ÜÇ BİN

"Şehrin içinde ama kendimin dışında, disosiye olmuş düşüncelerimin uçuşabileceği en tenha yerleri bularak dinliyordum onları. Aynı şarkıları durmadan başa sararak, bulantı veren bir döngüsellik içinde, labirente koyulmuş bir fare gibi. "

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 3 dakikadır.)

Bazen tüm zamanların sesini duyabiliyordum. Kafamdaki balıkların nasıl unuttuğunu, içimdeki ormanın nasıl büyüdüğünü, omurgalarımdan akıp geçen o sürekli rüzgarları, gözlerimin önündeki o adı bile olmayan anıları da öyle. Şehrin içinde ama kendimin dışında, disosiye olmuş düşüncelerimin uçuşabileceği en tenha yerleri bularak dinliyordum onları. Aynı şarkıları durmadan başa sararak, bulantı veren bir döngüsellik içinde, labirente koyulmuş bir fare gibi. Yeniden, yeniden, bir daha, tamam bu son olacak, bir sefer daha, son kez?

“Hiç üç bine kadar saymayı denedin mi?” diye sormuştu bana. “Ben bir keresinde denedim. Tam yirmi bir gün sürdü. Bazen nerede kaldığımı unutuyordum, hop, başa. Eğlenceli sayılırdı aslında.”

“Ben de bazen nerede kaldığımı unutuyorum.” demiştim.

“Unutkansın ama hatıra dolusun.”

“Keşke gitse.” demiştim içimden. Oysa onu çok fazla aramıştım. Yokluğu, var olan diğer her şeyi silebiliyordu benim için. Beynimin içinde gittikçe büyüyor, tek bir gerçeğe dönüşüyordu. Belki de ben onun bu denli yok olmasını seviyordum.

“Sen de sana tüm söylediklerimi unutsan keşke.” dedim.

“Sana üç bine kadar saydığımı söylemiş miydim?”

“Söylemiştin.”

“Tamam, bu da benim sırrım işte, ödeştik.”

Sanki Bukowski’nin kuşu benim kalbime taşınmıştı. Ama ben ona “Kederlenme artık.” diyemiyordum. Ama ne şanslı ona ki, Ankara geceleri ölüyordu. Mavi kuş, ben ve o. Sanki sıkıca çekilmiş o perdelerin ardında yaşayan sadece bizdik. Bu yanılgıya sık kapılıyordum. Labirentteki fareler gibi.

“Artık zamanı gelmedi mi?” dedim.

“Biliyorum. Keşke bilmeseydim. Peki ya sen biliyor musun? Ben bir seferinde üç bine kadar saymıştım. Ama bittiğinde yine de geçmemişti.”

Kalbimin duvarlarında mavi kuşun kanatlarını hissediyorum. “Şimdi olmaz.” demek istiyorum ona. Şimdi olmaz, çünkü bazı şeyler bitmek üzere. Belki de başka birinin kalbine taşınmalısın. Bukowski’nin ruhunu bulmalısın belki ya da ne bileyim, başka bir şairin. O ben değilim.

“Üzgünüm.” dedim. “Keşke böyle olmasaydı.”

“Ama işte bazen böyle olur.” dedi. “Sayılar, kuşlar, şarkılar seni kurtaramaz. Bazen evren, iki şeyi yan yan getirmek için çok uğraşır; bazen de ayırmak için. Biliyorum, sen tesadüflere inanıyorsun, bunlar anlamsız senin için. Ama yine de bir kere dene, tamam mı?”

“Tamam.” dedim. “Deneyeceğim.”

Vedalaşmadık.

Mavi kuş ölmek üzereydi.

“Baksana!” dedim. “Hadi üç bine kadar sayalım.”

Bir mavi kuş var yüreğimde

çıkmaya can atan

ama zekiyim, sadece

geceleri izin veriyorum çıkmasına,

herkes yattıktan sonra.

orada olduğunu biliyorum, derim

ona, kederlenme

artık.”

Yazar: Hatice Ceren Tırış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.