MEKTUP

Tarifsiz Adam, 

“Keşkeler” yelkenlisinde döne dolaşa kendimle kesiştiğim yerdeyim. Sana susadıkça yazdıklarım kanayıp duruyor. Ondan böyle en başa döndürür kalemim beni… Yaşamın zamansızlığı sevgimin telaşına karışınca bedenim içimden geçenleri anlatmakta yetersiz kalıyor ama yolun sonunda nereye varacağımı, göçmen kuşlar gibi nereye konacağımı bilmesem de yazmak kâfi geliyor.

Ve sonra ben, gitgide gecenin çizdiği kadınlara benziyorum. Bende kavurucu ateşsin. Kıyılarımdan usul usul yanıyorum. Yıktığın hayallerimin yükünü taşıyamıyorum, son rüzgârla savrulup hayatından defoluyorum. Biliyor musun? Ellerim mürekkep lekeleriyle bereleniyor. Bak! Defterimin kenarlarına varana kadar seni taşırıyorum. Kağıttaki mürekkep gibi gittikçe dağılıyorum.  Sen daha gelmeden terk ediyorsun beni, elden ne gelir? En sonunda biçare kabul ediyorum. Onca çabama rağmen bir arpa boyu yol alamayınca gönlünde, olmam gereken yerin burası olduğunu anlıyorum. 

Kâinatın sırrını göğüs kafesime sığdıran suretini görmek için çırpınan heyecanım beni satırlarımda ele veriyor. Suretin ki mesela o yıldız gülüşünü kendime ödül sayıyorum uzaktan. Her acılı yüz ifadeni ise ceza. Ben çölümde ekmek gibi, tuz gibi seni aramaktan; tutunduğum dallar kırılmaktan, yarınlarım durmadan kaybolmaktan, ömrüm iki ucu ayrılık arasında kalmaktan yorgun ama bağışla; çünkü seni yazmak mürekkebin en büyük yükümlülüğü. Kelâmı aşka tanık ediyorum.

Gelmediğin kadar uzağa gidiyorsun diye alınmıyorum. “Biz” diye bir şey olmamasının kabulü fethediyor içimde yaralı o boşluğu. Bazen “Neden?” diyorum, sorgulayan kibrim âlemi titretiyor. Ürperiyorum. Kendime geliyorum. Faniliğimi hatırlıyorum her girift ısrarım karşısında, çünkü ben bir deryaya kapıldım ki aşkın camından bakınca cümle canlar özünü gördüm. 

Şimdiye kadar dizelerimi duymuş değilsin. Hiçbir mısramda gözlerin dolmadı ya da bir kelimemin efsununda çözülmedi o buz tutmuş kalbin. Uzaktan severken asla sana sahip ya da ait olmaya uğraşmıyorum, tavırlarından bir anlam çıkarıp talepkâr olmadan seviyorum… Kimseyle yarışmıyorum, kimseye bir şeyler ispatlamaya çalışmıyorum. Kâh düşüyorum kâh kalkıyorum. Anlaşılmasam da anlatmadan geçip gidiyorum nazenin bir giz gibi hayatından, ağılı sevdamla kona göçe sana yaklaşmadan. Yine de usanmaz, uslanmaz gönlüm seni sevmekten… 

İçimde bambaşkasın, bense hiç tanımadığın yabancı bir şahsiyet. Kirpiklerinin eşiğinden gün boyu gözlerini seyretmeye razıyım sitemsiz. Aşkın parlak bir kristal gibi kalbimde. Gözümden sakınıyorum. Gölge olarak kalacağım belki ahenkli gözlerinde, olsun.Hem, güzellikler vaat etmedin ki sen bana. Ben, gönüllü rehindim sana. Üzülmüyorum. Sen de üzülme sana bir şey söylemiyorum, yalnızca kendime kızıyorum. 

Yazar :Büşra ATEŞ 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.