Mahzen’den Sızıntılar 

Yeraltına gömmeye çalışıp her seferinde üstüne toprak atsak da değerli görmediklerimiz yeryüzüne çıkmaktan başka bir çare bulamıyordu çünkü asıl değerli diyebildiğimiz şeyler toprak altında kalıp üstünden yüzyıllar geçtikten sonra bulunduğunda kendi değerini oluşturuyordu."

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 3 dakika sürmektedir.)

Dibi görünmeyen bir okyanusta ilk önce batsa da ruh kırıntısı kalmayan bedeninin yüzeye çıkması gibi kendi ruhunun mahzeninde herkesten sakladığın o kutunun ortaya çıkmasından korkuyor musun?  O kutunun varlığı mı yoksa içindekilerin varlığı mı seni rahatsız eden?

Yeraltına gömmeye çalışıp her seferinde üstüne toprak atsak da değerli görmediklerimiz yeryüzüne çıkmaktan başka bir çare bulamıyordu çünkü asıl değerli diyebildiğimiz şeyler toprak altında kalıp üstünden yüzyıllar geçtikten sonra bulunduğunda kendi değerini oluşturuyordu.  Bizim hep gördüğümüz bu şekildeydi. Böyle olmalıydı.

O yüzden bende kendi kutumu hep bir yerlere gömmeye çalışmıştım. Ne kadar yürüsem de onu kendimden uzağa götürmek istesem de bir süre yorulup yere koyduğumda onu elimden bıraktığım an hissettiğim eksikliği tarif edemiyordum. Gömmeye çalışıp üstünü toprakla kapatsam da kutu bir şekilde yüzeye çıkıp o toprakları üstünden kolayca savurup beni bulmayı başarıyordu. Nereye gitsem sürekli benimleydi. Peki içinde ne olduğunu hatırlıyor muydum? Yanımda bulunması onun neyle dolu olduğunu bilmem gerektiği anlamına gelmiyor muydu? Hatıralar zihnimde birbirine karışıp bir karmaşa oluşturarak onları hatırlamama izin vermiyordu. Kutudan zaman zaman etrafı kaplayan his bulutları çıkıyor, tüm etrafımı sarıyordu. Ruhum bazen oluşan sisle etrafı göremeyip acıyla kıvranıyor bazense oldukça mutlu görünüyordu. Bu birbirine oldukça zıt olan hisleri anlamaktan fazlasıyla yoruluyordum. Neye inanacağını algılayamayan ben elimdeki bu ağırlıkla ne yapacağımı da bilemiyordum. Onu saklamak için gittiğim her bahçede ona benzer hiçbir şeye rastlamamıştım. Herkesin benzer şeylere sahip olduğunu biliyor, duyuyor ama nasıl bu kadar iyi göstermediklerini anlamıyordum. Geri dönmeye mecbur kaldığımda aslında kutuda olması gereken ama etrafımda uzun zamandır hissettiğim hissin varlığıyla kendime geldiğimi fark edişimle tam olarak nasıl hissetmemi sağladığını anlayamasamda tek bildiğimin onun da kutuda olması gerektiği oluyordu. 

His etrafı değil sanki sadece beni sarmalıyordu. Hava bile o hisse çekilmişti. Nefesim bana ait değilmiş gibi her yer sessizliğe bürünmüştü. Kafamı kaldırıp gökyüzüne baktığımda her şeye rağmen parlayan yıldızları görebiliyorken indirdiğimde gördüklerim bir tütsü dumanından ibaret gibiydi. Dokunduğum an kayboluyor ama kendini yenileyebiliyordu.    

Parmaklarımın arasında kayıp gidiyor, onu tutmama izin vermiyordu. Sızan birkaç sis bulutu anlık olarak hissettirmese de ona alışmamla birlikte bu hissizlik farlı bir şeye dönüşüyordu. Burnuma dolan koku kendimi güvenli ve güçlü hissettiriyordu. Belki de kutuyu bıraktığımda gelen eksikliğin sebebi ağırlığının bende dengeyi sağlamasıydı. Vücuduma bağlı bir parça olmuştu ya da zaten ona aitti. Asıl denge onu bıraktığım an bozuluyordu. Benim bana zarar veren olarak baktığım bu kutu belki de benim bu kadar ben olmamın sebebiydi. Bilmeden kendimi kendimden saklayarak kendimden vazgeçecektim oysaki. 

Okyanusta yüzeye vuran beden, kendini ölmüş sanıp ruhunu bedenden ayırırken yeni bir ben olarak geri döndürmeyi başarmıştım. Kayıplarım, acılarım veya bana zarar verdiğini düşündüğüm her duygu beni yüzeye taşımıştı. Düşündüklerim hislerimle uyuşmamıştı belki de sadece. O yüzden mi korkmuştum sahi? Aslında batan bedenimken ruhum tekrar su yüzeyine çıkmayı tercih etmişti. Onun ciğerlerine hava dolmasına sebep olmuştu. Bu, ölümden değil yeniden doğmak istediğimdendi çünkü.

Elif Özcan 

https://pin.it/7CkyWvJ1Q

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.