(Bu yazının okunma süresi yaklaşık sonsuz dakika sürmektedir.)
Sevgili Akıl Defterim yolcuları,
Her birimiz bir istasyon durağındayız hayat yolculuğunun. Benzer’siz Blog Ekibi için de kalkış vakti geldi çattı. Hepinizden birer parça taşıdı onların yazıları ve siz de o yazılardan birer parça taşıdınız. Aynı duraklarda karşılaştık sizinle zira aynı duyguları taşıdık, hepimiz biraz tanıdıktık. Onların yazılarını okurken kimi zaman buruktu yüzümüz kimi zaman düşünceli, bazen büyük bir heyecanla bitirdik bazen göz yaşlarıyla.
Hepimiz yolcuyuz bu hayatta, bize bu yolculukta eşlik ettiğiniz için içten bir teşekkürü borç biliyoruz kendimize, sıcak bir gülümseme ile ayrılıyoruz yanınızdan zira Benzer’sizler İstasyonu’ndan kalkıyor tren. Başka bir istasyonda görüşmek üzere.
AMİNE NADİDE ERGÜN:
“Sene sonunda yazılarınıza baktığınızda kaleminizin ne kadar değiştiğini ve geliştiğini görüp çok şaşıracaksınız.” demişlerdi… Her ay severek yazdığımız, dönüp dönüp okuduğumuz, sayesinde hiç tanımadığımız insanlarla “Ben de aynısını hissetmiştim” de buluştuğumuz yazılarımıza baktıkça biraz daha derinden hissettim bunu. Her yazı kendi iç dünyamıza başlattığımız yolculuğa kat edilen bir çabaydı en nihayetinde. Öyle güzel bir çabaydı ki bu. Ellerindeki kalemlerle buluşup saatlerce dertleşebilecek, birbirini hiç görmeden bir ekranın arkasından bile her zaman sevgiyle birbirinin hayatına dokunacak bir sürü arkadaş kazandım. Yıllar geçse de özlem ve sevgiyle emeklerimizi yad edeceğimiz müthiş bir tecrübe bıraktı 22 yaşımda.
Yazdığımız onca ay boyunca bir kez bile görevimi yerine getiriyormuşum gibi hissetmedim. “Burası sizin”,” Bu sizin için var.”” İstediğinizi yapalım, burası bizim.” Bunlar TPÖÇG’lü olduğunuzda her zaman duyacağınız, size kendinizi özgür hissettirecek ve imkanları sevgiyle genişletilmiş gençliğin hevesini verecek şeyler. Hissettiğiniz, yazdığınız, yaşadığınız her şeye sevgi ve saygı duyulan koca bir arkadaş grubu kazanacaksınız. TPÖÇG’de blog yazarı olarak başlayan yolumun sonunu pek çok güzel anıyla, sayısız sohbetle, tanıştığım onca güzel insanla getirdim.
Bu yolda daima kendinizi özel hissetmeye alışacaksınız. Sıradanlıkla güzelleştiğiniz, önemsiz sandıklarınızla taçlandırıldığınız, yazdıkça güzelleştiğiniz, pek çok insanın görmediği şeylere hep birlikte baktığınız bir pencere. Bu pencerenin önü çiçeklerle dolu. Solmayıp daha da yeşererek ayrıldık bu yoldan. Yeni yollara doğru. Gelecek olan yeni çiçeklerin renkleriyle sunacakları şöleni izlemek için sabırsızlanıyorum. Çünkü her zaman kalemimi emanet ettiğim pencerenin yakınlarında, güneşin bu pencereden özgürce salınıp genç insanların hayatlarını aydınlattığını izleyeceğim.
BETÜL BEYZA GÜLTEKİN:
Yine bir eylül akşamı elimde kalem önümde duygularım, bir istasyon durağındayım. Yanımdaki dostlarım bir bir ayrılıyor yanımdan, uğurluyorum her birini kendi yolculuklarına. Belki bir başka istasyon durağında karşılaşmak ümidiyle sarılıyoruz birbirimize. Gülümseyerek bakıyoruz birbirimize biraz hüzün kaplı yüzümüzle. Sonbahar vedalarla gelir.
Benzer’sizlerim; her hafta sabırsızlıkla duygu ve düşünce dünyamı zenginleştiren yazılarınızı bekledim. Her birinizden, her bir yazınızdan pek çok şey öğrendim. Bir cümlenizle düşüncelere daldım, bir öykünüzle duygularımı hatırladım. Gelişiminizi görmek, sizi gözümde büyüttü bir çınar gibi, bense gölgesinde dinlendim. Yazı paylaşım sırasına göre; Neslişah, Özgür, Mert, Nadide, Göksu, Beyza, Eylül, Sıla, Dilara. İşte benim çınarlarım. Canım web sorumlum Fatiha’m, beni hiç yalnız bırakmayan koordinatörüm Sebile’m. İşte benim Benzer’sizler Blog Ekibi’m.
BEYZA NUR FINDIKCI:
Baş kahramanlığa Uzanan Yol
Yazmanın iyileştirici gücüne inanmamla birlikte kendimi blog ekibinde buldum. Hep beraber bir hikâye yazdık defterimize. Mekânı olmasa da hikâyemizin, her toplantıda gülen yüzler, neşeli sözlerle birleştik küçük ekranda. Temas etmedik ama birbirimizin kalplerine dokunduk, fikirlerine misafir olduk, duygularına ortak olduk. Bir yandan benzersiz olurken bir yandan da benzerliğimizi fark ettik. Hikâyenin on iki kahramanı olarak oluşturduğumuz 6. nesile veda zamanı geldi. Şimdi her birimiz kendi hikayemizin başkahramanı olmak üzere yola çıkıyoruz. Yazı yazmanın tatlı yoğunluğunu, not alınan ana temaları, kararsız kalınan resim seçme işlerini ve yazımız yayınlandığında oluşan heyecanlarımızı yanımıza aldık. Bir hikâye bitti ama bin hikâye başlayacak.
TPÖÇG’lü ve birbirinden özel ekip arkadaşlarıma sahip olmanın mutluluğuyla ayrılıyorum. Hem kendi gelişimimi hem de yazar arkadaşlarımın gelişimini görmek vedayı çağrıştırmasa da yolumuzun devam ettiğini gösteriyor. Bendeki izleriniz için hepinize teşekkür ediyorum. Bir gün belki başka bir hikâyede tekrar karşılaşırız…
DİLARA ŞAHİNOĞLU:
Yazmak benim için keşfetmekti, en çok da kendimi keşfettim bu yolda. Hayatı hep bir yol olarak tanımlamışımdır. Yollarımız 6. nesil blog ekibi ve siz değerli okurlar kesiştiği için kendimi çok şanslı hissediyorum. Hiç tanımadığım kişilerin varlığını bilerek yazmak görünmez bir bağ kurdum sizlerle. Bazen kendimi açtım sizlere, bazen siz kendinizi buldunuz yazılarımda. Aynı satırlarda farklı duyguları yaşadık bazen de. Bu yolculuk boyunca, öğrenmeye, tanımaya ve çalıştım. Nasıl daha iyi yazabilirim diye düşündüm ve anladım ki ancak hissettiğimde iyi yazabilirim. Benim için bu anlamlı sürecin bir parçası olan tüm okurlarıma ve TPÖÇG Yazarlar Loncası’na çok çok teşekkür ederim.
EYLÜL YILMAZ:
Bir yıllık görevimiz doldu şimdilik buradan ayrılıyorum. Eminim yeni gelen blog ekibi çok güzel işler çıkarak ve TPÖÇG Akıl Defterim’i yazılarıyla renklendirecekler. Buradan bir yazar olarak ayrılıyorum ama bir okur olarak takip etmeye devam edeceğim.
Aylar önce, sırtımda ağzına kadar dolu bir çantayla bir istasyonda bekliyordum. Ne beklediğimi bilmeden, gelecek ilk trene bineceğime kendimi ikna etmiştim. Trenini bulamamış, kayıp bir yolcuydum. Bekledim, bekledim ve bekledim. Sonra bir tren göründü ufukta. Önce durmayacak, bu durakta inecek ya da binecek yolcusu yok sandım. Sonra tren usul usul yaklaştı, yavaşladı ve durdu. Kararsız adımlarımla bedenimi trenin içine sürükledim. İşte böylece bir serüveni başlattım.
