Sis

Karmakarışık her şey. Kalabalığın içinde dolanıp duruyorum ve her surat tanıdık, her ses, her koku aynı. Her gün bir önceki günün devamı sanki. Her saat yine geçiyor; dört geçiyor, beş geçiyor, çeyrek geçiyor. Kurulu bir robot gibi oradan oraya sürükleniyorum. Bir tek ben mi memnuniyetsizim, bir tek benim mi yollarım karmakarışık, bir tek ben mi bu sis bulutunda kaybolmuşum, bir tek ben mi defalarca aynı yollardan geçmişim? Ne çok soru var yanıt bekleyen. Ne çok alışan var asla ama asla sorularına yanıt bulmak istemeyen. Belli bihaberler sorulardan…

İnsanlar var ve o insanların içinde türlü türlü matruşkalar! Kimi kin ile besliyor içindekini, kimi sevgiyle, kimi şefkatle ama kimsenin umurunda değil. Ne olursa olsun… Kimi hüngür hüngür ağlıyor saçma bir  film sahnesinde, kimi bir çocuğun açlığına bile duyarsız ve acımasız.. Ne görüyorsa onu ekip, biçiyor, eğitiyor, seviyor ya da nefret ediyor, insan. Hepsi yaralardan! Çok kanattım diz kapaklarımı ama şanslıydım. Düştüğümde yaramdan öpen birileri vardı hep. Düştüğümde uzanan bir el… Kimileri şanssızdı çünkü onlar düştüğünde güldüler ve bir daha düşürdüler onları ama öpmediler hiç… Saçlarını bile okşamadılar onların. Kendileri kalktılar, sonra yine düştüler, yine yine yine kalktılar… Herkese yetecek kadar sevginin olmadığını sessiz çığlıklarla söylediler ama kimin umurunda? Büyüdüler. Sevmekten hiç geçmedi yolları, bilmediler sevmeyi… Sahi ben büyüdüm mü? Sevmekten geçen yollarımın çiçekleri solmuş, bugün fark ettim. Sise rağmen hayatta olduklarını kanıtlarcasına rüzgara karşı dimdik duruyorlardı çiçeklerim. Bekliyorlar sevilmeyi, sarıp sarmalamayı… Oysa ben ne anlarım sarmaktan sarmalamaktan. Kendi yarama bile birçok kez mağlup oluşum.  Yarasını kendi saramadan büyümez ki insan. Yara arayıp durdum, kanattım durdum. Yetmedi yaralarımın üzerine bir iki çentik de ben attım. Sonra karşılarına geçip, acı çektiğimi hissettim. Kendi açtığı yaralarının acısını çekmeli insan doya doya… Kendi açtığı yaraları sarıp sarmalamalı ki, bir başka yarayla karşılaştığında bilsin… İnsanı, kendinden daha fazla yoktur yaralayan. Öğrendim ve sonra dönüp gittim, sevmekten geçen yollarıma sevgiler ektim. Sisli havalara rağmen şeffaftım, daha da şeffaf oldum. Yara alan da yaralayan da bendim. Artık ne yara umrumda ne de yaralayan… Ben sorularıma yanıt bulmaya, bu karmakarışık olan her şeyi terk etmeye gidiyorum..

Kalabalıklardan kaçıyorum. Bilmediğim bir yüz, duymadığım bir ses ve hissetmediğim bir kokunun peşinden gidiyorum. Sen neredesin?

 

Yazar: Sena Karaosmanoğlu

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir