(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 3 dakikadır.)
İnatla karşımdaki güneşin batışına bakıyorum. Güneşin batışını izlemek unutkanlık
yapar, derler. Kendimi bildim bileli iyi kötü anılarımı unutmaktan korkan ben, şimdi
gözlerimi kırpmadan izliyorum güneşin batışını. Kahverengi, turuncu, sarı ve karanlık…
Bu döngü bana benziyor. Her gün kendini tekrar ediyor. Hem karanlık hem aydınlık
sarıyor bir gün içerisinde bedenimi. Karanlık çökerken içimdeki sonsuz sevgiden soğuyorum.
Bu sebeple batan güneşle karşılaştığımda dikkatlice izliyorum batışının her evresini çünkü
karanlık çöktüğünde benliğim unutmak istiyor bana sırtını dönüşünü, benden kaçındığı her
anı, hiç tanışmıyormuşuz gibi davrandığı zamanları, görmezden geldiği adımlarımı, nerede
yanlış yaptığımı düşünüp işin içinden çıkamadığım her dakikayı, susuşlarımı…
Sabah oluyor; güneş tekrar doğuyor. Unutmaktan nasibini almamış zihnimin ekranına
yansıyor kocaman gülümsemesi, ciddiyetle beni dinleyişleri, zamanın nasıl geçtiğini
anlamadığım sohbetleri, içerisinde bulunduğumuz yüzyıla kafa tutan dizeleri…
Düşündükçe kaygı sarıyor bedenimi. Bir yanım kendini korumak için iç sesiyle
savaşıyor; diğer yanım sevgisinden can çekişiyor.
Korkuyorum. Aylardır uzun uzun yazamıyorum. Bunca zamandır ilk kez uzun uzun,
doyasıya yazmak niyetiyle elime aldığım kalemimi durduramıyorum. Sen akıyor
mürekkebimden. Bütün cümlelerim seni anlatıyor bana; bütün kelimelerimin yolları sana
çıkıyor.
Sana kapılmamak için aylardır görmezden gelmeye çalıştığım, inkâr ettiğim hislerim
ve incinmekten çekindiğim için kuşandığım gardım, seni ilk görüşümde varlığına yenik
düştü. O zaman anladım ki benim iç sesimle olan savaşım çoktan bitti çünkü ayaklarım
bilinçsizce beni sana getirdi.
Yanı başındayken sanki aklım izne çıkıyor, bütün kontrolü kalbim ve çocuksu
heyecanım devralıyor. Elim ayağıma dolaşıyor. Olgunluğum uzaktan beni izliyor. Eminim ki
olgunluğum da hayretler içinde kalıyor. Ben, beni tanıyamaz hâle geliyorum. Olgunluğum
yeniden vücuduma yerleştiğinde bazen o an kiminle ne konuştuğumu bile hatırlamıyorum.Gözlerin satırlarıma değecek, biliyorum. İçimden geleni yapıyorum. Eski yüzyılın
ruhunu yeni yüzyıla, bugüne, bugünümüze taşıyorum. Kendimi en iyi anlatabileceğim
şekilde, kalemimi konuşturarak dilimden dökülemeyen duygu ve düşüncelerimi, incinmekten
çekindiğim için söyleyemediğim sevgimi ilk defa ellerinin arasına bırakıyorum.
Hiçe sayıp korkularımı,
Hislerimi tüm saflığıyla
Ellerimle avuçlayarak
Kalan son cesaretimi,
Açıkça yazıyorum sana.
Ellerinin arasına bırakıyorum
Bütün çıplaklığıyla kalbimi.
Bir satırdan bir dizeye… Benden sana…
Kübra Fatma Demir