FARKINDA MIYIZ?

    “Zaman çok hızlı geçiyor.” “Sanki hiç yaşamamışım gibi nasıl geçti anlamadım.” Bu gibi cümleleri çok sık duyup çok sık kurarız hayatımızda. Kısa vadede çok farkına varamasak da uzun vadede geriye dönüp baktığımızda daha dün gibi olduğunu söyleriz, şaşırtır bu hız bizi genelde. Einstein  zamanın göreliliği konusunu basitçe bir örnekle açıklamıştır: Hoşlanmadığımız bir durumda zaman geçmek bilmezken hoşnut olduğumuz bir durumda ise su gibi akar gider. Zamanın çok hızlı olduğuna dair cümleler bu kadar sık kullanılırken bunun tek sebebi  zamanlarımızı çok güzel geçirmemiz midir? Bana sorarsanız hayır. Çünkü genel tabloya baktığımızda hiç de iç açıcı renkler göremiyoruz maalesef; ne duyduğumuz ya da şahit olduğumuz olaylarda ne de kendi hayatımızda. Ruhsal bunalımların, buhranların gitgide artmış olması bize bu konuda pek de iç açıcı şeyler söylemiyor. Hep bir şeylerin eksikliğinden, yanlışlığından şikayet eder olduk, memnuniyetsiziz, mutsuzuz esasında. Hızla değişen düzene ve zamana adapte olamamışız, adapte olduğumuzu düşündüklerimiz ise rutinden öteye gidememiş. Peki hal böyleyken neden yaşarken bitmek bilmeyen, zor zamanlar atlatmış olsa da geriye dönüp baktığında sanki o anları yaşayan kendisi değilmiş gibi hislere kapılabiliyor insan ya da ne ara akıp gittiği düşüncelerine?  Bana kalırsa zamanı hızlı olarak algılamamızın bir nedeni de günlük hayat içerisinde farkındalık alanımızın gitgide daralmış olması. Durup üzerine gerçekten düşündüğümüz konuların sınırı çok daraldı. Gün içerisinde neredeyse her şeyi bilinç düzeyine çağırmadan, farkına varmadan yapıyoruz. Dış dünyanın sesini kısıp kafamızın içinde yaşıyoruz adeta. Kafamızın içinde ise anda değiliz; hep bir kargaşa, gürültü ortamı hakim. Ya geçmişin mutsuzluklarıyla cebelleşiyoruz ya geleceğin bilinmezliğiyle kaygılanıyoruz ya da o anki durumu kendimizce yorumlamakla, değerlendirmekle meşgulüz. Veyahut da sıklıkla gündüz düşlerine dalıyoruz. “Hayat biz onu planlarken başımızdan gelip geçenlerdir.” diyor John Lennon. Hayatı otomatik pilota alıyoruz adeta, biz bunlarla meşgulken olaylar bir şekilde yaşanıp bitiyor. Otomatiğe almak tabii ki bilinçli bir şekilde yapılmaya gerek duyulmayan rutin işlerde hem zihnin enerji tasarrufunu sağlaması hem de bilincin daha önemli konulara yönelmesini sağlaması bakımından önemli, hayatımızı kolaylaştıran bir meziyet ama bu konuda o sınırı çok çok aşıyoruz kanımca. Duygularımız, davranışlarımız, tepkilerimiz otomatikleşti, hatta gülüşlerimiz bile. Gün içerisinde sizin de karşınızdakinin ne söylediğini tam olarak idrak edemeden geçiştirir tarzda tepkiler verdiğiniz oldu mu? Ya da en basitinden kitap okurken aklınız başka düşüncelerle meşgul olduğu için diğer sayfaya geçmeden önce bir önceki sayfada ne anlatıldığını hatırlayamadığınız için başa sardığınız? Karşımızdakini dinlemek, ne demek istediğini anlamak yerine vereceğimiz cevapları tasarlıyoruz. En güzel anların bile tadını çıkarmak yerine anı biriktirmek için çabalıyoruz farkına varmaksızın, mesela bol bol fotoğraf çekerek. Bir an önce yaşansın bitsin de hatırlaması kalsın dercesine anılarımızı hafızamızda değil klasörlerde biriktirir olduk. İşlerimizi, gereken dikkati vermeden  üstünkörü yapıp hemen bir diğerine başlıyoruz, yapmış olmak için yapıyoruz genelde. Durup kendi hayatımız üzerinde biraz düşünürsek bu örnekleri daha da artırabiliriz. Günlük yaşantılarımızın büyük bir kısmı farkındalık alanımızın dışında rutin bir şekilde gerçekleşiyor, bu da daha az detay hatırlamamıza neden oluyor ve dönüp baktığımızda yaşayan biz değilmişiz hissi veriyor.

