülüşleri, bugün eşlik edelim kahkahalara.

Susan kadın Ünzile’ye, yağmuru döken biz olmayalım.

Yazar: Neslişah Kahraman

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.