Güneş Kuşları

''Güneş Kuşları parlamaya, toprak yeniden canlanmaya başlamış. Yavaşça ama umutla. Genç Kral’ın yasının ardında kalanları sabırla süpürmüş doğan gün. Sol eli olmayan genç bir kralın hikayesi de böylece nesilden nesile anlatılmış durmuş. ''

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 3 dakikadır.) 

Bir varmış, bir yokmuş… Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde çok uzak diyarların birinde kocaman bir krallık varmış. Bu krallıkta güneş dört mevsim yüzünü sergiler, toprak ekinlerle dolup taşarmış. Bu krallıkta her şey sanki altın suyuna batırılmış gibi parlarmış. Ekinler, sular, ağaçlar ve kuşlar. En çok da kuşlar… Krallığın koca şatosuna yol gösterirmiş bu kuşlar. Güneşe meydan okurcasına parlayan altın rengi kanatlarıyla havada süzülür koca şatonun etrafını gece gündüz aydınlatırlarmış. Zaten bu koca krallık da bu Güneş Kuşları ile nam salmış. Güneş Kuşları’nın aydınlattığı koca şato dünyanın dört yanından misafirleri ağırlar dururmuş.

Bu şatoyu görenler hep hayran kalırlarmış. Şato da içindeki her şey gibi parıl parıl parlarmış. Güneş Kuşları oymalarıyla dolu duvar süsleri, seramik zemini ve devasa pencereleri ile dünyanın en güzel şatosuymuş bu şato.

Bu şatonun gencecik bir kralı varmış. Altın rengi saçları uzaktan bakılınca güneşe benzermiş. Gözleri berrak bir suyu andırırmış ve konuştuğu zaman etrafındaki her şey altın suyuna bulanmışcasına parlarmış. Bu varlıklı genç kralın gizli bir gücü varmış. Bizim Genç Kral sol eli ile dokunduğu her şeyi altına çevirirmiş.

Bu kutsal güç büyükbabasından babasına, babasından da kendisine miras kalmış. Ancak Genç Kral bu gücünü herkesten saklarmış. Sol eline her mevsim parlak sarı bir eldiven geçirirmiş. Krallığın halkı bu eldivene üç nesildir alışmış ancak kralla tanışan herkes bu daimi eldiveni garipsermiş. 

Günlerden bir gün yine Güneş Kuşları tepede süzülürken krallığa bir ziyaretçi gelmiş. Peşinden bir karanlık sürüyerek gelen bu misafir uzak diyarlardan birinde kralmış. Karanlık bakışlı, gizemli ve bilinmez bir misafirmiş.

Uzak yollardan bizim Genç Kral ile tanışmaya gelen bu misafir sarayda en iyi şekilde ağırlanmış. Genç Kral’ın altın tabak ve bardaklarla dolu sofrasında oturmuş, krallığın her karışını gezmiş.

Genç Kral iyi niyetli bir adammış. Kendini görmek için diyar diyar gezen bu misafiri en iyi şekilde ağırlamış. 

Misafir ise krallıkla, Genç Kralla ve Güneş Kuşları ile çok ilgiliymiş. Öyle ki Misafir ve Genç Kral sıkı fıkı dost oluvermişler. 

Gel zaman git zaman bu karanlık misafir, bizim Genç Kral’ın eldivenini sorup durmaya başlamış. Kral’ın neden sürekli eldiven taktığını merak etmiş. Bunu bizim krala sorduysa da hiç cevap alamamış.

Cevap alamadığından iyice meraklanan bu misafir, Genç Kral’ı gizlice izlemeye başlamış. İşte böylece bir sabah kapı aralığında kralı gözetlerken onun sol eliyle bir şeyleri altına çevirdiğini görmüş. Kral altına çevirdiği bu nesneleri paketleyip köylerde yaşayan halkına yardım olarak göndermiş.

Karanlık misafirin tam da o an aklında planlar dönmeye başlamış. Bu yüce güç resmen nefesini kesmiş. Kendi krallığındaki her şeyi altına çevirdiğini hayal etmiş. İşte o an Genç Kral’ın Güneş Kuşları’nın da sırrını çözmüş. Kral’ın bu ünlü Güneş Kuşları altındanmış.

Karanlık misafir, Genç Kral’a karşı garip duygular beslemeye başlamış. İçinde eski dostuna karşı yeşeren kıskançlık ve hırsla mücadele edememiş. Bir şekilde Genç Kral’ın sahip olduğu güce sahip olmayı arzuluyormuş. Genç Kral’ın bu denli güçlü bir krallığa sahip olmasının gücü sayesinde olduğunu düşünüyormuş. Kendisine o gücü verseler krallığını nasıl da güçlendirirmiş! Adeta yenilmez bir kral olurmuş.

Misafir kafasında dönen bu düşüncelerle daha fazla baş edememiş ve bir plan hazırlamış. Bir gece Genç Kral’ın odasında gizlice girip sol elini ondan çalmış. Sonra da ardında koca bir karanlık bırakarak kaçmış.

