Zihin Yolculuğu: Bölüm 1 – Ruh’un Tanımı ve Ruh Görüşleri

(Bu yazıyı okumak yaklaşık 3 dakika sürmektedir.)

Psikoloji alanında eğitim almış ya da almamış olsun hemen hemen herkesin “bilinç” ya da “zihin” kavramları hakkında biraz bilgisi vardır. Günden güne popülerlik kazanan psikoloji alanına artan merak sayesinde; Instagram bloggerlarından tutun, gündüz kuşağı TV programlarına kadar insanların zihin ve bilinç kavramlarından konuşmak istediğine, bunlar hakkında bilgi ve tavsiye vermeye çalıştığına çoğumuz denk gelmişizdir. “Bu hareketler zihnini boşaltmana yardımcı olacak!, Bilinçli Farkındalık İçin Etkili 5 Temel Yöntem” benzeri paylaşımlardan; bilimsel psikoloji çalışmalarına kadar pek çok veri ağına kolaylıkla ulaşabiliyoruz. Peki, günümüzde bile çalışmaları hala devam etmekte olan ve psikoloji biliminin temel taşlarından biri olan “zihin” yani bilinç kavramı ilk ne zaman, ne şekilde ortaya çıktı? Bu konuda araştırmalar nasıl yürütüldü, hangi teorilerle beslenildi? Bu yazıda bir “zihin yolculuğu” serisinin ilk adımını atarak, psikolojinin bir bilim olarak ortaya çıkmadan önceki zamanlarına, Antik Yunan felsefesine kadar uzanarak bilinç üzerine neler konuşulduğundan bahsedeceğiz.

Felsefe tarihinde zihin kavramları üzerine ilk araştırmalar sistematik düşünce tarihinin başlangıcı olarak kabul edilen Antik Yunan’a kadar uzanıyor. Bu araştırmalar Antik Yunan’dan yaklaşık 17. yüzyıla kadar “ruh” kavramı içerisinde değerlendiriliyor ve bu süreçte zihne ait tüm durumlar (canlılık, akıl ve düşünme de dahil) ruh kavramı çerçevesinde ele alınıyor (Dirmilli, 2019). Ruh kavramının Antik Yunan’daki karşılığı ise Psûkhê’dir ve ruh anlamının yanı sıra canlılık, hayat, yaşam soluğu, hayalet, kendilik gibi anlamlara da gelmektedir. Bu anlamda yazılı olan ilk eser Aristoteles’in “Ruh Üzerine” adlı kitabıdır. Aristoteles’in kendi ruh görüşünü temellendirmesinde kendinden önceki düşünürleri eleştirip bu görüşleri süzgeçten geçirmesinin önemli etkilerinin olduğu düşünülüyor. Bunun sebebi Aristoteles öncesindeki görüşler hakkında da bilgi sahibi olma şansını elde ederek, onları da inceleme fırsatı bulabiliyor oluşumuz. Aristoteles’ten sonra Orta Çağ filozoflarının da onun görüşünden etkilenerek yeni fikirler bulmasıyla birlikte Aristoteles’in ruh görüşleri, zihne dair tarihsel gelişimi incelemek ve ruh görüşünü doğru şekilde temellendirmek için önemli bir veri kaynağı olarak kabul ediliyor (Dirmilli, 2019).

Aristoteles, kendi ruh görüşünü açıklarken öncelikle kendinden önceki filozofların görüşlerini inceleyerek kendi görüşünde doğru olduğuna inandığı görüşlere yer veriyor, katılmadığı görüşlerden ise kaçınıyor (Aristoteles, 2014, s. 24). Bu filozoflara geçmeden önce felsefe tarihinde ruh açıklamalarıyla dikkat çeken filozoflardan birisinden de bahsetmemiz gerekir: Anaximenes. Anaximenes, arkhe’yi (başlangıç, hareket noktası, nihai ana madde) hava olarak tanımlayan filozof. Nefes almaktan yola çıkan bu görüşe göre, insan yaşadığı müddetçe nefes alır; yani insana canlılık veren şeyin, ruhun, hava olabileceğini düşünür. Aristoteles diğer filozofların tersine, Anaximenes’i eleştirilerine dahil etmemiştir ve bunun sebebini açıklamamıştır (Bravo, 2007, s. 48).

