Sinemadan Çıkmış İnsan: Dekalog Serisine Genel Bir Bakış

Sinemadan Çıkmış İnsan: Dekalog Serisine Genel Bir Bakış

 

Aylak Adam okuyanlar bilir, Homo cinsinin yaşayan tek türü Homo Sapiens değildir. Bu ‘yaratık’ insan bedeninden evrilir ve kısa sürede ölür. Cesurdur, kadirşinastır, coşkuludur; bir sırtında pelerini bir de taytının üstünde donu eksiktir. ‘Sinemadan çıkmış insan’.  Yusuf Atılgan’ın bize kazandırdığı ve hepimizin bir süreliğine dönüştüğü bu ‘yaratık’ hakkında aylak adam şöyle diyor:

‘Çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor. Sinemadan çıkmış insan. Gördüğü film ona bir şeyler yapmış. Salt çıkarını düşünen kişi değil. İnsanlarla barışık. Onun büyük işler yapacağı umulur. Ama beş-on dakikada ölüyor. Sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu; asık yüzleri, kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyorlar, eritiyorlar.’(Atılgan, 200)

Sonra dedim ki bir köşen olsun adı da bu olsun. Güzel kadınlar ve güzel çocuklar olsun. Mutlu sonlar olmasa da olur ama okuyan bitirdiğinde sinemadan çıkmış olsun. Merhaba!

Dekalog. Polonyalı yönetmen Krzysztof Kieslowski’nin her biri 60 dakika süren ve her birinde Yahudilik öğretisine göre Tanrı tarafından Musa’ya gönderildiğine inanılan on emirden birini işlediği 1987 yapımı film dizisi.

dekalog

Din, başlangıcından beri sinemanın konusudur. Dinin sinemadaki tarihi, ilk konulu filmin(1902) bile öncesine dayanır (din temalı ilk film-1898).Dekalogda dini bir öğretiyi menşe aldığından dinî film kategorisine sokulabilir. Fakat Kieslowski, dinsel öğeyi hiç çaktırmadan hayatın olağan akışına yedirerek sembollerle anlattığı için bu filmler sadece dinî sayılamayacak kadar komplekstir. Bana kalırsa felsefe, dinden daha derinde ve daha ön planda işlenmiştir.Her filmde; varoluş, ahlak gibi felsefi sorunlarla izleyicinin kafası karıştırılmıştır. (En azından Elif Gül’ünki karıştı). Kieslowski, zaten anlatmak istediğini sembolist tavrıyla ustaca vermiştir.Hatta filmden çıkarılacak sonuç tamamen bu imgelere bağlıdır ama bir yandan da şifre çözmenin büyüsüne kendini kaptıran insan zihni her gördüğü nesnede bir anlam arayarak anlam fazlalığına/kirliliğine yol açabilir. (Ben açtım mesela.) Bu filmlerin hem en büyük riski –imgelere boğulmuşluğundan- hem de en büyük güzelliği her izleyicinin kendi anlamını bulmasındadır. Sinema eleştirmenlerinin dediklerini boş verin. Film din propagandası yapıyor olabilir, akla din edindirmeyi amaçlıyor olabilir, dini kurgu için sadece bir araç olarak kullanmış olabilir, modern dünyada dini eleştiriyor olabilir ve hattakafamızda kötü tanrı imgesi oluşturmayı bile amaçlıyor olabilir. OLABİLİR. Olabilir. Ol labil lir. Kieslowski’nin ne yaptığını anlamak için Kieslowski’ye sormak gerekir.Bir yandan da film izleyiciyle buluştuktan sonra Kieslowski’nin ne yapmak istediğinin bir önemi kalmaz.Bu filmler eleştiri ya da propaganda olmaktan öte artık yalnızca Kieslowski’nin bir yorumudur.Bu yorum ise kendi yorumumuzu oluşturmak için bir prelüt. Kieslowski, bu dini öğretiyi modern zaman hikâyeleriyle çağımıza taşır ve aklımıza merak tohumları serper.

Filmlerin her biri ayrı bir hikâyeyi anlatır. Fakat tamamen birbirinden bağımsız oldukları söylenemez. Serinin diğer filmlerindeki karakterler bir başka filmde tesadüfî olarak karşımıza çıkarak hayatın olağanlığı üzerinden filmleri birbirine bağlar. Zaten bütün bölümler aynı toplu konut sitesinde geçer. Hikâyeler ve karakterler komşu; gidilen hastaneler, geçilen yollar ortaktır .Aynı zamanda serinin bütün filmlerinde görünen, olanları uzaktan izleyerek yaşananlara şahitlik edenbir ağğbiğ vardır.Ağğbinin de olan biten her şeyi görür ve olacakları bilir bir hali.