      Farkındalık hali beklentimizle uyuşmayan durumlarla karşılaştığımızda gerçekleşir ve odak noktamız o durum olur. Anı yaşamak da aslında dikkatini ve bilincini o anki duruma vermekten başka bir şey değil. Eğer o anda başka şeyleri hatırlamak yerine o an, o anda olmak gerektiğini hatırlarsak farkında oluruz. John Kabat’a göre farkındalık, dikkati yargısız bir biçimde içinde bulunulan ana vermektir. Eğer o anda yaşanan olaya yargısız bir şekilde bakabilirsek durumu kabullenmemiz de kolaylaşır ve enerjimizi direnmekle tüketmemiş oluruz. Bir durumu kabullenmemiz o durum olumsuzsa eğer bunu değiştirebilmenin yolunu açar. Farkındalık bilinci artırır, zihindeki yoruma değil o anki duruma dikkatimizi vermemizi sağlar.

     Günlük hayat içerisinde farkındalık geliştirememiş olmak iletişim problemleri de dahil birçok probleme sebebiyet verebilir. Çünkü sıklıkla o an yaşanan olayın gerçekliğini gölgeleyip olayla doğrudan temas kuramayız, öznel değerlendirmeler yaparız. Deneyime değil de onun yarattığı etkiye kafa yorduğumuz için de gereğinden fazla ya da az tepkiler verebiliriz. Zihnin odağının başka yerde olması o ana olan dikkatin dağınıklığına neden olur ve muhtemelen çözümün ipuçlarını da göremeyiz ve çözüm süreci hem daha uzun hem daha sancılı olur. Farkındalık içinde olmadan geçirdiğimiz her olay bir sonraki olayın gidişatını olumsuz etki edebilir, sosyal ilişkilerde aksamalar yaratabilir. O anki yaşantının farkında olamamak kimi psikolojik rahatsızlıklara da sebep olabilir; mesela kişi konunun tek bir noktasına odaklanınca bunu takıntı haline getirebilir ve obsesyon geliştirebilir. Olanı olduğu gibi kabullenmediğimiz zaman konunun bütünlüğü ve olaya şahitliğimiz bozulur. O olayın gerçekte ne olduğundan çok, bizim ona yüklediğimiz anlamlar üzerinden değerlendirmelerde bulunduğumuz için ileride hatırladığımız şey de o deneyim değil hakkında verdiğimiz hükümler olur. Çünkü yüklenen anlam fark etmeden yaşanan olayın yerini alır.

      Kısacası o anda olanlarla ilgili fikirlere kapılıp o anları teğet geçiyor olmamız daha sonra olayın net bir şekilde hatırlanmasını engelliyor. Bu ve benzeri durumlarla günlük hayatımızı inşa ettikten sonra da geriye dönüp baktığımızda olayın ne olduğuna dikkatimizi veremediğimizden dolayı zaman hızlıca geçip gidiyormuş hissine kapılıyoruz bana göre. Farkındalık, zaman algısı ve yönetimiyle ilgili önemli sayılabilecek sıkıntıları ortadan kaldırır. Farkındalığımız, duygu ve düşüncelerimizin önüne geçtiğinde o andaki yaşantının problemlerinden daha çabuk ve acı çekmeden kurtulabiliriz. Hele bir farkındalığımız artsın, zaman yine hızlı geçiyor olarak da algılansa belki bu seferki sebebi doyumdan ve mutluluktan olacak ve nasıl geçti anlamadım kısmını cümleden çıkaracağız. Bu sayede duygu, düşüncelerimizin esiri olup durumun bize yansıdığı kadarına bakarak değil de nesnel gerçekliğe göre kararlar alacağız ve hayatı ıskalamayacağız.

YAZAR: Bahar KAYA

Kaynakça:

29 Ekim, 2017, http://www.kemalsayar.com/KatagoriDetay-Farkindalik-ve-Psikoterapi-234.html linkinden erişildi.

29 Ekim, 2017, http://www.farkindalik.info/farkindalik_nedir.asp linkinden erişildi.

FARKINDA MIYIZ?” için 2 yorum

  • 2 Kasım 2017 tarihinde, saat 01:09
    Permalink

    Bahar eline yüreğine sağlık çok güzel bir makale kaleme almışsın yine tebrikler…..
    Bence de her haliyle, olanı, olduğu gibi görmektir farkındalık. olması gereken gibi değil. cesaretle ama kötümser olarak değil. güvenle bakmayı öğrenerek ama teslim olarak değil…

    Yanıtla
  • 24 Kasım 2017 tarihinde, saat 04:57
    Permalink

    Zaman algısı ve farkındalık diyince direk askerliğim aklıma geldi. Zamanın ve anın farkına varmak ne demekmiş bi orda anlamıştım.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.