Pavlov’un İnsanları: Kitap Oku(ya)mamak

 Okumak… İnsanoğlunun beyninde 5400 sene önce ilk bağlantıları ortaya çıkmış bir yeti. Evet, beynimizde okumaktan sorumlu bağlantılar dizisi var. Bu diziler biz daha okumayı öğrenmeden bile beynimizde yerini ayırıyor. Tabii bu bir ağaç kökü gibi biz okudukça kökleşen, artan yollar. Hatta bu yüzdendir ki bir araştırma da gösteriyor: Okumak zihinsel esnekliği arttırıyor.

    Zihinsel esneklik, bir kişinin bir durumun değişen taleplerine göre bir dizi düşünce veya eylemi değiştirme yeteneğidir. Bir kişinin eldeki durumun gereksinimlerine daha iyi uyan bir alternatif oluşturmak için bir önceki yanıt kümesinden veya kalıbından vazgeçmesini sağlar. Hani derler ya okuyan adam daha geniş görüşlüdür diye, doğru. Fakat bu yazı daha çok oku(ya)mayan insanlara hitap ediyor ki eğer sizde öyleyseniz beyninizde bu yolların gelişimine yeterince zaman tanımadığınız için bu yazı için kendinizi biraz zorlamanızı rica edeceğim.

    Şimdi kitabın faydalarını saydığım kısma geçeceğimi düşünüyorsunuz ama hayır. Sonuçta sigaranın zararlarının kutunun üstünde yazması nasıl pek işe yaramadıysa  kitap okumanın faydalarını saymak da bir insanı bir anda okur yapmaz. Hele kitap okuma alışkanlığı hayatta kazandırmaz, alışkanlık rutin gerektirir. Neyse, sigara demişken bir önce ki yazıda sigaradaki nikotinin mezolimbik dopamin ödül sistemindeki reseptörlere eklenerek tütün bağımlılığı için merkezi bir rol oynadığından bahsettim. Kaleyi içten fethediyor diyelim. Onun bu tipsizlikle yaptığını bir kitap neden beceremiyor? Üstelik iç organa zarardan çok zeka gelişimine bile katkısı olan bir eylemden bahsediyoruz. Ayrıca biz kitap okurken de dopamin salgılanır.

    Şu an siz bu yazıyı okurken de dopamin salgılıyorsunuz ama içinizde bir huzursuzluk var. Neden? Çünkü dikkat sürenizi çoktan geçtim. Artık bu yazıya odaklanmanız için kendinizi zorluyorsunuz. Aslında bu okumak istemediğinizden değil çünkü ben mükemmel bir yazarım, değil mi? Her neyse şu an yan sekmede Facebook ya da Twitter açmak daha cazip olacaktı. Aç diye demiyorum sadece içinde ki o dürtüyü hissetmeni ve şu an o dürtüye uymamanı istiyorum. Kendini kendin kontrol etmeni istiyorum.

    Şimdi işin sana bilimsel açıdan açıklamasını yapıp bir takım bilgiler sunmadan önce ülkemizin içler acısı bir kaç istatistiğini sunmak istiyorum. Bu yazının aslında Türkiye’nin %70 kitap oku(ya)mayan kısmına hitap ettiğini düşünürsek herkese ulaştırmak zor olacak. Bilenler bilmeyenlere anlatsın.

    İstatistik kurumunun 2016 verilerine göre 15-24 yaş arası gençlerin  %93,9’u son bir ay içinde boş vakitlerinde TV izlemeye vakit ayırdı. Televizyonu akraba, arkadaş ziyareti ve sosyal medya takip ediyor. Gençlerin %44,8’i kitap okumaya vakit ayırıyor.

    Eurosat’ın 2011 verisine göre de Türkiye’nin sadece %30’luk kısmı yılda 1 kitap okumuş. %20’si 5 kitap altı, %7 si 5-9 kitap arası, %3’ü 10 kitap ve üstü. 7 senede neler neler olmuştur sen hesap et çünkü hala hesap eden bir kurum çıkmadı.

    Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Okuma Kültürü Haritasına göre Türkiye’de kitap okuyan insanların yıllık ortalama okuduğu kitap sayısı 7.2. Okuyucuların %45.3 ü düzensiz, rastgele seçilmiş kitap okuyor. Çoğu, düzenli bir yazar takip etmiyor ve yayınevi tercihi yapmıyor. Aslında okuyan kitlenin çoğu da ne okuduğunun, neden okuduğunun farkında değil. Ki bu da mesela kitap okuma alışkanlığının kazanılmamasında ki en büyük etkenlerden biri.Kimse bir dünya klasiği ile okumaya başlamak zorunda değil ya da Tutunamayanlar ile. Her zaman her zevke uyan bir kitap vardır yeter ki arayın tıpkı iki saatlik iyi film için üç saat yüz tane film fragmanı izlediğiniz gibi.