Trenin penceresinden bakan on iki kişiydik. On ikimizde göreceğimiz manzaraları merakla bekliyorduk. Gözlerimizi ne pencereden ne birbirimizden ayırdık. Bazılarımız penceremizi süslü dünyalarla büyüledi, masalları o küçücük pencereye sığdırıp bizi farklı diyarlara sürükledi. Kimimiz ise o pencereyi gerçeklere açmayı tercih etti. Kimi zaman güneşi izledik, kimi zaman yağmuru. Değişmeyen tek şey o on iki eşsiz kalp oldu. Sonra çoğaldık. On ikimiz birden pencereyi manzaradan manzaraya boyarken onu hevesle izlemeye gelenler oldu. On ikimizin eli bir oldu ve pencereyi bir dünya yaptı.
İşte şimdi bu tren son istasyonuna geldi. O on iki el, şimdi bu istasyonda inecek. Başka trenlere elbette binecekler. Birbirlerinden aldıkları renkleri zaten dolu sırt çantalarına atıp başka pencereleri mesken tutacaklar. Bana gelince, ben de zaten dolu olan sırt çantamın yükünü bu istasyonda hafiflettim. Aldıklarımı gizli bir sandığa kilitledim ve son istasyonda indim. O on iki insanı ve bizlerle penceremizi renklendiren, yolculuğumuzu güzelleştiren insanları da sandığımda gizledim. Onlar başka istasyonlarda, başka trenlere binseler de yüreklerinden bir parçayı ben hep yanımda taşıyacağım. Bugün son kez o pencereyi boyadık. Yirmi dört elle tutunduğumuz hayata ve yazma eylemine dair bu yolculuğumuza bu istasyonda son verdik. Ama biliyoruz ki o istasyon hep orada olacak. Yol bizi yorduğunda, pencereleri boyayacak renklerimiz tükendiğinde o on iki kişi hep orada olacak. Şimdilik hoşça kalın. Ve bu on iki güzel insanı unutmayın. Sevgilerimiz ve renklerimizle…
FATİHA YÜCESAN:
Hayatımın son iki yılını geçirdiğim bu göreve veda etmek benim için çok farklı. İki yıldır her gittiğim yerde paylaşım yaptım. Çevremdeki bütün insanlar beni bu görevle bütünleştirdi. Görevim esnasındaysa en güzel kazanımım ekip arkadaşlarımdı. Her birinin yazısını çıkar çıkmaz ilk okuyanlardan biri olmak, hislerini paylaştığım, satırlarında kendimi bulduğum, okurken yer yer duygulandığım yazarlarla tanışmak, konuşmak, dost olmak benim için eşsizdi. Öncelikle son dakikalarda hep imdadıma yetişen koordinatörüm Sebile’ye, iki senelik ekip arkadaşım ve editörüm Betül Beyza’ya, her birinin kalemi birbirinden güzel, her yazılarında beni ayrı yerlere götüren dokuz yazara ve tasarım ekibine çok teşekkür ederim.
Sözlerimi Şebnem Ferah’ın satırlarıyla bitirmek istiyorum, “Bu garip bir veda olacak, çünkü aslında hep içimdesin, ne kadar uzağa gitsem de her yerde benimlesin.” TPÖÇG Yazarlar Loncası’nda bulunmak benim için tam olarak böyleydi.
GÖKSU KESKİN:
Vakit Geldi
Bir dönemin daha sonuna gelmişiz. Zaman gerçekten de su gibi akıp gidiyor, insan tutamıyor elleriyle. Duramıyor önünde o dinmeyen selin. Sanki blog yazarı olduğumu öğrendiğim o gün dün gibi, bir yandan da yıllardır öyleymişim gibi. Bazen hangisinde olduğumuzu bile anlamadığım günler geçmiş ve görevimizin sonuna gelmişiz. Ama ne yazmanın ne de TPÖÇG’lü olmanın gerçekten bir sonu yok bence. Benzersiz ekibimle her daim yazmaya devam edeceğiz.
