Gece… İnsanların tarih boyunca korktuğu bir yandan da siyah göğün barındırdıklarına akıl sır erdiremediği parıltılı karanlık. Ayın önerileri yazarınız olarak yeni bir şeyi denemek üzere karşınızdayım. Bu ay beğendiklerimizi değil de “gece” hakkında beğendiğimiz eserleri size sunmak istedim. Birbirinden özel ve saklı kalmış eserlerle geceye dalalım o zaman.
Oku: Gecelerin Kitabı / Sylvie Germain
Teknelerde yaşayan insanlar, toprağa göçmek zorunda kalanlar, denizi hiç görmeyenler, ayva kokan kadınlar, sonsuz doğum sancıları, güle benzer yaralar, kana susayan evcil kurtlar, korkunç kehanetler ve nihayetinde savaşın sonsuz gecesi. Germain bir aile trajedisini bize sunuyor ve onunla birlikte yitip gitmelerini izliyoruz. Efsunlu, masal gibi anlatımıyla bizi trajedinin içine doluyor. Öyle benzetmeler yapıyor ki içten içe bu kadar acı değil de keyifli bir hikaye olmasını diliyorsunuz. Sol gözlerinde altın noktacıklar, belki de lanetler taşıyan Peniel soyu… Biz ne kadar trajedinin içine dolandıysak onlar da savaşa dolanmış bir vaziyette. Germain, Fransa’daki savaşın bütün çarpıklığını ve mide bulandırıcı yanını gösteriyor. Savaşla ve birçok musibetle mahvolan, denizden toprağa göç eden ailenin tekrar tekrar yıkılıp toparlanmasına şahit olacaksınız. Geceyi merak eden, kana aldırış etmeyen, yıldız tutkunlarını büyüleyici kollarına alacak karanlık bir kitap… (288 sayfa)
Dinle: Space Orphans / İchiko Aoba
Japonca deyince insanlar genelde mesafeli bakıyor, bunun da dilin bize uzaklığından olduğunu düşünüyorum. Sözlerini anlamadan bir şarkı bizi duygulandırabilir mi? Aoba’nın sesinin tınısı ve gitarının yumuşaklığıyla bu mümkün. Aoba, Space Orphans’da olduğu gibi neredeyse bütün şarkılarında da bizi huzurlu bir uykuya yatırıyor. Ninni gibi olan bu şarkılarla tekrar nostaljik bir şekilde çocukluğumuza dönüp uyuşuyoruz. Gerçekten de insanı uyuşturucu bir etkisi var. Genç sanatçı ilhamının kendi rüyalarından geldiğini söylüyor. Zaten şarkı sözlerinden de bize rüyalarını anlattığı belli oluyor: “Garip değil mi? Ne deniz ne de kara olan sessiz bir yerde her gece uykuya gidişimiz…”
İzle: Night on Earth / Jim Jarmusch
Sanılanın aksine sırf konumuz gece diye korku filmi önermeyeceğim. Aklıma gece deyince bütün filmlerinde geceyi yansıtan Jarmusch geldi. Bana kalırsa geceleri gönlünün istediği yere gidemediğiniz, evde oturmak zorunda kaldığınız zamanlarda Jarmusch’un filmlerini izlemek herkesi rahatlatır. Film, 5 hikayeden oluşuyor ve sabah güneş doğana kadar gezen değişik taksileri konu alıyor. Taksilerle birlikte dünyanın etrafında değişik 5 şehirde geçiyor. Birbirinden saçma ve komik, iç ısıtan olaylarla birlikte aslında pek bir aksiyonu olmayan bir film. Ama değişik karakterleri tanımak ve onların da tıpkı bizim gibi normal insanlar olduğunu görmek beni rahatlattığı gibi eminim okuyucularımı da rahatlatacak ve keyifli bir seyir olacaktır.
Bak ya da Gör: The Nightmare / Henry Fuseli
Madem filmde ürkütücü şeylerden bahsetmedik bir korku hayranı olarak bu tablodan bahsetmem şart. Size Van Gogh’un herkesin bildiği ve sevdiği tablosunu da anlatmayacağım tabii ki. Tahmin edersiniz ki böyle grotesk bir resim 1782 yılında pek de iyi karşılanmamıştı. Görenler sergide dehşete düşmüş, ahlaki açıdan uygun görülmemişti. Fuseli, ilhamını ne tarihten ne İncil’den ne de edebiyattan almıştı. 19. Yüzyılın sonlarında ortaya çıkan psikanalitik çalışmaları, rüyaları ve bilinçdışını konu alıyordu. Söylenene göre Sigmund Freud bu tablonun kopyasını evinde barındırmış. Kadın figürünün üstündeki yaratık aslında incubus ya da küçük bir şeytan. Incubuslar gece uykuya dalmış olan insanlara dadanan bir tür zebanidir. Buradaki teorilerden biri, Incubus’un bir rüya ürünü olduğu ve kadının rüyasında onu üstünde gördüğüdür. Diğer bir teoriyse Fuseli’nin karabasını, uyku felcini yansıtmaya çalışıyor olabilir. Sol köşedeki at ise çok farklı bir konu, o bir rüya ürünü değil. Mara ya da mare adıyla anılan insanların rüyalarını kötü etkileyen ve onlara musallat olan şeytani bir ruh. The Nightmare, romantizm akımının temsillerinden biri haline gelirken Mary Shelley, Edgar Allan Poe ve Erasmus Darwin gibi yazarlara ilham kaynağı olmuştur.



