Çoğumuzun hatta hepimizin korkuyla beklediği o lanetli gün muhtemelen pazartesidir. İşbaşı, okul günlerinin başlangıcı hatta sınavlar bile genelde pazartesiye konulur. Böyle bir günü neden ayın önerileri sayfasında şereflendirmek istiyorum? Hepimizin ortak olduğunu düşündüğüm duygularını ifade etmek, bu günün sanatçılarda ne tür düşünceler ve hayaller doğurduğunu göstermek istiyorum. Öyleyse hemen pazartesiyi gözler önüne sunan bu yapıtlara geçelim. İyi okumalar…
Oku: Kırmızı Pazartesi / Gabriel Garcia Marquez
Hepimizin şanssızlıklarla boğuştuğu haftanın ilk gününde herhalde hiçbirimiz Santiago kadar bahtsız bir kaderle yüzleşmek zorunda kalmamışızdır. Bir düğün gününde gelinin bakire olmadığı anlaşıldığında şanssızlığı başlar. Gelin, Santiago’nun namusunu çaldığını söyler ama gülünç bir şekilde nerede ve ne zaman olduğunu söylemez. Sadece bu ithamla gelinin kardeşleri Santiago’yu öldürmek için şehirde aramaya başlar. Klasik bir namus cinayetini işlemeye hazırdırlar. Santiago hariç bütün şehir halkı bundan haberdardır ama kimse ne öldürmeye gönülsüz kardeşleri durdurmaya çalışır ne de Santiago’ya haber verir. Santiago, piskoposun gelişini kutlamakla meşguldür. Gün içinde bir şekilde kardeşlerle denk gelmemeyi başarır. Eve döndüğünde nişanlısı onu evden kovar ve sonunda haberdar olur. Santiago kaçacak bir delik arayışına girer. Marquez’in en ünlü romanlarından olan Kırmızı Pazartesi aslında bir oturuşta bitirilebilecek trajikomik bir öyküdür (120 sayfa).
İzle: Lundi Matin (2001) / Otari Iosseliani
Vincent, herkesin gözünde etkisiz, görünmez, sıradan bir adamdır. Ne ailesi ona bir şey sorduğunda tepki verir ne de iş yerinde istekleri yerine getirilir. Özellikle iş yerinde sigara içemiyor oluşu Vincent’ı delirtir. Şu hayatta zevk aldığı tek şey resim çizmektir.Sonunda Vincent’ın burasına gelir ve işyerinden ayrılıp bir sigara yakar, Venedik’e gider. Bu anlık karardan aslında neredeyse kimse etkilenmemiş, sadece karısı biraz kızmıştır. Vincent Venedik’ e gitmişken ev halkının ve köy halkının neler yaptığına bakarız. Film, küçük insanların küçük detaylarıyla meşgul eder bizi. Bu sırada Vincent şehri gezer, resim çizer, soyulur ve bir arkadaşıyla görüşür. Şehrin ruhunu turistlerin göremediğini söylerler. Eninde sonunda Vincent evine ve monoton hayatına geri döner. Karısı ona kızgın olsa da kucak açar. Film aslında hepimizin yoğun hayatlarımızdan bazen uzaklaşıp, üçüncü bir gözden etrafı ve kendimizi izlememiz gerektiğini anlatıyor ve tavsiye ediyor. Tatillerin önemini vurguluyor.
Dinle: Pazartesi / Büyük Ev Ablukada
Daha yeni çıkan Defansif Dizayn albümü aslında benim ve birçoğunun favorileri arasına girdi diyebilirim. Pazartesi de bu albümde bulunan ilk şarkı. 2020’deki pandemiden sonra insanların geri işe ve hayata dönüşünün ne kadar zor olduğunu, birçoğumuzun hala pandemi depresyonunu atlatamadığımızı yorumluyor aslında. Bunu tabii ki yorucu pazartesiler üstünden yapıyor. Oldukça eğlenceli, tempolu ve düşüncelerimizi aynen kağıda döken bir parça. Büyük Ev Ablukada’nın her parçasını önermemin yanında Pazartesi işe giden, okula giden pek çok insanın sıkıntısını anlatıyor.
Düşün: Blue Monday / Annie Lee
Anlatılacak pek bir şey yok aslında. Resme baktığımızda anlıyoruz. Her sabah yorgun ve üzgün hissederek kalktığınız oldu mu hiç? “Feeling blue” aslında depresif ve üzgün olduğumuzu anlatan bir deyim. Blue Monday’de hem “mavi pazartesi” diye hem de “depresif pazartesi” diye çevrilebilir. Resme baktığımızda Afrika kökenli bir kadının her şeye rağmen, hissettiklerine ve önünde onu bekleyen güne rağmen, yataktan kalktığı ve hayatına devam ettiği görülüyor…
Yazar: Eylül Çelik