Zihin Yolculuğu Bölüm 2: Sen Evrenin Hangi Sırrısın?

''Düşün sevgili okur; varlığını düşün, ruhunu düşün, “sen” diye bildiğin şeyi düşün… Kaldırıp başını gökyüzüne sor kendine, sen evrenin hangi küçük sırrısın?''

Zihin Yolculuğu Bölüm 2: Sen Evrenin Hangi Sırrısın?

(Bu yazıyı okumak yaklaşık 4 dakika sürmektedir.)

Minicik parmakların birleştiği minicik avuçlar dünyayı selamlıyor; titrek ve yardıma muhtaç bir ses yankılanıyor yeryüzünde ilk defa; sessizce yeni bir soluk kazanıyor atmosfer… Yeni bir insan dünyaya geliyor. Sahip olduğu tüm enerjiyi dünyanın bilinmezliklerine alışmak ve oluşturulmuş tüm düzene uyum sağlamak üzere kullanıyor insan; gelişiyor, öğreniyor ve hissediyor. Evren ona varlığı için tonlarca soru yöneltiyor ve tonlarca cevap üretiyor. Milyonlarca ihtimalin birisi olarak dünyaya gelmeyi başarmış olan bu varlık yine milyonlarca ihtimali tadarak bir ömrü tamamlıyor ve göç edip gidiyor bu dünyadan. Bir serüven boyu yaşıyor insan, serüvenin sonunda ise bıraktığı ve bırakamadığı tüm izlerle birlikte yok olup gidiyor. Yani doğuyor, büyüyor ve ölüyor; basitçe tanımlayınca üç kelimeye sığdırabileceğimiz hayatlarımızın aslında hiç de basit olmadığını neredeyse doğduğumuz andan beri hissediyoruz. 

Serüvenin başlangıcından, doğumundan beri hissetmiş olduğun tüm duygularını; bir nedene ve bir sonuca bağladığın tüm davranışlarını; yaşamaya devam etmek için gösterdiğin tüm çabayı ve neden hala hayatta olduğunu açıkladığın tüm sebepleri nerede topluyorsun sevgili okur? Kırgınlıklarından bahsettiğinde ilk hangi yerin acıyor, mutluluklarını tanımlarken hangi isimler, hangi mekanlar canlanıyor gözünde? Orayı neden sevmiştin, o insanı neden sevmiştin, neden orada çalışmayı bıraktın ya da neden hala bunu okuyorsun? Tüm bunları yapmanı sağlayan şey göğsünün ortasında atışlarını hissettiğin bir organ mı yoksa somut olarak rastlaşmadığın ama varlığını hissettiğin bir zihin mi? Yoksa minik bedeninle seninle yaşamaya başlayıp sen ölene kadar her şeyini gözeten yaşam dolu bir ruh mu? Ruhun var mı sevgili okur yoksa ruh demek senin için yalnızca dinsel bir fenomen mi; tüm bunları sen mi yaşıyorsun yoksa o mu? 

Bir varmış, bir yokmuş… Felsefe öncesinde, evrenin sunduğu tüm soruları ve cevapları düşünen bir grup düşünür, insan ruhunun bedenden ayrıldıktan sonra da yaşamını sürdüren canlı bir soluk olduğuna ve ölümden sonra da var olduğuna inanmıştır. İnsanın canlılığını sağlayan ve ölümle birlikte bedeni terk eden ruh, yani psykhe, nefesle bağdaşan bir varlık olarak görülmüştür (Dürüşken, 2013). Zihin yolculuğu serisinin bu bölümünde yine psykhe’nin çeşitli düşünürler tarafından nasıl yorumlandığını anlatmaya devam edeceğim ama öncelikle ilk bölümde yer vermemiş olduğum iki düşünürü-şairi- anlatmak istiyorum: Homeros ve Pindaros.

İlk Yunan düşüncesinde akla gelen önemli temsilcilerden birisi olan Homeros ruhla ilgili olarak iki şeyden bahseder: Psykhe ve Tyhmos. Psykhe Homeros’a göre iki şekilde tanımlanır: Yaşam ilkesi ve bir ölünün gölgesi (eidolon). Thymos’u ise Psykhe’den ayrı tutarak insanın diyaframında yer alan, düşünme ve duyumsamaya neden olan bir varlık olarak tanımlar Homeros (Dürüşken, 2013). Bu terim karşılık olarak “istenç, ruh, zihin” gibi anlamlara gelmektedir. Thuo (kurban etmek) fiilinden türeyen Thymos terimi kanın sıcak şekilde akışına işaret eder. Bilinçle, kalple ve solukla ilişkilendirilerek görme duyma koku alma gibi duyumların kaynağı olarak kabul edilir. Duygular ve düşünceler değişirse Thymos da değişir çünkü Thymos kanla karışık dinamik bir soluktur ve bu soluk dışarıdan alınan bir hava değil, bedenin sağlığına bağlı olarak değişen buharlı, kanla karışık, soyut bir havadır. Psykhe ise somut, algılanan bir soluktur (Dürüşken, 2013).