Aristoteles’e göre ondan önceki filozoflar ruh kavramına özgü iki ayırt edici özellikten bahsetmişlerdir: hareket ve duyum. Ruhu hareket eden bir obje olarak tanımlayan filozofların temel argümanları hareket etmeyen bir şeyin, başka bir şeyi hareket ettiremeyeceği düşüncesidir ki bu kısımda “atomcular” olarak da bilenen Demokritos ve Leukippos öne çıkar. Onların görüşlerine göre ruh öyle bir yapıdadır ki bedenin hareket etmesini sağlar ve ruh atomları, beden atomlarına nazaran daha hafif ve hareketli yapılardır (Aristoteles, 2014, s. 27). Ruh Analizi’nde öne çıkan diğer bir isim ise “evrende her şeyde birbirlerinden bazı parçalar bulunduğunu” ifade eden Anaxogoras’tır. Ona göre Nous, ilk hareket ettirici şeydir ve akıl, zekâ, düzenleyici gibi anlamları vardır. Evren bir kaos halindeyken Nous hareket ederek belirli bir düzen sağlamıştır. Anaxogaras’a göre, tanrı olarak ifade edilen Nous’un hareketi ruhtur (Aristoteles, 2014, s. 27-28). 

Ruh ve hareket ilişkisi içinde yer alan diğer bir görüş ise Pythagorasçıların ruh görüşüdür. Onlara göre ruh, ezeli-ebedi bir varlık olarak insanın canlılık kaynağıdır.  İnsan, yaşamda sergilediği davranışlarla en üst ruha (tanrısal olana) ulaşabilir ya da en aşağı ruha (hayvansal olana) düşebilir (Dirmilli, 2019). İnsanın en önemli amacı tanrısal olana ulaşmaktır. Tanrısal ruha ulaşmayan ruh, tanrısal olana ulaşana kadar başka bir insan ya da hayvan bedenine geçerek hareket eder. Pythagorasçılar bu yüzden hayvanların akrabalarından birinin ruhunu taşıyor olma endişesiyle de et yememektedirler (Aristoteles, 2014, s. 46- 47). 

Aristoteles’in anlatımına göre Platon ise kısaca “hareket ruhun bedende olduğunun göstergesidir görüşüne” sahiptir. Platon hareketi değişmeyle ilişkilendirerek uzayda yalnızca insanların değil; gökteki varlıkların, yıldızların, gezegenlerin de ruha ve Nous’a (zihne) sahip olduklarını öne sürer. Aristoteles bu argümanı kabul etmeyi kısaca mantıksız bulur çünkü gökyüzünün dairesel hareketinin nedenini anlamak mümkün değildir (Aristoteles, 2014, s. 41-46). 

Aristoteles filozofların ileri sürdüğü bu argümanları çeşitli sebeplerle yetersiz bulur. Örneğin Demokritos’un görüşünde hareketli atomlar her şeyde bulunurlar öyleyse hareket her şeyde zorunlu olmalıdır fakat Aristoteles bazı şeylerin dingin olduğunu ve bu görüşün dinginliği açıklamadığını söyler (Aristoteles, 2014, s. 37-40).  Yine Anaxogoras’ı da benzer şekilde eleştirerek ruhun zorunlu hareketine ve zorunlu dinginliğine değinir (Aristoteles, 2014, s. 37). Ayrıca Aristoteles, ruh ile bedenin iç içe geçmiş olması görüşlerini de eleştirir. Hareket eden ruh teorisine sahip filozofların çoğu ruhu bir bedenle birleştirip ona yerleştirirlerken ne bunun sebebini açıklarlar ne de bedenin ruha davranımını açıklarlar. Oysa bu hareket karşılıklı ilişkilerden meydana gelir. Ruhun mahiyeti açıklanırken beden konusunda boşluklar bulunur (Aristoteles, 2014, s. 35-36.

Zihin yolculuğumuzun ilk serisinde Aristoteles’ten önceki filozoflar arasından hareket görüşünü benimseyen filozoflardan bahsederek bir giriş yaptık. Aristoteles’ten önceki diğer ruh görüşlerine (uyum teorisi, kendi kendine hareket eden sayı teorisi, her şeyde bulunan ruh görüşleri olarak isimlendirilebilir) ve Aristoteles’in kendi görüşlerinde yer vermiş olduğu ruhun yetilerine, duyumsama, hayal gücü, akıl, bellek ve ruh beden ilişkilerine yönelik açıklamalara serimizin diğer bölümlerinde yer vereceğiz. O zamana dek, hoşça ve sevgiyle kalın.

Yazar: Sıla Arslan

KAYNAKÇA:

Aristoteles. (2014). Ruh Üzerine (4 b.). (Z. Özcan, Çev.) Ankara: Sentez Yayıncılık.

Bravo, I. B. (2007). Antikçağ‟da Varlık ve Bilgi Problemleri Üstüne. FLSF Dergisi(4), 43-58.

Dirmilli, H. (2019) Aristoteles’in Ruh Görüşünün Zihin Kuramlarına Yansıması (Yüksek Lisans Tezi). Necmettin Erbakan Üniversitesi, Konya.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.