Filmlerin bir diğer ortak noktası ‘ölüm’ imgesidir. Neredeyse her film ölümle açılır ve ölümle son bulur. Filmin asıl akışını ilk filmde ölü bir köpek, ikinci filmde ölü bir tavşan başlatır ve ölüm imgesi kendini gerçekleştirerek filmin sonunda ‘ölmeği’ doğurur.

Genel manasıyla filmleri sevdim. Düşünmek için bana malzeme verişini, müziklerini –hele ki müziklerini-, o buz gibi Polonyalı oyuncularını. En çok da Dekalog Jaden’i, Öldürme Üzerine Kısa Bir Film’i ve Aşk Üzerine Kısa Bir Film’i. Ama bazılarını izlerken sıkılmadım desem yalan olur. Yine de beni çıkardığı ontolojik düşünüş yolculuğu için izlemeye değerdi. Siz de kendi yolculuğunuzu, gördüklerinizi, bulduklarınızı benimle paylaşırsanız çok sevinirim. ‘Hacı ben ikinciyi yarıda bıraktım sonunda n’oluyo?’, ‘Şu filmi de izle sen seversin.’,‘Birinci filmin banyo sahnesinde boomcunun kafası görünüyor.’ demek isterseniz mail adresim: elifgulsahin@gmail.com
Bir de şu Kieslowski nasıl okunuyor bilen söylesin. Hadi kendinize iyi bakın sizi çok seviyom.


 

♫Neşet Baba’nın gözünün yağını yerim ama Zülüf Dökülmüş Yüze’yi bir de MinorEmpire’dan dinleyin.

Kumpirin vitamini kabuğunda! Dibini az sıyırıp az karabiberle kabuğunu koparıp koparıp yiyin bakalım nolcak.

● İş Sanat’a yakın duralım. Şiir sesli ağbilerin ücretsiz dinletilerini kaçırmayalım. 9 Kasım. Orhan Veli.

YAZAR: Elif Gül ŞAHİN

Elif Gül Şahin

TPÖÇG Blog Yazarı | İstanbul Medipol Üniversitesi Psikoloji Öğrencisi

Sinemadan Çıkmış İnsan: Dekalog Serisine Genel Bir Bakış” için 5 yorum

  • 5 Kasım 2015 tarihinde, saat 18:15
    Permalink

    Aylak Adamı okurken şaşırdığım bir bölümdü sinemadan çıkmış insanı açıklamış olması. Ama hiçbir film eleştirisi yazısında da rastlamadım buna değineni.

    Benim de bahsettiğin yerdeki ölümler dikkatimi çekmişti ama anlam verememiştim.
    Belki de dediğin gibi diğer imge yoğunluğu beni yormuştu bilemem.

    Bikere bir siteye film eleştirisi yollamak üzere mail attığımda film eleştirisinin bir ölçûtünden bahsetmişlerdi ve yazıyı birkaç ay sonra almışlardı. Yani bunu niye anlattım diye sorarsak senin de kendi tarzını oluşturup yazmanı sevdim, beğendim, mutlu oldum.

    Şiir sesli abiler önerin için sagol*

    Yanıtla
    • 8 Kasım 2015 tarihinde, saat 10:34
      Permalink

      Merhaba Batuhan,
      Sevip beğenip mutlu olmana çok sevindim.
      Ölüm imgesi hakkında ben de net bir fikre varamıyorum. Bir anlamı olduğu çok açık ama ne olduğu konusunda emin değilim.
      Güzel yorumun için çooook teşekkür ederim.
      Sağlıcakla kal.

      Yanıtla
  • 7 Kasım 2015 tarihinde, saat 15:42
    Permalink

    Harika anlatmışsın Elif 🙂 Eline sağlık

    Yanıtla
    • 8 Kasım 2015 tarihinde, saat 10:36
      Permalink

      İrem, çok çook teşekkürler.
      Sevgilerle.

      Yanıtla
  • 31 Aralık 2015 tarihinde, saat 16:33
    Permalink

    kişlovski 🙂 yazı için de teşekkürler!

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir