İnsana Dair Birkaç Not

(Bu yazının okunması yaklaşık olarak 2 dakika sürmektedir.)

“Öyle bir düzen ki bu; iyisi kötüsü, nankörü hoşgörülüsü aynı havayı teneffüs ediyoruz. Çelişkiler ve belirsizlikler dünyasında yaşıyor; parçayı görmeden bütünün hayaline dalıyoruz.” 

Herkes bir şeyler bekliyor zamandan. Bazılarımız hiç vermeden almayı düşlerken ve bunun hazzını yaşarken, bazılarımız verdiklerinin aldıklarının onda biri bile olmadığının farkında olmayarak yürüyor kendi çizgisinde. Ortasını bulamıyoruz hiçbir şeyin. Sevgimizi doyasıya gösterirken karşımızdakine suratımızı ekşiterek gösteriyoruz hoşnutsuzluğumuzu ya da saygısızca bir tavır takınıyoruz. Kimin ne yaşadığını, hangi zorluklara karşı göğüs gerdiğini bilmeden yargılıyoruz gördüğümüz birkaç hareketi ya da iki dudak arasından çıkan birkaç kelimeyi. Her hayat kendi içerisinde bin bir çeşit zorluk barındırıyor. Karşındaki sana gülerken, ruhunda hangi fırtınanın dinip hemen ardından hangisinin başladığını bilemezsin, bilemeyiz. Unutma,  bir sevgi tanesi bile barındırmayabilirsin içerisinde ama saygı hep baki kalmalı. 

Çelişkiler ve belirsizlikler dünyasında yaşıyoruz. Örneğin bize göre herkes el iken biz de bir başkası için el’ iz. Ne tuhaftır ki o el her zaman en güvenilmez, en kötü ve en riyakardır. Belki de dünya üzerinde tamamen farkında olarak kendi kendini kötüleyebilen tek canlı türüyüz. Haberlerde izlediğimiz bir habere kahrolmamız sadece birkaç dakikamızı alıyor hayatımızdan ve kas hareketiyle bir tuşa dokunarak yok sayıyoruz gördüklerimizi, hissettiklerimizi. Unutuyoruz bir gün unutulacağımızın farkında olmadan; günün birinde o haberin birkaç saniyesi olabileceğimizin bilincinde olmayarak. Her gün hiç bıkıp usanmadan üç maymunu oynuyoruz çünkü oyuncusu olmadığımız, maruz kalmadığımız hiçbir durum ya da olay bizi ilgilendirmiyor. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyoruz umarsızca fakat insanoğlu bu ya; başımıza kötü bir şey geldiğinde, yanımızda yöremizde kimseleri göremeyince feryat figan ediyoruz, işler değişiyor çünkü. Hani bana dokunmayan yılan bin yaşasın idi? Peki sen kime dokundun, kimi çekip çıkarttın ki maruz kaldığı kötülükten de isyan bayrağını çekiyorsun? 

Öyle bir düzen ki bu; iyisi kötüsü, nankörü hoşgörülüsü aynı havayı teneffüs ediyoruz. Hiç bencil değilim diyenleri gördüm; her zaman kendi çıkarlarını düşünen. Hiç nankör değilim diyenleri gördüm; ufacık şeylerden mutlu olmayı bilmeden arsızca daha fazlasını isteyen. Bir de toz pembe hayallere bürünenler var. Onlar ise kalın duvarlara toslamaktan kaçınarak geçiriyor ömrünü. 

Ne kadar ruh varsa yeryüzünde o kadar hikaye, farklılık ve düşünce silsilesi yer alıyor. Bu farklılıklar içerisinde çoğu zaman bütünü görüyor, parçalarda olup bitenlerle ilgilenmiyoruz. Oysa bütünü bütün yapan parçaların kendisi değil midir? Parçalar güzel kılındıkça günden güne evrilir ve göz kamaştırır bütünün güzelliği ve parçalar küçük olmasına rağmen işlevli hale getirildiğinde muazzam görüntülere seyirci kalabiliriz. 

Belki de yukarıda yazılanların varlığıyla karşı karşıya kaldığınızda her şey için çok geç kaldığınızı düşünebilirsiniz. İnanın hiçbir zaman, hiçbir şey için geç değildir. Herkesin dünyaya bir geliş amacı olduğuna inananlardan olmuşumdur. Belki bu amacın farkında değilizdir; yaşıyoruzdur öylece ama o gün, o saat ve o dakika o yerde bulunuyorsak muhakkak bir sebep vardır. 

Sona bir adım kala, sorgulamalarımın ve eleştirilerimin kucağında buldum kendimi. Belki sizde sorgularken bulursunuz kendinizi; o saatte, o dakikada ve o yerde. 

Yazar: Elif Ayça Ölmez

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.