Günümüz vebalarından biri olan kıskançlık ne yazık ki gündemimizden düşemiyor. Gazetelerde, televizyonda ve en önemlisi sosyal medyada çok farklı şekillerde önümüze seriliyor bu tabir. Kimimiz sevginin göstergesi, kimimiz sahiplenme, kimimiz ise özgüven eksikliği olarak görüyor kıskançlığı fakat biz Shakespeare’in yazdığı trajedilerden biri olan Othello’yu inceledikten sonra karar verelim bu duygunun bizdeki karşılığına.
Oyun 16. yüzyılda geçiyor. Kıskançlık, kin, iftira ve kötülük üzerine kurulmuş. Baş kahramanımız Othello, ömrünü savaşlarda geçirmiş bir general. Desdemona ile evli. Birbirlerini o kadar sevmişler ki kaçarak evlenmişler. Kötü karakterimiz Iago ise, rütbesinin düşmesinden dolayı intikam duygusuyla yanıp tutuşan biri. Othello’nun yaver olarak kendisini seçmemesine kızgın. Saf arkadaşı Roderigo’nun da Desdemona’yı sevmesini fırsat bilerek onu planının içine çekiyor. Desdemona’nın Othello’nun yaveriyle yakın olduğu şüphesini yaymayı planlıyor ve başarıyor da. Daha sonra olaylar, yalanlar, entrikalar… Iago, Othello’nun içine nifak tohumlarını bir bir ekmeye başlıyor. Desdemona, Othello’nun kendisine verdiği mendili kaybedince ve bu mendil bir şekilde Iago’nun eline geçince işler daha da karışıyor. Bu eserde mendil; kadına göre sevgiyi, erkeğe göre namusu temsil ediyor. Othello gün geçtikçe bu duygunun altında eziliyor ve işin içinden çıkamıyor. Kararını vererek karısının odasına giriyor ve yatağında uyuyan eşini öpüp birazdan kendisini öldüreceğini söylüyor. Nedenini soran Desdemona’ya olayı anlatıyor ve Desdemona yeminler ederek onu vazgeçirmeye çalışıyor fakat nafile. Othello karısının son duasını bile beklemeden onu boğarak öldürüyor. Olayın sonunda gerçekleri bir bir kavramasıyla kıskançlık duygusu yerini pişmanlığa bırakıyor ve Othello hücre cezasına çarptırılıyor. İntihar etmeden önce son sözleri ise “Durun biraz. Size bir çift sözüm var ayrılmadan önce. Devlete bazı hizmetlerim oldu, bilinir bu… Benim için, akılsızca, ama çok seven biri deyin; kolayca kıskanmayan, ama bir kez de kıskandı mı kendini kaybeden biri diye söz edin benden.” oluyor.
Bu eser bize kıskançlığın en tehlikeli boyutunu gösteriyor. Othello’nun öyle gözü dönmüş ki hayatındaki en değerli varlıklarından birini; eşini öldürmeyi göze almış. Kısacası ya benimsin ya kara toprağın düşüncesi hakim. Daha sonra da pişmanlığının izlerini son sözlerinde görüyoruz fakat son pişmanlık ne yazık ki fayda etmiyor. Öyle ki bu olayın Psikolojideki adı da “Othello Sendromu” oluyor ve birçok psikiyatrik hastalığın başında geliyor.
Anlatılanlara sorgusuz sualsiz inanmaya meyilli varlıklarız aslında, sanki yaşadıklarımız bize karşı kurulmuş bir komplo gibi geliyor çoğu zaman fakat bu duygunun düzeyini iyi ayarlamalı ne bize ne de sevdiklerimize hasar verecek boyutlara ulaşmasına izin vermemeliyiz.
Bu konuyu araştırırken bir cümle çıkmıştı karşıma: “Kıskançlık bağırsağında kurt olan çocuğun bir an önce büyümesi gerektiğine dair bir doktor tavsiyesi gibidir.” Bu söz her şeyi açıklıyor aslında, velhasıl kelam damarınızdan kan yerine kıskançlık akmasına izin vermeyin. Baktınız olmuyor, alanında uzman kişilerden yardım almayı asla ama asla ihmal etmeyin.
Yazar: Aleyna Saygılı