İki Damla Kayıp

"Bazen hayat, iki farklı ömrün kırgınlığını aynı toprağa bırakır."

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 2 dakika sürmektedir.)

Bazen hayat, iki farklı ömrün kırgınlığını aynı toprağa bırakır. 

O gün, salıncakları pas tutmuş eski parkın ortasında, yılların yorgunluğunu taşıyan bir banka oturmuş yaşlı adamla, dizlerinin üzerine çökmüş, bir ihtimal canı yanmış gibi duran ufaklık tam da böyle bir karşılaşmanın sessiz tanıklarıydı. Sakin bir cumartesi sabahı, havada hafif bir esinti vardı. Kasım yaprakları yerde ince bir hışırtı bırakıyor ve çocuğun titreyen iç çekişlerine hafifçe eşlik ediyordu. İkisinin de bakışları yere dönüktü; biri kaybettiğinin çok uzağında, biri ise düşürdüğünün hemen yanındaydı. O an, içlerindeki fırtına, titrek bir gözyaşıyla akmak üzereydi toprağa. Kimse fark etmedi ancak toprağa düşmek üzere olan bu iki damla, farklı ömürlerin aynı kırgınlığını taşıyordu sırtında.

Yaşlı adam, başını kaldırmadı. Gözlerini, kaybını sahiplenen toprağa dikti; içine girercesine, “Beni de al.” dercesine, ısrarla baktı toprağa. Sanki başını kaldırsa içi parçalanacak ve etrafa dağılacaktı biriktirdiği kederi. Bankın kenarına dayanmış bastonu ise eşinin kaybından sonra onu ayakta tutan tek şeydi. Aklı, soğuk bir hastane koridoruna gidip geliyor; kapı aralandığında omzuna çöken ağırlığı, parmaklarının bastonunu bırakacak kadar uyuştuğunu hatırlıyordu. Düşünmemeye çalıştı ancak durdurmaya çalıştığı bu düşünce, kasımın solgun ışığı gibi sürekli geri dönüyordu. 

Ufaklık ise hâlâ dizlerinin üzerindeydi. Öylece kalmış; bir elini topraklanmış şekerine uzatıyor, diğer eliyle yanağından süzülmekte olan damlayı silmeye çalışıyordu. Şekerin toprağa değdiği o anda eksilmiş; sanki bütün sıcaklığı o küçücük düşüşle elinden kaymış gibiydi. Belki acının adı küçüktü ancak ağırlığı çökmüştü zayıf omuzlarına. Küçük kalbinde henüz tanımlayamadığı bir acıydı bu. Parmak ucuyla şekerini yoklamak istedi. Ne var ki üzerine yapışan toprak “Artık o, senin şekerin değil.” der gibiydi. Ufaklık, çaresizce yüzünü buruşturdu ve belki de ilk defa kaybetmenin tadını toprakla karışmış bir şekerle aldı.

Sonunda gerçekleşmesi kaçınılmaz o an geldi. Yaşlı adam, başını hafifçe kaldırdı ve ufaklığın bakışlarına değdi gözleri. İkisinin de kirpiklerinde aynı parlaklık asılıydı; düşmeye hazır, tutunacak yeri kalmamış bir damla.

Sessizce baktılar birbirlerine. İlk ve sonun buluşması gibiydi o an. Biri sonun ağırlığını, diğeriyse ilkin acısını anlamış gibi.

Eda Demiral

 Görsel, yapay zekâ tarafından oluşturulmuştur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.