“Bir dil, bir insan; iki dil, iki insan” mıdır?
Zihnimizdeki şemaların ya da renklerin, zamanın, geçmişin ve geleceğin zihnimizdeki algısını nelerin belirlediğini ya da bunların temelinin neye dayandığını, dünyayı algılamamızın insanlar ve toplumlardaki farklarının nedenini merak etmişsinizdir. Genelde bu farklılıkların nedenini kültürel olarak açıklarız. Peki bunların asıl sebebinin kültürel farklar değil de dilin kendisi olabileceğini hiç düşündünüz mü? İşte karşınızda Sapir-Whorf hipotezi.
Sapir-Whorf hipotezi adını dilbilimci olan Benjamin Lee Whorf ve Edward Sapir’den almıştır. Genel olarak hipotez, dilin düşünce yapımızı etkilediğini, aslında dilin zihin şemamızı oluşturduğunu ve bunun da dünyayı algılayış biçimimize etki ettiğini savunuyor. Örnek vermek gerekirse, dilin algı üzerindeki etkisini araştıran bir çalışmada gramer cinsiyetine sahip olan iki farklı dilin objeleri tanımlamalarına bakıldı. “Anahtar” Almancada maskülen, İspanyolcada feminen olan bir kelime. Almanlar anahtarı tarif ederken sert, ağır, dişli sıfatlarını, İspanyollar ise küçük, sevimli, parlak ve karmaşık sıfatlarını tercih etmişlerdir. Aynı anahtar, dilin kullanımı değiştiğinde farklı sıfatlarla anlamlandırılmaya başlıyor.
Başka bir örnek üzerinden gidecek olursak; Türkçede aile bağlarını ifade eden çok sayıda kelime mevcut, neredeyse ailedeki her bireye ayrı bir hitap sözcüğü var; hala, yenge, amca, dayı, enişte, baldız vs. ancak İngilizlerde sadece uncle ve aunt kelimesi bütün aile bağlarını açıklamak için yeterli görülüyor. Sadece bu örnekteki kelimelere bakarak bile Türklerde aile bağlarının İngilizlerden daha önemli olduğunu söyleyebiliyoruz değil mi? İşte hipotezin dayandığı temellerden biri de bu, dil yapılarını araştırdığımızda o dili kullanan kişilerin nelere önem verdiklerini bile anlayabiliyoruz.
Aynı zamanda dilin zaman algımıza ve zamanı nasıl tanımladığımıza dair etkisi de yapılan araştırmalarla desteklenmiş durumda. Türkçede geçmişte yapılan bir eylemi anlatırken fiili şahitlik durumuna göre (hikaye ya da rivayet) Rusçada ise fiili cinsiyetine ve yapılan işin bitip bitmeme durumuna göre fiil çekimi yapmamız gerekiyor. Bunlara karşın Endonezya dilinde geçmiş zamanı anlatmak için herhangi bir fiil çekimine ihtiyaç duyulmuyor. Bu örnekler o ülkelerin kültürlerini anlamamıza yardımcı oluyor.
Zaman algıları sadece fiil çekimleriyle değil, geçmiş ve geleceği nerede gördükleriyle de ilişkilendiriliyor. Bununla ilgili yapılan bir çalışmada; alfabelerinin dizimi soldan sağa, sağdan sola ya da yukarıdan aşağıya doğru olan üç farklı topluluğa çiçeğin büyüme evrelerini dizmeleri isteniyor. Topluluklar sıralamaları alfabe dizilerine göre yapıyor. Örneğin Arapça harf kullananlar sağdan sola doğru sıralıyor çünkü onlar için gelecek sol tarafta.
Yapılan araştırmalarda kişilerin kullandıkları dilin zeka tipleriyle de ilişkili olduğu anlaşılmış. Örneğin kişi kendini ifade ederken; “Nasıl bu açıdan bakarsın? Bu işin geleceğini iyi görmüyorum?” gibi görsel duyularına yönelik cümleler kuruyorsa bu kişinin görsel zeka ve hafızasının, “Bu işin sonunu iyi hissetmiyorum.” gibi cümleler kuruyorsa kinestetik zekasının daha gelişmiş olduğu fark edilmiş. Bu araştırma diğerlerinden farklı olarak zeka ve dilin karşılıklı etkisini savunuyor. Sonuçta zeka tipiniz görsel olduğu için de görsel tanımlı cümleler kullanıyor olabilirsiniz.