    İstatistikleri kullanarak yaptığım matematiksel bir hesapla durumu şöyle özetleyebilirim: Türkiye’de 7 milyon üniversite öğrencisi var ama Türkiye’de sadece 60 bin üniversite öğrencisi aylık en az bir kitap okumaktadır. Sad but true.

    Gelelim bilimsel kısıma. Yukarıda verdiğim belki yanlış kitap seçimi ve gelişmemiş okuma beyin yolundan daha ana bir sebep olduğunu düşündüğüm şeye. Eskiden hep kitap okumayan insanları suçlardım, eleştirirdim. Zaten bu yazının fikri oradan çıktı. Belki dedim ben fazla acımasız yaklaşıyorum. Acaba bu bu işte bir bit yeniği mi vardı?

    Dopaminin özelliklerini hatırlayarak adım adım gidelim.

    Öncelikle eylemin tekrarlanmasına bağlı olarak eylemi alışkanlık haline getirecek güdülenmeyi sağlıyordu. Bu eylem ne kadar fazla beyin uyaranına sahipse görsel, işitsel güdülenme de o kadar hızlı oluyor. Dopamin kitap okurken de salgılansa video oyunu oynarken de salgılansa arada fazlasıyla uyarı farkı var. Tüm teknolojik aletleri, sosyal medya uygulamalarını, video oyunlarını vb. düşünün, hepsi bizim dikkatimizi çekmek ve onlara yönelmemiz üstüne kurulu. Beynimizi uyarmaya dayalı. Bildirim sesleri, ışıkları, ara yüzün renkleri, deseni… Hele bir de zaten ödül hissi veren bir şeyin içinde kendine ait bir ödül sistemi varsa -video oyunları ve bazı uygulamalar gibi- dopamin bu tür şeylere çok daha fazla güdüyü size aşılayacaktır. Her bildirimden gelen uyarım ve bilgi beyinde dopamine salgısına sebep olacaktır.

    Harvard Eğitim Enstitüsünde görev yapan klinik psikolog Bobvie Wegner olayı şöyle açıklar: “Teknolojik cihaz, televizyon, uygulama gibi şeylerin hayatımızın içinde her yere yayılmış bir şekilde bulunması beynimizin kimyasını değiştirerek konsantre olma kapasitemizi etkiler. Çocuklar ve yetişkinler; internet, sosyal medya ve online oyunlar etrafında birinden diğerine atlayarak dopamin salgısı aramaktadırlar. Ekranda ne kadar fazla insan-bağlantı varsa o kadar fazla kimyasal olarak bağımlı bir alışkanlık haline gelir. “

    Dopamin ile ilgili bir diğer şey ise dopamin isteğinin ağlayan bir bebek gibi susması için ona istediğini hemen vermenizdir, bu sizi kötü bir ebeveyn yapar ama aslında bizim beynimizin ağlamasına karşı yaptığımız tutum tam da bu. Önceki yazıda size dopamin seviyesi arttırılmış farelerin normal seviyede dopamine sahip farelerden çok daha hızlı ve odaklanmış şekilde hedefe ulaştıklarından bahsetmiştim, bunu günlük hayatımıza uyarlarsak Twitter’dan gelen bildirimle başlayan artan dopamin salgısı sizi İnstagram bildirimine bakmaya da zorlayacak, daha sonra Facebook’u kontrol etmeye. Hatta bunun ileri seviyesi Infomnia diye bilinen bir hastalığa sürüklüyor. Ve bu atlamalar o kadar hızlı ki çünkü bir içerik kontrolü bir kaç saniye sürer sadece. Siz oradan oraya atlarken beyninizi size az miktarda dopamin verecek şeylere ve hıza programlıyorsunuz. Eskiden bu kadar kolay ya da hızlı değildi dopamine ulaşmak. Hayatımıza son bir kaç yıl içinde giren akıllı telefon ve uygulamalar artık beyni daha hızlı uyarmanın aracı oldu. Bir kişi odaklamasını bir görevden diğerine hızlı bir şekilde kaydırdığında da dikkat süresini, Doktor Wegner’in deyimi ile konsantre olma kapasitesini etkiler, kısaltır. Bu sürekli kontrol etme, bu çoklu görev dikkat süresini azalttı ve hala azaltmaya devam etmekte.

