GERÇEK BİR BEN

"Ben karanlığı elde edebilmek için bütün ışıklarımı kapattığımda bile aydınlık bir kapı önümdeymiş. Sadece kapıyı açıp kabul etmemi beklemiş. Neyi mi? Var olduğunu… "

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık dört dakika sürmektedir.)

En son açtığım defteri de kapattım. Yıllardır emekle tuttuğum günlüklerimin her birinden birkaç sayfa okudum bugün. Yazdıklarım kaçtı gözüme. Gözlerimden istemsiz akan damlaların sebebi onlar. Geçmişle şimdiyi yüzleştirdim. Aman Tanrım! Ne kadar da değişmişim ve değişmiş her şey.

Mesela asla boyatmam dediğim saçlarımın uçları artık mavi, en yakın arkadaşım artık düşmanım, artık adı Pamuk olan bir kedim var, maalesef ki artık denizi olmayan bir şehirde yaşıyorum… Hâlâ geceleri sayfalarca yazıyor olmam dışında her şey değişmiş sanki. En çok da ben değişmişim. Eski, çocuksu neşem gitmiş, kalbimde kalan son sevgi kırıntıları alınmış ve yalnızlığıma bağlanmışım. 

Neden mi bu hâldeyim? İnsanlar… İnsanların kötülüğünü, sevgisizliğini, vefasızlığını, nefretini görmüşüm öncesinde. Sonrasında ise kalabalık bir yalnızlığa mahkûm etmişim kendimi.

Önümdeki günlüklerden parçalar okudukça anladım ki alışabilirim duygusuzluğa, yapabilirim sanmışım. Ama itiraf etmeliyim ki umudum hiç bitmemiş. Bunu şimdi anlıyorum. İçimde bir yerde hayata, insanlara ve kendime dair o umut hiç sönmemiş. Ben karanlığı elde edebilmek için bütün ışıklarımı kapattığımda bile aydınlık bir kapı önümdeymiş. Sadece kapıyı açıp kabul etmemi beklemiş. Neyi mi? Var olduğunu… Aydınlığın da karanlığın da içimizde var olduğunu…

Birçoğumuz birbirini tamamlayan bu iki kavramın varlığının bilincindeyiz. Fakat neden reddediyoruz. Karanlığı ya da aydınlığı reddetmek mantıklı mı? Tüm dünya karanlık ya da sadece aydınlık olabilir mi? Aydınlık, karanlık olduğu için; karanlık, aydınlık olduğu için varlığını sürdürmekte bu evrende. Çünkü bu evren tek bir tanesi için oluşturulmamış olacak ki içerisinde her ikisini de barındırıyor.

Doğal bir dengede ilerliyor yaşam. Ben, kendime yani benliğime karşı çıkarak belki de bozuyorum bu dengeyi. Kimsenin dünyası benim yüzümden sarsılmaz tabii ki ama ya benim dünyam sarsılırsa? Ya kendi gerçek benliğime dönmenin vakti geldiyse?

Eski yazılarımı okuduktan sonra gözlerimi kapattım. Kısa bir süre öylece, gözlerim kapalı bir hâlde kalarak içimde, sessizce ne yapmam gerektiğini ve gerçekten kim olduğumu, ne istediğimi sorguladım. Anılar düştü kapalı gözlerimin arkasındaki siyah ekrana. Sonra bir ürperti hissettim vücudumda. Özlemdi hissettiğim. Eski beni özlemiştim. Belki de gerçek beni demeliydim.

“Zararın neresinden dönersen kârdır.” demişler ya… Reddetmeyeceğim artık. Aydınlık beni de karanlık beni de reddetmeyeceğim. Kısıtlamayacağım kendimi. Dolu dolu yaşayacağım, dibine kadar seveceğim, kahkahalar atacağım, gözlerim şişip burnum kızarana kadar ağlayacağım ve hatta bazen nefret edip kin bile tutacağım. Hissedeceğim hayatı en derin hâliyle.

Son defteri de kapattım ve diğerlerini de alıp kitaplığıma yerleştirdim ve arkama dönüp çalışma odama göz gezdirdim. Gözlerime daha bir parlak geliyordu her şey. Güneş açmış gibiydi odamda. Hâlbuki henüz gecenin bir yarısıydı. Bir anda enerjim değişmişti. Odam, evim, yaşadığım şehir ve hatta ben bile ışıltılı görünüyordum gözlerime. Tek bir farkındalık, bir insanın yaşama olan bakışını bu kadar değiştirebiliyordu işte!

O gece, uzun zaman sonra ilk defa huzurla uyudum ve uyandığımda bir umudum vardı; aydınlık tarafımı kabullenişimle birlikte benliğime tekrar yüklenen umudum… Her gün beni yaşamaya teşvik edecek olan aydınlık tarafımın bir parçası… 

Kübra Fatma Demir                                                                                                                                       

https://pin.it/52WLf9ggM

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.