Olduğun ya da Olmayı İstediğin

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 3 dakikadır.)

Ölüm sessizliği çöker kulaklarıma. Morarmış bir gece kayıp gider ellerimden. Hafiften bir yaz kokusu dudaklarımda ve kimsesiz bir ben halinde ayaklarım, ne bir adım ileri ne de bir adım geri. Eskiye özlemle her bir zerreyi kanatan ve tasası bitmeyen yanlışlara acıyan yerlerim.
Bir uçurtmaya binlerce hayal yükleyip kaldırabilmek, bir geleceğe dilek tutmak ve önce ona inanmak. Geçmek ise; bir yoldan, alışkanlıklardan, arzulardan. Geçmek bir ruhtan ve bedenden.
Tüm acıları arkamızda bırakıp çıktığımız yolculuklar içimizin en kuytusuna sinmiş,  geri dönmemizi bekler. “Boşver” deriz ve sanki kendimizi terk ederiz. Bir hıçkırığı iki dudak arasında tutar ve akıp gideceği zamanı bekleriz.
İnsan gücünün yetmediği şeylere mi susar yoksa konuşmaya değmeyen şeylere mi bilinmez. Susmak yalnızlık mı? Yoksa derinlerde biriken bir kalabalık mı? Belki de yüzlerce kelimeyi tek seferde söylemektir susmak, çoğu şeyi anlatmaktır.

Bazen şehrin herhangi bir yerine alışırsın. Sokaklarına, köşe başında simit satan yaşlı amcaya, sokak lambasının caddeye vuran ışıklarına, belki de kokusuna. Salondaki küçük pencerede günün ilk ışıklarını beklemeyi seversin. Yakınlardaki kahve dükkanından gelen kokuyu, bazen de uyku arasında gelen çocuk seslerini. Ve alıştığın, o olmadan yaşayamam dediğin yerden gün gelir taşınmak zorunda kalırsın. Arkana bile bakmadan kaçarsın belki de kim bilir. Güzel anıların kötülerini unutturduğu sıcak köşe artık soğumuş; yerini vazgeçişlere bırakmıştı. Ömür dediğimiz şey tek seferlik cesaretlerden beslenen değil midir? Bir hamle seçilir ve oyuna devam edilir; bir kelime seçilir ve devamı gelir tüm yazıların.

Kapıların ardında salınmayı bekleyen birkaç tutku bundan böyle kendi gölgesinin koyularında saklanacak yer arayacak. Mutluluğun çöllerindeki gölgeler tozları biriktirdikçe, damla damla yağacak yağmurları yürek hapsedecek. En sevilen şarkıların sözleri birer birer unutulmaya başlanacak, en beğenilen kıyafetler eskiyecek. Okumaya doyamadığımız kitaplar bitecek ve en güzelimiz yaşlanacak.

İstemeyerek gittiğimiz yollardan hiç dönmeyecekmiş gibi, sevilen renkli kalemler hiç bitmeyecekmiş gibi, kapıdan çıkarken her seferinde geri gelecekmiş gibi..

Sıkı sıkıya sarıldığımız, benimsediğimiz her şey bir gün kendini belli etmeden sessiz sessiz uçup gidecek. Kaçırılan fırsatlar, geç kalınmış tüm yolculuklar için pişmanlık ve keşkeleri toplayacağız limanlardan. Belki de avuçlarımızı sıkıp rüzgara karşı tekrar dümen kıracağız. Maviler ya fırtınalı geçecek ya sütliman olacak.

Ne tarafa sürükleniyoruz? Her şey karşımıza çıkanlara verdiğimiz tepkilerden ibaret aslında. Doğru seçimler suların durgun olduğu yerlere sürüklerken, yanlışlar ise her defasında kıyıya çarpar insanı. Ve bazen tek bir doğru koca bir hayatı baştan yazarken, tek bir yanlış tüm doğruları götürür. Tam bu noktada klişe ama güzel kelimedir ‘şans’. Bugün birileri aşık oldu, birileri en sevdiğine son kez sarıldı habersiz, birileri öldü ve birileri yeniden doğdu. Onlarca heves, binlerce kabulleniş. Hayat umutlardan ve hayal gücünden ibaret bir yer gibi görünebilir bazen bazılarına.

O yerde yazmak hep yaşamaktır; başka hayatlarda yaşamak, olmak istediğin yerde yaşamak.

Yazar: Büşra Nur Tezcan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir