BENLİKTEKİ YALNIZLIK

Ben olmayı henüz öğrenemeden daha iyi bir "Ben" olmak uğruna mücadele veririz. Özünde hepimizin insan olduğunu unutur, popüler kültürün dünyayı ele geçirdiği bu çağda, kalabalıklar içerisinde yalnız kalarak aslında yalnızlığın bir başka yüzü ile karşı karşıya kalırız.

Varoluşsal sancılarımız sizce kaç yaşından itibaren başlar? Kendim için 16 diyebilirim. Kiminiz 13 diyecektir, kiminiz 22, kiminiz de 35. Birbirinden farklı zamanlara sahibiz, tıpkı birbirinden farklı parmak izine sahip olduğumuz gibi. Hayatta kendimizi çoğu zaman fark etmeden, çoğu zaman da bilinçli bir şekilde derin içsel kavgaların derin deryasına bırakır, hakikati bulma savaşı veririz. Hakikati bulmak için kendimizi tanımak; kendimizi tanımak için de bütün geleneksel bakış açılarından, toplumun koyduğu sınırlardan ve kendimize koyduğumuz sınırlardan uzaklaşmak, kuş bakışı bakabilmek lazımdır. En önemlisi de bunu içinde bulunduğumuz ve hayatın hızla ilerlediği dijital çağında, insanların korkulu rüyası olan “yalnız olma” kavramına dost olabilmekle yapabiliriz. 

Sahi yalnız kalmaktan, kendimizle zaman geçirmekten neden korkarız? Kimi toplumlarda insanın kendisi ile baş başa yemek yemesi, sinemaya, tiyatroya, konsere, festivale, kafeye vb. yerlere giderek insanı doyuran etkinlikler yapması “yalnız” olarak nitelendiriliyor. Küçük İskender şöyle diyor: “Hiçbir lokantada tek başınıza oturabileceğiniz şekilde dizayn edilmiş masa bulamazsınız, toplum sizi yalnızlıktan kurtarmak için gerekirse ruh sağlığınızla oynar.” Çok uzaklaşmadan kendi toplumumuzdaki basit bir örneğe göz atalım. Küçüklüğümüzde annelerimiz ile birlikte gittiğimiz o nefis yemekli altın günü etkinliklerinde dönen muhabbetleri hala hatırlarız. 30-35 yaşına gelen bir kadının ve 40-45 yaşına gelen bir erkeğin kendisine hala bir yol arkadaşı bulamamış olması korkunç bir yalnızlık örneği olurdu. Bir düzeltme yapalım. Bulamamış olmaları mı, yoksa bulmak istememiş olmaları mı? Küçük bir çocuk eğer köşede bir başına oyun oynuyorsa, ebeveynlerden şu sözleri duyacak olmanız çok olası: “Vah vah içine kapanık bu çocuk.” Halbuki o çocuk kendi hayal dünyasını kim bilir ne renklere boyuyor, kendi kendine yıkıp inşa ettiği legolarından neler öğreniyordu. Aslında çocuk, kendi kendine yetebilmenin ve neler yapabileceğini görmenin tadına varıyordu.

Kendimizi bulma arayışlarımız süre giderken, kimi zaman yakın çevremizin ruhlarımıza hançer vurarak çürüten sözlerine maruz kalırız. Ben olmayı henüz öğrenemeden daha iyi bir “Ben” olmak uğruna mücadele veririz. Özünde hepimizin insan olduğunu unutur, popüler kültürün dünyayı ele geçirdiği bu çağda, kalabalıklar içerisinde yalnız kalarak aslında yalnızlığın bir başka yüzü ile karşı karşıya kalırız. Bahsettiğim yalnızlık günümüz toplumlarında bizlere zavallı diye atfedilen insanların sahip olduğu bir yalnızlık değil. İçimizde var olandır, vücut bulmuş her ruhun sahip olduğudur ve kendini büyütebildiğin, tüm yaralarınla, güzelliklerinle hissedebildiğindir. Elbette bizler sosyal birer hayvanlarız ve kalabalıklar içinde ruhlarımızı doyurmaya, ortak izlerden ve duygulardan oluşan anıları paylaşıp beraber yaşamaya, farklılıklarımızla birbirimizin dünyalarına yepyeni pencereler açmaya ihtiyacımız var. Ancak Michel Foucault’un da dediği gibi: “Eğer bir kişi yalnız olmayı beceremiyorsa, başkalarıyla bir arada olmayı da beceremez.” O insan kendisinin değil, başkalarının kalkanlarını kullanmaya başlar.

Öte yandan zamanın hızla aktığı ve insanlar gibi engellere takılmadığı su götürmez bir gerçek. Bütün dünya bu akıntıya kendisini öyle savunmasız bir biçimde, kürekleri ellerinden atarak bırakmış ki etten kemikten bedenin içerisindeki rengarenk bir ruhla var olduğunu unutarak, elindekilerinin ve yüreğindekilerinin ne olduklarını hatta var olduklarının bilincinde olmadan hep daha fazlasını isteyerek kendini tamamlayabilme telaşına düşmektedir. Ancak gerçek şu ki, her tamamlanış bir başka eksiğimizle yüzleşmemize neden olmaktadır. 

Yalnızlığınıza sarılın, içinizdeki benliğin, şefkatin sesine kulak verin ve derinlerdeki hazineyi bulun çünkü çok güzel bir kitabın da dediği gibi: “ Daha derinlere inip motivasyonlarınızın kaynağını bulun! Hiç kimsenin bir şeyi sırf başka birisi için yapmadığını göreceksiniz. İnsanın bütün eylemleri kendisine yöneliktir, bütün hizmetleri kendine hizmettir, bütün sevgisi kendini sevmesindendir.” 

Yazar: Ceren Bayram 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.