Psykhe kavramını kullanan bir diğer düşünür-şair ise Pindaros’tur. Ona göre insan bedeni ölüm çağrısına boyun eğdikten sonra geriye “Eidolon” yani hayal kalır. İnsan bedeni aktifken bu hayal uykudadır ve insana neşe ve üzüntü yaratan tanrısal kararları bildirir. Yani, insan bedeninde uyur halde olan ikinci bir “ben” vardır ve tanrısal kökenli olarak kabul edilen bu “ben” hayal olarak tanımlanır (Dürüşken, 2013). Ancak daha sonra İ.Ö. 6 yy. Orphik eserlerinde rastlanan “psykhe” kavramı Homeros ve Pindaros’un görüşlerinden farklılaşarak rüzgârın soluğunda taşınan ve yaşamın başlangıcında insanın içine nüfuz eden bir özellik taşıyacak ve Anaksimenes’in de söz etmiş olduğu “havayı yaşam ilkesi olarak görme” anlayışına öncülük edecek fikir olacaktır (Dürüşken, 2013). 

Daha sonralardan ortaya çıkan ve Aristoteles’in “Ruh Üzerine” isimli kitabında yer verilen ruh görüşleri arasında “uyum ve kendi kendine hareket” görüşü yer alır. Bu görüşe sahip isimlerden birisi ise Empedokles’tir. Ona göre ruhun yeri kalptir çünkü kalp evreni oluşturan dört ana maddeye (toprak, su, hava ateş) sahip tek organdır (Dirmilli, 2019). Ayrıca Empedokles evrendeki her şeye canlılık yükler çünkü ona göre “Her şey düşünür, haz duyar ve acı çeker” (Arslan, 2016, s. 283). Evrendeki her şey canlıdır çünkü her şey dört ana maddenin sevgiyle birleşip nefretle ayrılmasından oluşur. Bu sebeple her şeyin içinde haz duyan, acı çeken bir şey vardır. Eğer evrendeki her şey canlı ise canlılığı sağlayan ruh, evrendeki her şeyde de bulunmaktadır. Empedokles benzer benzerle bilinir mantığından yola çıkarak gözün nesneleri algılaması örneğini verir. İç kısmı ateşten, dış şeffaf kısmı ise sudan oluşan gözün varlıkları görmemizi sağlamasının; nesnelerden yansıyan ışık ve bizden çıkan ışınların kesişmesiyle gerçekleştiğini söyler. Yine her varlığın yapısına göre bu algılama seçenekleri, düşünme, haz ve acı da dahil edilerek değişmektedir (Dirmilli, 2019). 

Bir diğer şekilde ruhun hareket eden bir sayı, bir birlik olduğunu öne süren görüşün en önemli temsilcilerinden birisi de Pythagorasçılar’dır. Onlara göre her şeyin ana maddesi (arkhe) sayıdır. Aristoteles ruhun hareket eden bir birlik olduğu görüşünü çeşitli argümanlarla eleştirerek yetersiz bulur (Aristoteles, 2014). Her şeyde ruhun bulunduğu görüşüne sahip Thales’e göre ise evrenin ana maddesi (arkhe) sudur. Su kendiliğinden canlı olan bir varlık olduğu için kendi kendine değişip türlü biçimler alır. Bu sebeple su ve suda bulunan her şey canlıdır ve yaratıcıdır (Gökberk, 2011, s. 21). Yani Thales’e göre her şeyin tanrılarla dolu olduğu düşüncesinin nedeni ruhun her şeye karışmış olması olarak açıklanır.  

Şu anda gerçek olduğunu kabul ettiğimiz hiçbir şey şu anki haliyle ortaya çıkmadı, sevgili okur. Evren, tüm bilinmezliklerini sıralı kapılar halinde çıkarıyor insanlığın karşısına. Bildiğimiz her şey evrenin küçük bir sırrı; kendi benliğimiz de buna dahil. Bu sırları çözmek ise insanlığın o kapıya ellerini uzatıp açmasıyla, düşünmesiyle, araştırmasıyla, tartışmasıyla gerçekleşebiliyor ancak. Düşün sevgili okur; varlığını düşün, ruhunu düşün, “sen” diye bildiğin şeyi düşün… Kaldırıp başını gökyüzüne sor kendine, sen evrenin hangi küçük sırrısın? 

Yazar: Sıla Arslan

Kaynakça:

Aristoteles. (2014). Ruh Üzerine (4 b.). (Z. Özcan, Çev.) Ankara: Sentez Yayıncılık.

Arslan, A. (2016). İlkçağ Felsefe Tarihi Aristoteles (5 b.). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

Dirmilli, H. (2019) Aristoteles’in Ruh Görüşünün Zihin Kuramlarına Yansıması (Yüksek Lisans Tezi). Necmettin Erbakan Üniversitesi, Konya.

Dürüşken, Ç. (2013, Temmuz 30). Antikçağ’da Psykhe Kavramına Genel Bir Bakış. Felsefe Arşivi 0.

Gökberk, M. (2011). Felsefe Tarihi (21 b.). İstanbul: Remzi Kitabevi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.