Hipotezi ilk okuduğunuzda zihninizde “Kültürün hiç mi etkisi yok?” sorusu beliriyor. Hatta kendinizi bu hipotezi eleştiren en temel soruları da sorarken bulabiliyorsunuz. Kültür mü dili etkiliyor yoksa dil mi kültürü etkiliyor? Bu etkinin karşılıklı olduğu kanaatinde olsam da hipotez, dilin etkisinin daha fazla olduğunu savunuyor. Bu noktada hipotez eleştiriliyor çünkü kesin bir şekilde etkinin kaynağının dil olduğu kanıtlanamıyor. Örneğin; Eskimoların deveye karşılık gelen herhangi bir sözcükleri yokken Arapçada devenin yürüyüş biçimine bile farklı bir kelime karşılık geliyor. İşte burada dilin doğduğu coğrafyanın etkisi göz ardı edilmemeli.
Peki araştırmacılar bu eleştirilere karşı dilin etkisini nasıl savunmuş?
Bugüne kadar yapılan araştırmaları, araştırmalardaki etkinin kültür vb. etkilerden değil de dilden kaynaklı olduğunu görebilmek için diğer etkileri ortadan kaldırdıkları bir araştırma yapmışlar: Anadili İngilizce (yatay zaman algısı olan dil) olan insanlara dikey zaman algısı olan Mandarinceyi öğretiyorlar. Araştırma sonucunda İngilizce bilen insanlar, aynı Mandarince bilen insanlar gibi dikey zaman algısına da sahip oluyor ve dikey zaman algısına dair soruları daha kolay cevaplıyorlar.
Aynı zamanda yapılan bir araştırma sonucunda insanların kendi dil kalıplarıyla ilgili sorulan zaman sorularını daha kolay cevap verdikleri görülmüş. Örneğin; zamanı hacim olarak tanımlayan İsveçliler, zamanı uzunluk tanımlarıyla anlamakta zorlanmışlar.
Bu iki araştırmanın sonucu dilin zihnimize etkisini çarpıcı şekilde göstermekte.
Peki ya bu tartışmaları geçmişten geleceğe taşırsak nasıl olur? Sizce yapay zekaya dil öğrettiğimizde onlarda da aynı şekilde zaman-yön algısı farkı oluşuyor mudur? Diller kodlandığında böyle bir etki oluşmuyorsa bunun etkisi nedir ya da oluşuyorsa kodlamayla algı aktarılabilir mi?
Öneri:
- “Arrival” genel olarak Sapir-Whorf hipotezi üzerine kurulmuş bir film. Filmi bir de bu gözle izlemek farklı olabilir. http://www.beyazperde.com/filmler/film-226509/
- Barış Özcan’ın, filmi Sapir-Whorf hipotezi ve zaman algısı üzerinden analiz ettiği videoyu da izleyebilirsin. https://www.youtube.com/watch?v=JWcr4TwcupA
Kaynakça:
Gürsoy, E. (2018). “Röportaj Dizisi- Prof. Dr. Gölge Seferoğlu ile Dilbilim Üzerine Konuştuk (3).” https://www.tzv.org.tr/#/haber/2259.
Boroditsky, L. “Dilimiz Düşünce Tarzımızı Nasıl Şekillendiriyor?” M. B. Dinçaslan(çev.) https://mbdincaslan.com/index.php/ceviriler/item/553-dilvedusunce.
Dinçaslan, M.B. (2017). “Konuşarak hafızamızı değiştirmek mümkün mü?” http://www.karar.com/gorusler/m-bahadirhan-dincaslan-yazdi-konusarak-hafizamizi-degistirmek-mumkun-mu-424821#.
Selcan, Ç. (2017). “Konuştuğumuz Dile Göre Zaman Algımız Değişiyor” Popular Science https://popsci.com.tr/konustugumuz-dile-gore-zaman-algimiz-degisiyor/.
(Erişim Tarihleri: 4 Aralık 2018)
Yazar: Beyza Alkaya