Bir Boşluğum!

“İstemeden varım ve istemeden öleceğim. Olduğum şeyle olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum” Fernando Pessoa.

Serin bir yaz gecesinde sanki mevsimim geçmiş ve yanlış bitkilerin arasında gövdeme bir sarmaşık dadanmış. Korunaklı küçük saksım artık dar geliyor, buradan çıkmam gerek ama kocaman ovalara atlayacak gücüm de yok. O küçük saksıdaki halimi değiştirebilsem düzelebilirim belki ama yavaş yavaş soluyorum. Bunun farkındayım, tek mevsimlik bir çiçeğim; doğam bu ve başka kurtuluşum yok. Solmak ve kurtuluş aynı anlamda kullanılabilir mi?

Mesela fesleğen; tadını ya da kokusunu sevmeyenlerin yanında diğerlerinden bir farkı yok. Belki de bir hiç. Böyle bir ortamda yaşamla ölüm arasındaki çizgi onu korkutmuyor. Zaten yaşadığı günlerde bir farklılık yoksa kuruduğunda ne yaşayacağını da merak etmiyor olsa gerek. Bu yüzden ölümün huzuruna daha ölmeden kavuşmuş. Kavga, gürültü, çırpınış istemiyor. Amacı kurtulmak da değil zaten, dedim ya mevsiminin geçtiğinin ve tek mevsimlik olduğunun farkında. Kendi toprağında sessizce ölümü bekliyor.

Sanırım ölümün onu tek sarsan tarafı; onu toprağa diken, sulayan, çiçekleri ilk açtığında onun mutluluğunu paylaşan sahibinin, onu soluduğunun farkında olmaması. Ölümsüzlüğün insanların zihninde kalan anılarımız olduğuna inanırken aslında kimsenin zihninde istediği kokuyla, tatla barınamadığını fark etmiş. Eğer olduğunu zannettiği şey değilse, gerçekte ne olduğunu görmek onu korkutmuş. Belki de onu solduran bu olmuş. “Niye var olmaya devam edeyim?” sorusu zihnini kurcalayıp durmuş. Ancak gayesi varoluş amacını bulmak değilmiş. Bunun bir çırpıda hallolacak bir şey olmadığının farkındaymış. Bir anda yok olabilse her şey düzelirmiş aslında ya da sabah uyanmak için küçük bir neden onu sahibine ihtiyaç duymadan haftalar önceki yağmurla bile ayakta tutabilirmiş. Doğası gereği yapması gerekenleri yapmaya devam etmiş. Ancak köklerindeki o boş, anlamsız tat geçmedikçe yaprakları onu terk etmekten geri durmamış. Geride cılız bir gövde kalıncaya kadar…

“Bir şeyler yapıyorum, yürüyorum, konuşuyorum, yemek yiyorum yani her zaman yaptığım işleri sürdürüyorum ama nasıl anlatsam, bir boşluk duygusu içinde. Sanki içimde derin bir hiçlik var” Zülfi Livaneli

İki sözün arasına sıkıştırıp himaye altına aldım, bir bitkinin yapraklarından dökülen duyguları. Umarım kendilerine bir yol bulup akmayı başarırlar.

Yazar: Beyza Alkaya

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir