( Bu yazının okunma süresi 3 dakikadır.)
Gökyüzünün tanrıçalarından biridir Aurora. Şafağın eşsiz güzelliğe sahip olan
tanrıçası… Umut ışığının sahibi tanrıça. Görevi insanları gecenin karanlığından kurtarıp gün
doğumunun benzersiz güzelliği ile yüreklere huzur ve umut vermektir; hiç sıkılmadan, hiç
gücenmeden. Her gün doğumunda gördüğümüz o büyüleyici manzara aslında onun eseridir.
Her yeni günde usulca kanat çırpar göğe doğru, gecenin huzursuzluğunu alır ve güzelliğinin
verdiği ilhamla gökyüzünü yavaşça boyar. Bize sanatını sunar; rahatlamamız, ferahlamamız
için.
O şafağı getirdikten sonra güneş tanrısı Sol göğe doğru yükselir ve dünya tamamen
aydınlanır. Bu yüzden Aurora, gece ile gündüz arasındaki köprüdür; karanlık ile ışığın
arasında duran sessiz bir geçittir. O, bizim fark etmeden her sabah gördüğümüz ama her
zaman hissettiğimiz sessiz umudumuzdur.
Fakat Aurora’nın kalbi yalnızca gökyüzüne ait değildir. Onun kalbi hâlâ umutla birine ait
olmayı bekliyordur. O, her gün insanlığa huzur ve umut verirken aslında kendisine huzur ve
umut verecek o kişiyi beklemektedir. Bir gün dünyaya baktığında insanların arasında yaşayan
genç ve zarif bir prense rastlar: Tithonus. Onu ilk gördüğü anda kalbi, daha önce hiç bilmediği
bir duyguyla dolup taşar. Beklediğini bulmuş gibi hissettiren bir duygudur bu. Gökyüzünün
sonsuzluğuna alışmış bir tanrıça için bu duygu yeni, güçlü ve biraz da korkutucudur. Çünkü
Aurora ölümsüzdür; onun için bir son yoktur, o her gün ve her gün var olmaya devam
edecektir. Fakat Tithonus yalnızca bir insandır. O, Aurora gibi sonsuz değildir; bir gün
mutlaka bir son olacaktır onun için, ama bunun hangi an olacağı belirsizdir. İşte korkutucu
olan da tam olarak budur.
Sevdiği insanı kaybetme düşüncesi Aurora’nın içini derin bir hüzünle doldurur. Kalbi bu
acıya dayanmaya hazır değildir. İnsanlara her yeni günde umut ve huzur veren gökyüzünün
güzeller güzeli tanrıçası, sevdiğini kaybetme korkusuyla ne yapacağını bilemez. Bu yüzden
tanrılara yalvarır; sevgilisine ölümsüzlük vermelerini ister, onunla sonsuza kadar birlikte
olabilmek ister. Dileği kabul edilir. Ancak Aurora büyük bir detayı fark etmez: sevgilisinin
sonsuza kadar genç kalmasını dilememiştir.
Yıllar geçer, zaman ağır ağır ilerler. Tithonus yaşlanmaya başlar. Saçları beyazlar,
bedeni zayıflar, sesi titremeye başlar. Ama ölemez. Aurora ise hâlâ aynı gençliğe ve ışığasahiptir. Sevdiği kişinin zaman karşısında yavaş yavaş eriyişini izlemek, onun için en ağır
kader olur. Aurora sevdiğiyle sonsuza kadar birlikte olmak isterken aslında sevdiğini sonsuz
bir acıya mahkûm etmiştir.
İşte bu yüzden bazı efsaneler der ki; sabahın ilk ışıklarında gördüğümüz o pembe ve altın
renkleri yalnızca bir şafak değildir. Onlar yalnızca umut ve huzur da değildir. Onlar,
Aurora’nın kalbinden taşan hüzünle karışmış umut ışıklarıdır. Çünkü Aurora her sabah yine
gökyüzüne çıkar. Kalbi kırık olsa bile kanatlarını açar ve dünyayı yeniden ışıkla boyar. Yine
bize o güzel duyguları verir.
Belki de bu yüzden şafak bize her gün aynı şeyi fısıldar:
Karanlık ne kadar uzun sürerse sürsün, umut mutlaka yeniden doğar.
Merve Coşkun