(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak üç dakika sürmektedir.)
Bazı anlar bedenimle beraber ruhumun tamamına hükmediyor, hayatın benden hiçbir
zerresini çalamamasını diliyorum. Sonsuzluğun birdenbire var olup istediğin kadar burada
kalabilirsin diyeceğini sanıyorum. Elbette son buluyor. Her sonun kendine has bir acısı vardır.
Bu bazen evden ayrılmaktır bazen bir yere varmak. Acıyla yaşamayı öğrenmenin sırrı ise
oldukça karmaşık.
Göz kapaklarım kapandığında arzu ettiğim yerde olabiliyorum. Hayal etmenin bu
denli kurtarıcı olduğunu öğrenmem zaman aldı doğrusu. Hayat bize çiçek bahçesi vaat eden
bir simülasyondan çok daha fazlası. Acıyla çevrelenmiş bir dünyanın içinde ufak anlara
tutunarak yaşamaya gayret ediyoruz hepimiz. Özellikle kolay paniğe kapılan biriyseniz
yaşamın çekilmez olduğu birçok ana şahit olmuşsunuzdur. Biliyorum zor. Hatta bazen
haksızlıkmış gibi geliyor insana. Bazılarının bu yaşamı kolayca yaşadığını düşünüyoruz, belki
de kendimizi kıyaslıyoruz, eksik hissediyoruz. Gerçeklik çoğu zaman dışarıya yansıyandan
daha derindir. Kimse kusursuz bir yaşam sürmez hatta yakınından bile geçmez.
Yetersizlik hissi kendimize büyük haksızlıklar yapmamıza yol açıyor. O çok kıymetli
kalbimizi, kendimiz bile isteye kolayca kırıyoruz. Yakın arkadaşımıza söylemeyeceğimiz ağır
kelimeleri iç sesimiz bize kolayca haykırabiliyor. Sizce de bu acımasızca değil mi?
Uzunca düşündüm doğrusu bir insan ne zaman tam anlamıyla yeterli olur? Ben oldum
diyebilmek mümkün müdür? Toplumun başarılı insan kriterine uyduğumda mı yoksa kendi
kalıplarımdan çıktığımda mı? Kalabalıklar sürekli fikir değiştiriyor. Popüler olan neyse
mutlak doğrunun o olduğu iddia ediliyor. Ben ise sürekli değişiyorum. Hayata bakışım,
gülüşüm, kalbimin doğruları ve daha nicesi ile bambaşka versiyonlarımla var oluyorum. Eğer
tamamlanma hissini, bu tarz somut durumlara bağlarsak sonucu olmayan bir savaşın mağlubu
olup çıkmaz mıyız?
İnsanı insan yapanı gözle görmek mümkün değil. Popüler dünya yanılgısı tam aksini
kabul ettirmek için oldukça çabalasa bile kalbimiz biliyor, hissediyor. Vicdanımız anlıyor
mesela, tüm yanlışlara sesini çıkarıyor.
Hayatın bizim için olduğunu unutmadan her yeni güne başlamak lazımdır belki de.
Anların içine huzur serpiştirmekten korkmamak, hayallerin gücüne inanmak lazımdır.
Gerçekleşmeme ihtimali beni çoğu zaman uzaklaştırırdı düşlemekten. Zamanla anladım ufakumut kırıntılarına tutunmadan bu yaşamın tadına tam anlamıyla varamazdım. Bazen bir
şeylerin olmayışı da deneyimin rahatlığını verirdi. Ve huzurun kusursuz bir yaşam sürmekle
uzaktan yakından ilgisi yoktu. İnsan hatalarıyla, düşüp kalkmalarıyla, acının varlığıyla ancak
insan olabilirdi. Kusurlarımız ise birbirimizden ayrıldığımız ve eksildiğimiz yerler değil; tam
o ayrımlarda parlayan, eşsiz dokunuşlardan ibarettir. Hayat bize kusursuzluk vaat etmese bile
kusursuz anlar yaşatabilir. O küçük anlara sahip çıkmayı unutmayın.
Yazar: Melike Karabaş
Görsel kaynağı yapay zekâ tarafından oluşturulmuştur.