Geçmişte ayıların yavrularını bir yağ yığını olarak doğurduğunu ve annelerinin onları yalayarak şekillendirdiğine inanılırmış. Öyle sanıyorum ki Fransızlar da “iyi yalanmamış ayı” deyimini buradan yola çıkarak kaba ve dik başlı çocuklar için kullanılıyor.
Deyimin üzerine düşünüldüğünde doğruluk payının ne kadar fazla olduğunu fark etmek mümkün. Ebeveynler bazen severek, bazen istemeyerek, bazen ihmal ederek, bazen yok sayarak çocuğu şekillendirirler. Tabi çocuğun biyolojik yatkınlıkları da tüm süreci etkiler ama sinir bilimin heyecan verici araştırmaları bize gösteriyor ki çocuğun tecrübeleri biyolojik bazı unsurları değiştirebiliyor.
Harlow’un maymunlar üzerinde yaptığı deneyde ortaya çıktı ki yeni doğan maymunlar yiyecek ve su kadar sıcaklığa, temasa ve rahatlığa da ihtiyaç duyar, bu ihtiyaçlar insan türüne ait bebekler için de geçerlidir. Maia Szalavitz, Born For Love: Why Emphaty Is Essential And Endargered adlı kitabında bebek yetimhanelerinin varlığına karşı çıkıyor çünkü kitabında bahsettiği istatistiklere göre bebeklerin, bebek yetimhanelerinde yetiştirilmesi üç bebekten birinin ölümüyle sonuçlanıyor. Geriye kalan bebeklerin yarısının ise, genel popülasyona oran ile en az iki kat fazla zihinsel rahatsızlık geçirdiği görülüyor. Bir bebek yetimhanede neden ölür? Bebekler temel olarak sevgisizlikten ölüyorlar. Bebeklerin büyüme hormonu üretimi ve bağışıklık sisteminin uyarılması yeterince yakın ilişki kuramadığında mümkün olmuyor ve bebeğin bağışıklık sistemi çökmeye başlıyor. Böyle büyük hasarlar vermese de ihmalkar, sevgisiz veya saldırgan bir ailede yetişen bir çocuk normal bir şekilde gelişebilir, hatta zeka olarak üstün nitelendirilebilir fakat duygusal açıdan kötürüm kalır.
Çocuklar ilk 2 yıl anneye bağımlıdır. Anne çocuğun verdiği sinyallere sevgiye, zamanında ve yeteri kadar cevap verdiğinde kurulan güvenli sevgi bağı insanın bütün ömrü boyunca yaşadığı ilişkileri etkileyecektir. Bu bağ bebeğin ikili ilişkilerde düzenli veya düzensiz, kaliteli ya da kalitesiz, sevgi ya da nefret dolu, özgüvenli ya da kaygılı olmasına yol açacaktır. Ebeveynlerinden cevap alabilen, onlarla ilişki kurabilen ve oyun oynayabilen çocuklar çevresel sinir sisteminde aşırı stres yaşamayacak şekilde olgunlaşma gösterirler. Böylece prefrontal korteksleri eksiksiz gelişir ve ileriki hayatlarında kullanacakları doğru bilgiyi elde ederler. Dürtülerini sınırlamayı, duyguları üzerine düşünmeyi öğrenirler. Çocuk sahibi olmak ne kadar güzelse sorumlulukları da o denli fazladır ancak bu sizi tedirgin etmesin paranoyak düşünceler geliştirerek sizi sadece iyi ebeveyn olmayı düşünecek hale getirmesin. Siz ebeveyn olarak kendinize güvenir ve çocuğunuzla kaliteli zaman geçirirseniz, her şeyin yolunda gittiğini göreceksiniz.
Yazar: Büşra Böyükgöz
Kaynakça:
Schützenberger, A. A. (2019)Psikosoybilim İstanbul: Türkiye İş Bankası Yayınları:
Sayar, K. Dinç, M.(2011) Psikolojiye Giriş) İstanbul:Dem Yayınları
Jarrett, C. (2011) 30 Saniyede Psikoloji. Çin: Caretta