SANDIKTAN: Paramnezi

Bölüm 2

“Görüşürüz Selda Hanım.” dedi ve  çıktı odadan Elif. Son olarak Selda’nın odasını kontrol ettikten sonra biraz dinlenmeye ihtiyacı olduğu düşündü. Burada yarı zamanlı olarak çalışıyor; kendini, aklını meşgul ettiğine inanarak zaman harcıyordu. Hem onlardan farklı da değildi çok. Kimi zaman kendisinin buraya ait hissediyordu, kimi zaman ise aklı karışıyor, fikirleri buradan tamamen uzaklaşması istiyordu. Hem toprağıydı burası uğraşacak bir tarla gibi, hem de hiçbir zaman açmayacağı bir kapı.  

Bir çay içeyim, şimdi kendime gelirim dedi. Kolundaki annesinden kalan bordo deri kayışlı saate baktı, henüz on bire çeyrek vardı. Bembeyaz koridorların arasından geçerek mutfağa ilerliyordu. Başı döndü birden, sendeledi. Gözlerini yumarak başını yere doğru indirdi. Sanki bir korku filmi seansında gibi. Gözlerini ovuşturdu bir ah çekti. Açtığında gözlerini bembeyaz koridorların geniş kolonlarının yerinde bir başka mekân duruyordu bu sefer. İçinde çelişkiler oluşturan bir yerde değil, ona huzur veren bir yerdeydi. Aklı onu hem huzura kavuşturandı hem de oyun oynayan, ama o bu durumu hiç sorgulamadan kabul ediyordu. Beyaz koridorun yerini alan mekan bir lunaparktan farksız değildi. Genişçe bir alanda gondol, dönme dolap ve o en sevdiği çarpışan arabalar… Kardeşini görüyordu atlıkarıncanın üzerinde. “Abla, abla sen niye gelmiyorsun?” diye soruyordu kardeşi ve o neden gitmediğini biliyordu. Gitse kaybolacak bir lunaparkın hayaliydi gördükleri. Gidemezdi, çünkü biliyordu ilk olmadığı gibi son da değildi bu çarpık anımsama. Kendini bazen başka bir mekân hayalinde kuruyor, sonrasında gerçek hayata döndüğünü fark edemiyordu bile. Zordu onun için. Hangisi hayal hangisi gerçekti ki? Zordu ayırt etmesi. Annesi, babası, kardeşi hepsi o yerdeydi hayallindeki.

Yerini alan beyaz koridorun, geniş kolanların, yeni cilalı beyaz kapıların içinden geçerek ulaştı soldaki mutfağa. İçeride iki hemşire daha vardı. Birisi Mehtaptı diğerini ise daha önce hiç görmemişti. Tanımadığını belirten bakışla ona odaklandı. Yeni hemşire elini uzatarak “Ben Suzan, yeni geldim buraya.” dedi. Elif gülümseyerek elini sıktı. “Hoş geldin, ben Elif” diye yanıt verdi. Elif her zaman olduğu gibi gülümseyerek bakıyordu. Çünkü emindi gülümseyerek yenecekti acılarını. Gülümseyerek unutacaktı ve hayata adapte olacaktı eskisinden de daha iyi bir şekilde. Mehtap tanışmayı bölerek:  “Ben çıkıyorum kızlar, haydi yarın görüşürüz.” diyerek ceketini aldığı gibi ayrıldı mutfaktan. Elif de bir çay doldurdu evden getirdiği büyük kupasına, Suzan’ın oturduğu karşı tabureye geçerek, “Ee anlat kimsin?” dedi. “Manisa’dan geldim. Yeni mezunum. Buraya taşındık. Şansa tayinim de çıktı.” dedi. “Alıştın mı peki İstanbul’a? Deniz özgürlük getirir derler, özgürleştin mi sen de?” Suzan ne diyeceğini bilemez bir tavırla “Evet, İstanbul güzel.” diyerek kapattı konuyu. Ama merak da ediyordu Elif’i haliyle. “Peki, sen?” dedi sesindeki soru imasıyla. Elif aylardır konuşmayı bekliyormuş gibi başladı anlatmaya. Yaşını, ailesini, kardeşini kaybettiği günü, bir ayda yapayalnız kalışını… Sanki kimse yokmuş da bir cümle konuşmaya hasretmiş gibi anlattı da anlattı.  

YAZAR: Miray Özden KIRAN

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.