Bazen yeni bir ortama girersiniz ve çok korkarsınız. Diğerlerinin sizi sevmeyeceği, kabul etmeyeceği, dışlanacağınız korkusu sarar içinizi. Anlaşamazsak ne olur, iyi bir ekip olabilecek miyiz endişesi. Ya da belki bu sadece bana oluyordur. Ama bu ekibe girdiğim anda bunun olmayacağını hissettim. Ekip arkadaşlarımın her birinden gelen sıcak enerjiyi, hepsinin heyecanını, yazma tutkusunu ve bir parça da olsa “başarabilecek miyiz” kaygısını. Böylece korkum azaldı. Çünkü kendimi bu grubun içinde görebildim, ait hissedebildim. Ve birbirimizi anlayabildiğimizi ve birbirimize saygı duyduğumuzu hissedebildim. Sonrası da çorap söküğü gibi geldi zaten. Kimi zaman hevesle, ne yazacağımı bilerek, aklımda milyonlarca fikirle kâğıdı karaladığım, kimi zaman boşluğa düştüğüm “nerde o ilham” diye isyan ederek boş beyaz word sayfasına baktığım günler… Bazen başlık ararken bazen en doğru resmi bulmaya çalışırken düştüğüm telaş…
Heyecanlı, stresli, eğlenceli, bazen çok kolay bazen çok zor bir süreçti. Ama hepsini sevdim. Ve yaşadığım her olay, her duygu bana bir yazar olarak kim olduğumu öğretti. Daha alacak çok yolum, kendimi tam olarak tanımak için geçirmem gereken çok zaman var. Yolun başındayım daha. O yüzden buna bir son diyemiyorum. TPÖÇG benim başlangıcım. Benzersiz yol arkadaşlarımın dediği gibi bir istasyondayız. Bizi buraya getiren her neydiyse ona çok teşekkürler. Ben merak ve sabırsızlığın trenine atlayarak geldim. Kendimi daha fazla tutamayacaktım çünkü. Anlatmam, paylaşmam, yazdıklarımı dünya ile buluşturmam gerekirdi. Şimdiyse birlikte beklediğimiz, bir fincan kahve içip kendimizi tanıdığımız, sohbet ettiğimiz o güzel istasyondan ayrılma vakti. Dağlara, kumsallara, upuzak şehirlere gitme, zamanda yolculuğa çıkma, evrenler arasında seyahat etme vakti. Ani frenlerde kimi zaman gerçeklere kimi zaman hayallere tutunma vakti. Gitme vakti.
Hepimizin yolu açık olsun…
MERT ÇETLİ:
Vedaları her zaman buruk bir tebessüme benzetmişimdir. Son kadeh, son perde, son nota ya da son söz. Veda için her ne derseniz deyin hepsi buruk bir tebessümü ifade ediyor aslında. Ancak ben vedalardan bahsetmek istemiyorum. Her zaman yaptığım gibi filmlerden mevzu bahis açacağım zira filmler zamana ait olmayan bir anda, herkesten uzak ve her şeyin tam ortasında minik bir arka bahçede, bir hikâyenin içinde yaşanan küçük bir nüsha gibidir. Her film başlangıç ve son arasındaki çizgilerden ibarettir fakat bazı filmler vardır ki sonunu getiremezsiniz, sonunu getirmek de istemezsiniz. Başlangıç ve sonun arasındaki çizgide, bir yer edinip kendinizi bulursunuz. Çünkü bazı filmler sonunu getiremeyeceğiniz kadar güzeldir. TPÖÇG benim için böyle bir yer oldu, sonunu getirmek istemediğim bir film, dolayısıyla bir veda olarak görmek istemiyorum bunu.
Ancak bazen gitmek gerekir, bir zamanlar orada olduğumuzu gösterebilmek için.
NESLİŞAH KAHRAMAN:
“Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer.”
En sevdiğim şiirden bir dize ile başlamak istedim bu yazıya. Tatlı bir hikayedir ki buradaki yolculuğum da bu şiir ile başladı. Bize burada boş bir oda verdiler ve sırayla bir şeyler anlatmamızı istediler. Ben pek inanmam sihire ama bu oda özel bir odaydı. Çünkü söz sırası kime gelirse oda, anlatıcının hayalindeki yere bürünüyordu. Ben bir pencere kenarında boğazı seyrederken tanıttım kendimi. Yeri geldi hikayeler anlattım, yeri geldi sizleri de içinden çıkamadığım uzun gecelere ortak ettim. Bir süre daha o pencerenin kenarında olacağım. Farklı yüzlerle, farklı kalemlerle beraber dolduracağız bu odayı. Şimdi kapıyı çekip çıkan dostlarıma ne kadar teşekkür etsem az. İlk defa onlarla bir parçası oldum ben buranın. Yüzlerini hiç görmesem de yazıma imza attığım yerin kıyısında köşesinde bekliyorlardı, biliyordum. Geçirdiğimiz 1 yılın sonunda onları yüzlerinden değil, sözlerinden tanıyorum. Hep beraber bu odanın değişimine tanık olduk ve biz burayı çok sevdik. Tam da şiirdeki gibi; burası öyle güzel ki buradan doğacak hiçbir ayrılık, dayanılması zor olmayacak.
6. Nesil, ne zaman bir şeyler karalarken yalnız olduğunu hissedersen bu odayı hatırla. TPÖÇG’le kal. Akıl Defterim’le kal. Benzersiz kal.
ÖZGÜR ÖZBEN:
Her son karanlığa ulaşmaz, her veda da mutsuz olmaz. Beraber yazılarımızı, fikirlerimizi ve hislerimizi paylaştığımız dopdolu bir görev süresinin sonuna geldik. Çok güzel arkadaşlıklar edindiğim ve kendime çok şey kattığım bu süre zarfına “veda” ederken bile hatta bu yazıyı yazarken bile mutluyum. Hepimiz kopmayacak bağlar ve silinmeyecek hikayeler bıraktık ardımızda. Her ay farklı hikayelerle, her hikâyede farklı bir heyecan ve yeni dünyalarla karşılaştık.
Güzel ekibimle birbirimize denk geldiğimiz için çok şanslıyız, bu kadar değerli ve ilgili okurlara ulaşabildiğimiz için de. Nereye gidersek gidelim bizi takip edecek anılar ve tecrübeler biriktirdik, zaten yolculuğumuz sona ermekten ziyade başlamadı bile.
Umarım herkesin yolculuğu farklı renklerle süslenmiştir ve sonunda istediği renge ulaşır. Yazarlar Lonca’ma her şey için çok teşekkür ederim, sizi tanıdığım için gerçekten çok mutluyum.
SEBİLE AKIN:
“Durmuş bütün saatler bizim için sevgilim/Uzaklarda kaldı mutluluk bize/Yıllar sonra bir an gelirsem ben aklına/Bir tebessüm gönder rüzgarla bana” diyor Saudade Son Dans adlı şarkısında. Durdu bizim için tüm saatler Benzer’sizlerim. Durdu ve bir daha ne akrep ne de yelkovan bir milim kıpırdamayacak yerinden. Hepsi orada, son yazılarınıza attığınız o son noktada kalacak. Sizler, sizden öncekiler gibi her zaman yeni dostlarınıza eşlik ederken ben de mutluluğun aslında bizlere ne kadar yakın olduğunu göreceğim hep. Zaman akmayacak ama mutluluğumuz hep daim kalacak. Hep bizimle olacak. Rüzgarla bir tebessüm göndereceksiniz bana bulunduğunuz tüm şehirlerden sonra biz birleşeceğiz. Hep istediğimiz, hep olduğumuz gibi.
Rüzgârın sesi gibi güçlü bir kadın olan Betül Beyza, bahar yelleri gibi, Maia’dan bir parça Beyza Nur, yolculuğunun her anında yeşillerle dolsun istediğim Dilara, güneş gibi parlayan kadın Eylül, en sisli anları birlikte aştığımız Fatiha, gökkuşağı gibi renkleriyle canlandığımız Göksu, yağmurlu havalarımda bulutlarla yerime savaşan Mert, ismi gibi eşsiz Nadide, aynı madalyona hep tersten baktığımız Neslişah, gökler gibi Özgür, apaçık havalardaki hafif serinlik gibi Sıla ve bendeniz bundan sonra gözlerinde yaş kalbinde sızı sizlerin daha da büyüdüğünü, kalemlerinizden akan ilhamın sel olduğunu gördükçe en az bugünkü kadar duygulanacağım.
Bu bir veda yazısı değil. Bu her birinizle yeniden tanıştığımız ve her birimizi yeniden tanıttığımız, geçirdiğimiz bir yılın belki de en güzel anı. Sizlerim sonsuza kadar zihnimin, kalbimin derinliklerinde taşıyacağım.
Hoş geldiniz canım Benzer’sizlerim.
SILA ARSLAN:
Tolstoy’a göre; “Tüm muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar: Ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir.” Benim TPÖÇG hikâyem de Yazarlar Loncası ile birlikte daha önce uğramadığım bir istasyona yolculuk etmekle başladı. Artık birlikte çıktığımız o yolun son durağındayız. Tam bir sene olmuş ben bu göreve geleli; biz, “biz” olalı. Zaman, sen o geçsin istemediğinde ne kadar da hızlı geçiyor gerçekten. Tam bir sene, dört mevsim, tarihine bakmadan geçirdiğim sayısız gün; içinde birkaç hoşça kal ve birkaç merhaba, bolca değişim ve dönüşüm, kaybolan sayısız kalem, ekran başında geçen sonsuz saatler, kaydedilmeyi unutulan word dosyaları, sıcacık geçen online buluşmalar…
Bizler, “benzersiz” ekibimle bu bir sene içinde maalesef ki şartlar gereği fiziksel olarak bir araya gelemedik. Birbirimizden ayrı kalacağımız bir ân olmasın diye etkinlik günlerini uykusuz geçirme pahasına günlerce birlikte sabahlayamadık ya da bir akşam etkinliğinin sonunda çember olup birbirimize sımsıkı tutunduğumuz ânda biraz hüzünlü ve biraz da huzurlu olan gözyaşlarını birbirimizin omzunda akıtamadık. Ama bu bir sene içinde bir şekilde birbirimizle buluşma yolunu sağladık. Aramıza giren mesafeler çemberimizi bozmayı, zincirimizi kırmayı başaramadı. Yazdıkça birleştik. Satır aralarında bulduk birbirimizi ve kendimizi. Yazdıkça çoğaldık. “Söz kulağa, yazı uzağa gider” demişler, biz uzağa giderken yakında olmayı başardık.
Şimdi veda ederken görevime, ekibime ve TPÖÇG’e içimde buruk ve yabancı bir his büyüyor. Ekip arkadaşlarıma da söylediğim gibi; artık her birimiz kendi yolcuklarımızın başka bir durağındayız ve herkes aynı duraktan farklı yönlere ayrılıyor bu sefer. Bu veda istasyonunda beklerken son kez söylemek istiyorum ki hayatıma dokunan herkese, “benzersiz” ekibime, bu yazıyı okuyan sevgili okura, satırlarda buluştuğum her duyguya ve her kimliğe teşekkür ederim. Biraz üç şekerli belleğimde hiç silinmeyecek bir yerlerde var olmaya devam edecek TPÖÇG’le birlikte geçen anılarım, içimde bir yerde daima sırıtmaya devam edecek o çember ruhu.
Bana çok şey kattın TPÖÇG. Geriye dönüp hatırlayacağım, geriye bakmadan birlikte ilerleyeceğim çok fazla insan tanıdım. Kitaplarla, harflerle, kelimelerle birleştim; bir şeylere dokunabildiğimi hissettim senin sayende. Çokça sevdim ve sevildim; bekledim ve gittim; durdum ve koştum; büyüdüm ve geliştim; güldüm ve ağladım… Bu yolculuk benim için çok ama çok özeldi. Çok teşekkür ederim sana, çok teşekkür ederim insanlarına. Geliş, geliştir, iz bırak… <3
Yazar: Benzer’siz Blog Ekibi