(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 2 dakika sürmektedir.)
Kaygı bazen bir düşünce olarak gelmez. Bir cümle kurmaz, bir sebep göstermez.
Sadece içerde bir yerde hafif bir daralma olur. Ve tam o anda, neredeyse refleksle,
ona kapıyı kapatırsın. “Şimdi sırası değil,” dersin. “Bunu düşünmemeliyim.”
İşte kaygı duymaya direnmek tam da burada başlar: Hissettiğini reddettiğin o küçük anda.
Bu direnç gürültülü değildir. Bir panik gibi patlamaz. Daha çok yavaş yavaş yerleşir.
Günün içine sızar, hareketlerine karışır. Nefesin fark etmeden kısalır, omuzların
biraz daha ağırlaşır. Zihnin başka şeylerle meşgul olsa bile içerde bir şey hep tetiktedir.
Sanki her an açıklanamayan bir şeyi kaçırıyormuşsun gibi.
Kaygı duymaya direnmek, kendine karşı sürekli tetikte olmaktır. Duygunu izlemek
yerine onu denetlemeye çalışırsın. “Normal değil,” dersin, “geçmeli.” Ama geçmesi için
acele ettikçe, his daha da şekilsizleşir. Çünkü adı konmayan şey dağılmaz; yalnızca yer
değiştirir. Kaygı, kelime bulamadığında bedene konuşur.
Beden ise dürüsttür. Bastırılan her şeyin izini taşır. Göğüste hafif bir baskı, midede
tanımsız bir huzursuzluk, geceleri uykuya dalarken gelen o anlamsız uyanıklık… Bunlar
kaygının kendisi değil, ona yer vermemenin yankılarıdır. Direnç, hissi susturmaz; sadece
onu başka bir dile çevirir.
Belki de en yorucu olan, bu direncin fark edilmemesidir. Dışarıdan bakıldığında her şey
yolunda görünür. Sen de öyle söylersin zaten. Ama içerde, sürekli tutulmuş bir hâl vardır.
Ne tam huzursuzluk ne tam sakinlik. Askıda kalmış bir duygu. İnsanı yoran da tam olarak
budur: Adı olmayan bir ağırlığı taşımak.
Kaygı duymak ise farklı bir zaman duygusu yaratır. Acele etmez.
Çözüm istemez. Sadece durur ve bakar. “Şu an içimde bir sıkışma var” demek,
büyük bir açıklama değildir ma o cümleyle birlikte direnç gevşer.
Kaygı hâlâ oradadır belki, ama her yeri kaplamaz. Merkez olmaktan çıkar.
Direnmediğinde kaygı anlam kazanır. Tehlikeli olduğu için değil;bir şeye işaret ettiği için. Belki bir sınırdır, belki bir yorgunluk,
belki de henüz söylenmemiş bir ihtiyaç. Kaygı, bastırıldığında karmaşıklaşır;
duyulduğunda sadeleşir.
Kaygı duymaya direnmek, kırılganlığı sürekli ertelemektir. Kaygı duymak ise onunla
aynı odada kalabilmektir. Ne onu kovmaya çalışarak ne de tamamen ona teslim olarak.
Sadece varlığına izin vererek. Ve bazen bu izin, insanın kendine verdiği en sessiz, en
şefkatli alan olur.
Yazar: Fatoş Ölmez
Görsel:https://tr.pinterest.com/pin/817966351122879109/