    Televizyonlar bile artık uzun geliyor, yerini kısacık videolara bıraktı. Gazeteler yerine 3 cümlelik anlık haber bildirimleri yeterli oluyor. Artık uzun hiçbir şeye sabrımız yok, hıza alışan dopamin bizim dikkatimizi bir şeye bile vermemize engel. 2000 yılından bu yana insanın dikkat süresi 4 saniye düşerek 8’e indi ki bu akvaryumda ki balıktan bile az. Bu size beyninizin daha hızlı çalıştığı izlenimi verebilir ama hayır aksine daha kısa bir dikkat süresi sığ bilgi işlemeye neden olur. Kaçımız okuduğumuz tivitleri, facebook durumlarını anımsıyoruz ki?

    Bunların kitapla ne alakası var? Kitaplar uzun dikkat süresine göre tasarlanmıştır, yaklaşık 20 dakika gibi. 8 saniye nerede 20 dakika nerede? Şu an ki toplumumuzun kitap okuyamamasındaki en büyük nedenlerden biri, sebeplerini verdiğim bu dikkat süresinin kısalması. Bunu uzun odak gerektiren diğer eylemler için de genelleyebiliriz. Artık ders çalışmak da, araştırma yapmak da, spor yapmak da fazla zor. Aslında bir nörobilimci olan Daniel J. Levitin bizim için zorlaşan bu eylemlerin sosyal medyada vakit geçirmekten daha fazla zihnen yorgunlaştıran şeyler olmadığını şöyle açıklıyor “Dikkatinizi görevden göreve kaydırmak daha fazla enerji gerektirir. Odaklanmak daha az enerji harcıyor. Bu da, zamanlarını odaklanmalarına izin verecek şekilde düzenleyen kişilerin yalnızca daha fazla işe yarayacakları anlamına gelmiyor, bunu yaptıktan sonra daha az yorgun ve nörokimyasal olarak daha tükenmiş olacakları anlamına geliyor.”

    Teknolojik cihazları odak gerektiren eylemlerde ortamdan uzak tutmak, her istediğimizde değil belirli zamanlarda bildirimleri kontrol vb gibi yollarla dikkat süremiz üzerinde çalışmak, odaklanmamıza geliştirerek ve en önemlisi kendi kendimizi geliştirerek kitap okumak dahil bir çok eylemin kolaylaşacağı kanısındayım. Kitabın onca faydasına, daha az enerji gerektirmesine ve teknolojinin bizi ruhsal olarak tükenmiş hissettirmesine rağmen bir dopaminin ve bunun farkında olmayışımızın bizi ne kadar verimsizleştirdiğini ve aptallaştırdığını fark etmek  gerçekten önemli. Bunu fark etmeye başlayan insan Pavlov insanı olmaktan kurtulmaya başlayan insandır.

YAZAR: Kardelen ŞENSOY

 

Kaynakça

http://neurosciencenews.com/reading-brain-connections-4795/

http://neurosciencenews.com/reading-mental-flexibility-3787/

https://medium.com/@hughmcguire/why-can-t-we-read-anymore-503c38c131fe

http://www.speeli.com/articles/view/Why-some-people-find-it-hard-to-read-a-book

http://www.speeli.com/articles/view/Why-some-people-want-everything-fast

http://www.speeli.com/articles/view/How-shorter-attention-span-changed-everyday-life

https://www.realsimple.com/health/preventative-health/benefits-of-reading-real-books

http://www.wikizero.info/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvSW5mb21hbmlh

https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/9607763

http://time.com/3858309/attention-spans-goldfish/

https://www.headspace.com/blog/2017/02/21/getting-attention-span-back/

http://www.kygm.gov.tr/Eklenti/55,yonetici-ozetipdf.pdf?0

http://www.tuik.gov.tr/basinOdasi/haberler/2016_66_20160531.pdf

http://ec.europa.eu/eurostat/statistics-explained/index.php/File:Number_of_books_read_in_the_last_12_months,_2011.png#filehistory

 

Pavlov’un İnsanları: Kitap Oku(ya)mamak” için bir yorum

  • 21 Şubat 2018 tarihinde, saat 13:08
    Permalink

    Uzun süreli olan, odaklanma süremizin sınırını fazlasıyla aşan eylemleri yapmaktaki üşengeçliği ve Verimsiz, hızlı çalışan beynin neden olduğu ‘hiçbir şey yapmadım bugün ama çok yorgunum’ farkındalığını da bu durumdan sayabilir miyiz?

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.