BEKLEME SALONU

Gerçekten gerçek miydi? Gerçekten geçmemiş miydi? Zaman iyi gelmemiş miydi? Zamanla kocaman bir husumetim mi vardı?  Gözlerim açılmış gibiydi halbuki. Ama bu önceden görmediğim gibi değil de sanki her şeyi şu an daha da net, daha da güzel ve daha da sıcak görüyormuşum gibiydi.  Üstümde tonlarca ağırlıkla artık yürümek zorunda değildim sanki. Ayaklarım sanki kendi kendine ileriye doğru gidiyor gibiydi. Git diyordum. Sadece git. Ama öyle değil miydi? 

Kanım çekilmiş gibiydi. Buz gibi hissediyordum. Şimdi kendimi ne halde görecektim. Nasıldım acaba, şuurum yerinde miydi, yine hangi parçam ne tarafa dağılmıştı, canım çok yanmış mıydı? Bir an önce  kafamdaki birbirinden kötü senaryolardan hangisine uyduğumu görmek, kendimi görmek istiyordum.

Varmıştım sonunda. Koşa koşa kendimi bulmaya çalışıyordum. Ortada yol gösterecek kimse de yoktu. Sonra buldum kendimi. Yüzükoyun yatar vaziyette hem de. Bari burda yapma dedim. Tam kendime yaklaşıyordum, kolumdan tuttu biri, giremezsiniz dedi. Bekleme salonunu işaret etti. Hayatım bekleme salonlarında geçiyordu. Beni kendim kadar yoran hiçbir şey yoktu. Tam bir ömür törpüsüydüm. Kendimi bekliyordum. Hep bekliyordum. Neyi beklediğimi de bilmiyordum. Ben hiçbir şey bilmiyordum. Tüm gece boyunca kendimi nasıl zapt edeceğimi düşündüm. 

Uzun bir bekleyişin ardından bana izin verdiler. Yavaş yavaş kendime yaklaştım. Öylece bakıyordum. Ait olmadığı bir hayatın içinde sıkışmış ve debeleniyor gibiydi. Göz göze geldiğimiz gibi geri adım attım.Tüylerim ürperdi, ne yapacağımı bilemedim.  Nasıl da bittiğini sanmıştım. Nasıl da bitmediğini görmüştüm. Nasıl da zoruma gitmişti. İşte yine her şey birbirine karışmıştı. Yine ipe sapa gelmez bir durumun ortasındaydım. Çok fazla ışık vardı, her şey dönüyordu. Gözlerim neyi gördüğünü bilmiyor gibiydi. Tek bir cümle kuramıyordum. Kelimeler gücünü yitirmişti. Bunaltıcı, daraltıcı düşüncelerimi yine uyandırmıştım. Halbuki onları uyandırmamak üzere uyuttuğumu düşünüyordum. Sonra nefes almadığımı fark ettim. Derin birkaç nefes alıp verdim. Birden kahkaha atmaya başladı. Kontrollü değildi ve hiç içten değildi. Arada sinir bozucu sesler de çıkarıyordu. Gerçekten çok yapmacıktı. Neden böyle bir durumun içinde böyle davranışlar sergiliyordu? Bu halinden ve nereye gittiğini bilmediğim gidişatında artık mantık aramıyordum. Aman! Ne hali varsa görürdü. Yine de kahkahalarının durmasını istemiyordum. Duracaksa da durduğunda orda olmak istemiyordum çünkü kahkaha atmayan kendimle tam olarak nasıl baş edeceğimi bilemiyordum. 

Yazar: Feray Ünsal

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.