Zamanın Avuçlarına Teslim

 “Bu yazının okunma süresi yaklaşık 3 dakikadır.”

Gözden akacak binlerce yaşın tek bir anı beklemesi gibi hayat bazen. Göğse dolan kederi tek bir nefesle bastırmak, küçük bir ara vermek hayata. Yarım kalmışlıklar, başlamadan yarım kalanlar… koşmak isteyip bacaklarının olmaması, konuşmak isteyip dilsiz olmak gibi. Ters yöne gittiğini bile bile şeker kokan taşlı yola devam etmek, dizlerini kanata kanata ruhundakiyle konuşmak gibi. 

Adı konmamış düşüncelerin o zaman. Aklın alıp gittiği yerlerde bekleyen bir adam ve demir parmaklıklardan başka özgürlük bilmeyen bir kadın. Birkaç isteksiz imalı tebessümün ardından, geleceği karşılayan sebepsiz gülümsemeler. Bir eksiklik bazı günler, bir yerlerde kanayan içinde ruh barındırmayan. Kimse görmez halini baharın, sevmeye korkan, halsiz ve deli. İçinde onlarca kadın barındıran gülkurusu dudaklar, vefasız bir hayalden başka nedir ki. Islak sokaklar saklar adını ve kaldırımlarda bir gölgedir bakışların. Ne zaman geçer tende ne de sessizlik bazen de aklı başa alır yeniden inşa ederiz yıkık dökük hikayelerimizi. Kimimiz betondan kimimizse pamuktan. Habersizce alır giderim kendimi bazı akşamlar sonra yıldızlar çimene iner ve bir kelebek belirir uzaklarda. Dokunmak istesem kaçacak, uzakta dursam küsecek gibi yarı özgür yarı üzgün. Kanatlarında sarımtırak mutluluk beklentileri, elma çiçeği kokulu sokaklarda. 

Düşerim korkusuyla hiç binemediğim salıncaklarım var benim. İplerinde tanımadığım insanların adı yazılı, tahtasında kuramadığım düşlerim. Kendine bir sebep seçmiş kararlarım, duvarlarına mavi boyalar sürdüğüm odalarım. Soğuk her zaman üşütmez insanı, kış ortasında bahar gibiydi her gece. Kan oturmuş topuklar bedeni acıtsa da artık yere daha sağlam basıyor ve ruh bir milim daha güçleniyordu. Kazanmak; hayatına birini katmaktan mı geçer yoksa bir kişi eksiltmekten mi? Birilerin rüyası olurken, bir başkasının yaşadığı olmak… Hayat bizler için tasarlanmış bir yer değil çoğu zaman. Uzun yaşamayla aradığımızı bulma asla doğru orantılı ilerlemez. Tatmin olmaksa en zoru ruha ve bir şarkının sözlerinde ne yazdığından çok o söze nereden baktığın önemli olan. Farklı görmeli, farklı düşlemeli, farklı yaşamalı. Hayallerimizin kelepçelerini açmak, sıkı sıkı tutunarak sallanmak en gizemli salıncaklarda. Önyargıları çürütmek, düşüncelerin esiri olmamak. 

Hayallerdeki sevinç yine ıskalanmış ve her sabah durakta beklentilerini sökük ceplerde ısıtmaya çalışan küçük eller buz tutmuş, kırık ve pişman. Hırçınlık ve hıçkırarak ağlamak iki dudak arasına sıkışıp kalırken düşünürdüm. Ruhla beden çatışır, kalp akla kafa tutardı. Daha uzun bir rüya için aklımdan kaçardım önce ama sonra kapalı ve yağmurlu bir güne uyanırdı gözlerim. Hatıralar damlaya damlaya boğarken, kader miydi bu yoksa kabullenmek mi?

Gecelerdir bizi gündüz körlüğünden uyandıran ve karanlık aydınlığa çıkarır gündüzlerin gizliliğini. Kendi vücuduna misafir olduğun geceler, uykunun yüz bulmadığı gözler. Sarhoş eder gece, aklın ve kalbin düğümlerini çözer ve bazen aramak değil vazgeçmek çıkarır karşımıza o yerde aradıklarımızı. Belki tek bir bakışta belki de tek bir gülüşte ya boğulursun o akan nehirde ya da en uzak karalara yüzmeye güç bulursun. Bazen sonucu koca bir belirsizlik olsa da gözlerimizi kapatıp devam ederiz ilerlemeye ta ki güvenden örülen hayat çizgisini yakalayana kadar. Gözlerimizi açtığımızda ya güzel bir dünya bizi bekliyor olacaktır ya da sonsuz bir yok oluşun çığlıklarında kapılıp gidecek karanlıklar vardır. Olduğumuzdan daha güçlü görünmek için, yanımızda kendimizden güçsüzlerle mi yürürüz yoksa yanımızdakinin gücüne sırtımızı yaslayıp kendimizi güçlü mü hissederiz bilinmez

Yazar: Büşra Nur Tezcan

Zamanın Avuçlarına Teslim” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.