Genç Kral sol elini kaybettikten sonra derin bir karanlığa bürünmüş. Onunla birlikte bereketli krallığı da bu karanlıktan nasibini almış. Pasparlak bereketli topraklar kurumuş ve güneş, krallığa sırtını dönmüş. Güneş Kuşları da solup gitmiş. O meşhur krallık, Genç Kralı ile birlikte derin bir karanlığa ve yasa gömülmüş. 

Bu sırada karanlık misafir kendi krallığına vardığında çok geçmeden Genç Kral’dan çaldığı sol elin hiçbir işe yaramadığını fark etmiş. El sahibinden çalındığı için artık hiçbir gücü kalmamış. Karanlık misafir bunu fark ettiğinde küplere binmiş. İçinde eski dostuna karşı hissettiği kıskançlık şimdi yerini nefrete bırakmış.

Öfkeyle dolup taşan karanlık misafir; silahlarını, atlarını ve askerlerini hazırlayıp Genç Kral’ın şatosuna doğru yola koyulmuş.

Bu sırada Genç Kral, karanlık ve soğuk şatosuna gömülmüş. Büründüğü derin yas, atalarından ona miras gücü ve sol elini kaybetmesinden mi yoksa eski dostunun kalbinde açtığı derin güvensizlik çukurundan mı kaynaklı bilememiş. İyi bir kral olamamış ve halkını koruyamamış. Şimdiyse geriye zavallı bir krallıktan başka bir şey kalmamış.

Karanlık misafir Genç Kral’ın şatosuna vardığından eskisinin tam tersi bir krallık bulmuş. “Zavallı eski dostum.” demiş içinden ve gülmüş.

Karanlık misafir şatonun bahçesinde tüm krallığa yetecek bir sesle bağırmış.

“Artık benim esirimsin Genç Kral. Elini dikeceğiz ve benimle gelip krallığımdaki her şeyi, en küçük otu bile altına çevireceksin!”

Genç Kral cevap vermemiş, düştüğü derin karanlıkla meşgulmüş.

“Korkak Genç Kral!” diye bağırmış misafir.

Tekrar cevap vermemiş Genç Kral.

“Sana acımamak elde değil.” demiş misafir pis pis gülerek. 

“Ya yapmazsam?”

Genç Kral şatonun geniş balkonunda bunu söylerken hiç bağırmamış. Ama sesindeki kudret sayesinde söyledikleri tüm krallığa, hatta çevre krallıklara yayılmış. 

“Seninle savaşırım.” demiş öfkeyle misafir. Bunu söylerken öyle bir bağırmış ki sesi göğe çarpıp geri gelmiş. 

“Her şeyini kaybetmiş zavallı ve korkak bir kral ile mi savaşacaksın? Bu durum seni benden daha zavallı yapıyor sanırım. Dostunun sol elini çalacak kadar zavallı ve korkak.”

Genç Kral bunları çok sakin bir şekilde söylemiş ancak derim ve güçlü sesi her yerden duyulmuş.

Misafir ise daha da öfkeyle dolarak askerlerine saldırma emri vermiş. Atlar ve askerler şatoya saldırmaya doğru harekete geçmiş. Ama o sırada devasa boyutlardaki Güneş Kuşları ve çevre krallıklardan askerler, misafirin askerlerinin karşısına dikilmiş. Karanlık misafirin ordusu bunca askerin karşısında bir avuç kalmış. O sırada başka bir krallığın kralı konuşmuş.

“Genç Kral bizlere hep yardım etti. Yoklukta ekinini bizlerle paylaştı, bizlere dost oldu. Şimdi onun yanında olma sırası bizde.”

Karanlık misafir iyice öfkelenmiş ama ordusunun tamamını yitirmek de istememiş. Yanındaki kutuda duran sol ele yeltenmiş. Onu alıp gerisin geri kaçmak istemiş. Ama devasa Güneş Kuşları gözlerini garip bir şekilde onun üstüne dikmiş. 

Karanlık misafir sol elin olduğu kutuya dokunduğu anda kendi kolu kaskatı kesilmiş. 

“Ne oluyor!” diye bağırmış can havliyle.

Genç Kral konuşmuş.

“Güneş Kuşlarım yalnızca altından yapılma değiller. Onlar beni ve krallığımı büyüleriyle korurlar. İsteseydim onları üstüne gönderir, sol elimi senden geri alırdım. Seni de sonsuza kadar lanetlerdim. Ama yapmadım. Sen buraya gelerek kendi sonunu hazırladın. Artık sol kolun Güneş Kuşlarım tarafından lanetlendi. Zar zor hareket edecek o kolun ucundaki elin neye dokunsa onu kurutacak ve solduracak. Bu da senin ömürlük cezan eski dostum.”

Ardından Genç Kral’ın krallığında güneş yeniden doğmaya başlamış. Güneş Kuşları parlamaya, toprak yeniden canlanmaya başlamış. Yavaşça ama umutla. Genç Kral’ın yasının ardında kalanları sabırla süpürmüş doğan gün. Sol eli olmayan genç bir kralın hikayesi de böylece nesilden nesile anlatılmış durmuş. Bu masal da burada sona ermiş…

Yazar: Eylül Yılmaz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.