Özümüze indiğimizde sperm ve yumurtanın dönüşmesi -döllenmesi- ile var olan varlıklarız. Demem o ki dönüşmek karşı koyulmaz bir olgu bizler için. Tırtılın kelebeğe dönüşmesi gibi bizler de belirli dönemlerden geçerek olduğumuz kişilere evriliyoruz. Kimi zaman dönüşmeye ihtiyaç duyuyor, kimi zaman buna maruz kalıyoruz. Bazen saçımızı boyatıyor, bazen yaşadığımız yeri hatta ülkeyi değiştiriyoruz. Peki hayatımızda maruz kaldığımız dönüşümler bize ne hissettiriyor, bunlara nasıl ayak uydurabiliyoruz?
Ağlayarak dünyaya geliyor, korku içerisinde ciğerlerimize dolan nefesi bile tanımadığımız bir andan dönüşerek nefes almanın otomatik bir eylem haline geldiği hayatımıza devam ediyoruz. Ancak maruz kaldığımız olaylara içgüdüsel olarak hızlı bir biçimde adapte olabilirken bazı zamanlar bizi öyle çok zorluyor ki değişime direniyoruz. Maruz kaldığımız bir ölüm, bir ayrılığın ardından ayağa kalkabiliyoruz mesela. Bazen 1 haftada bazen 6 ayda bazen 1 yılda oluyor bu dönüşüm ama sonunda hayatta kalmak için bunun üstesinden geliyoruz. Korkuyoruz, titriyoruz kimi zaman. Belki de, dönüşümün geleceğini bildiğimiz ve gelmesini beklediğimiz için kendimizi arafta hissediyoruz. Kendi içimizde yalnızlaşıyor ve düşüncelerimizi bir yere oturtamıyoruz. Bulanıklaşıyor etrafımızdaki her şey, her gün yeni bir insan olarak yataktan çıkıyoruz ta ki kendimizi bulana kadar, içimizde dönüşmek ve gelişmek için kıvranan gücü bulana dek. Fakat her felaketin gerçekleştiği yerde belirli bir zaman sonra orada yeni yaşam belirtilerini olduğunu; yıkılan kayaların altından çiçeklerin açtığını görebiliriz. Hiçbir acı ilk anda hissettirdiği gibi hissettirmiyor ve ruhumuz hayatta kalmak yeşermek için iyileşiyor. Dönüşüme ayak uydurmak kaçınılmaz bir durum olsa da bu durumların üzerimizde yarattığı etkiler ve bizim bir parçamız haline gelen duygusal yükler aslında bizi dönüşüme iten en büyük değerler oluyor. Örneğin sevdiklerini kaybetmenin riskiyle yüz yüze gelmiş bir insanın bu yaşadığı durumdan sonra hayatına aynı şekilde, bunu yaşamamış gibi devam etmesini beklemek gerçek dışı bir durumdur. Yaşanan olayları fark edip bunların kişiliğimizin üzerindeki etkilerini gözlemleyerek kontrol altına almak ise büyük ölçüde kişinin elindedir. İnsanın kaderi kendidir. Dönüşürken ve gelişirken kendi sınırlarımızı görüp bunları kendimize şefkat göstererek esnekleştirmek kendimizi anlamamızda en önemli noktadır. Kendimizi keşfedeceğimiz ortamlar yaratmak ve kendi sınırlarımızı göreceğimiz olayların içinde bulunmak dönüşüme için büyük ölçüde önemlidir. Büyülü ve mucizevi olan tırtılın kelebeğe dönüşmesi gibi insanlar da dönüşebilir. Bu yüzden bugün kendimiz için bir şey yapmalı. Eğer şu an bile düşündüğümüzde kendimiz hakkında hoşumuza gitmeyen bir durum içerisindeysek bunu kucaklamalı, sınırlarımızı genişletmeliyiz. Değişmemeliyiz, dönüşmeliyiz. Dönüşüm hem fiziksel hem psikolojik olarak hayatta kalmak için yüzleşmemiz gereken bir durumdur. Belki 4 yıl önce gerçekleştirdiğimiz davranışlar bugün dönüştüğümüz insanların bir parçası olmayabilir ama bugün dönüştüğümüz kişileri var etmiştir. Bir parçamızı geçmişte bırakarak başka bir parçayı sahiplenmek ve benliğimize harmanlamak insanın kendi için yapabileceği en önemli davranışlardan biridir.
Yazar: Aylin Dayoğlu