Atsam Atılır mı?

(Bu yazının okunması yaklaşık 4 dakika sürmektedir.)

Sevgili Canımın içi,
Başlangıcımı yaptığım yerde bitişimi hızlandırıyorum. Sana sevgili canımın içi demek de hoşuma gitmiyor değil ama bu canın içi de pek sağlam değil artık. Dedim madem öyle, bitirelim bu işi el birliğiyle. Hayatımdaki pek çok şeyi yaşadığım gibi bunu da cümbür cemaat yapayım. Çoluk çocuk karışsın araya, raflar yerlere insin, her şey dağılsın, herkes doluşsun, sonra tozlar alınsın, yeniden yerleşsin her şey. İyice dağılan her şeyi gereksizler ve olmazsa olmazlar olarak ikiye ayıralım; bazıları çöpe, bazıları bana kalsın. Çöpe gidenlere bakmayıp yenilerini alırız diyeyim, gezip tozup beğeneyim bir şeyler. Bana kalanların da yüzüne bakmayım ama dursunlar öyle, bir gün lazım olurlar belki. “Kandırmışım kendimi, olmasalar da olurmuş.” deyip başka bir zaman onları atarım nasılsa, sınırı yok çöp toplamanın. Nihayetinde her şeyin bir sonu var; ya eskiye eskiye ya kaybola kaybola…
İşte böyle, çöp atmaya gelir gibi dökmeye başladım içimi. Sahi atsam atılır mı? Bence atarım. Sığdıramamıştım, büyük gelmişti derim. Atmaya kıyamazsam birine veririm. Belki, onlara sığacaktır. Zaten pek çok şeyi öyle yaptım bu zamana dek, o yüzden alışkınım. Baktım bu hayal, bu rüya çok geldi bu odaya uyutmuyor beni, başkasına verdim ki o yaşasın. Yaşayanı da oldu, yalanım yok. Ben de başka hayaller satın aldım. Kendime sığdırabileceğim, beni uyutacak hayaller… Yaşanacak, asla ilki gibi olmayacak ama çok güzel avutacak hayaller…
Kötüydü, acıydı diyemem. Güzel bir hevesti, sona erdi artık. Hatta o kadar güzel bir hevesti ki hatırlamak istemeyeceğim rüyalar gibiydi. Hatırlamak istemeyeceğin kadar güzel rüyalar olur bazen, sırf gerçek olmadığını hatırlayıp üzülmeyesin diye… O rüyayı yaşarken, gerçek zannederken mutluydun; gerçekle uyanana kadar. Benimki de güzel bir rüyaydı. Öyle yani, kötü bir şey yok, uyandık, geçti ve gitti.
Geçen gün yürüyorum, çocuklar oyun oynuyor, teyzeler var onları izleyen… Sen sardın etrafımı, n’alaka? Ne alaka, beni sardın sardın yordun hiç gelmemişliğinle bunca zamandır. Seni bana getiren de sen değildin benden alan da. Bak ben yaptım her şeyi kendi kendime, bana bunu yapan da ta kendim senin kabahatin değil. Adını dilime dolayan da benim. Sen nihayetinde benim adımı herkes kadar bildin, yani sen Cem Karaca’nın da dediği gibi, herkes gibiydin o biricik halinle. Bazı kimselerin yana yakıla herkesi olan, olmak durumunda kalanların sevgilileri olur. Ben o bazı kimselerdenim. Çoğunlukla bazı kimseler olup tepeye çıkıp seyrederim kalan kimseleri. Ben işte bu bazı kimseler olan halimle seni en tepeye çıkıp izlemelere doyamazdım, sen herkesleşmeye bu kadar diretene kadar.
Bu histen kurtulduğumda yeniden doğmuş gibi hissetmeyeceğim, daha iyi de hissetmeyeceğim. Bazıları büyümüş olacaksın, büyütür seni diyorlar. Edebiyatçıların bazılarının öldürdüğüne dair kanıtları var. Büyüyüp öğrenmek ve ölmek arasında kalınan bir his bu… Bana kalsa ben öğrenmek, bu hissi tanımak istemiyorum. Ölmek de istemiyorum. Beni çocuklaştırıp feleğimi şaşırttı, yapmam dediğimi yaptım diyenlerden bir farkım kalmadı. Sadri Alışık izleten bir histi bu. Nalanlara, Müzeyyenlere bağırtan… Kapıların çıt seslerine heveslendiren bir his, hayrı olmadı bana. Kurtulunca ne yaparım bilmiyorum, önüm gri ve sisli. Sanırım çocukları alır tatile çıkarım. Eve dönünce de tertemiz bıraktığım yatağıma uzanır sabah erken kalkar işe giderim. Normale döner, sıradan olmanın tadını çıkarırım.
Biliyor musun, bu his sahiden güzeldi ve benim vazgeçesim hiç yoktu. Fakat ben istedikçe olmuyor, hatta kulaklarıma kadar acıtıyor. İnsanın sevmekten kulakları bile acıyabiliyormuş. Sevgi insanı yalnızlaştırmaz, çoğaltır denirdi; beni ise sanki yok etti. Neyse ki artık vazgeçiyorum. Başka sevmelere yol alırcasına kalbimdeki şehrini terk ediyorum. Yüreğimin içinde hüküm sürdüren tahtını en derinlere sürgün edip senden kalanlara da yine çöp muamelesi yapacağım. Belki ilerde yaşadıklarımı anlatıp gülerim dostlara, çocuklara, parklara, senden sonra yeniden yerleşen raflara. Güçlü olduğumu hissetmenin tadını çıkarmaya çalışırım mutsuz olduğumu görmezden gelerek. Güçlü ve yalnız olmak mı, mutlu ve n’olursa olsun mu? İkincisini yaşamadım, bilmiyorum. Kalan kimselerin sayeleri bu konuda çok haklı çıktı.
Uzatmayım, uykum geldi yine senin okumayacağın şeyleri sana yazarken. Hep aynı kısır döngü işte. Ben bakarım, sen gidersin, ben yazarım, avunurum, çabalarım ve olanlar olur. Neyse sevgili canımın içi, beni hatırla. Sevmek benim canımın içine yakıştı, canımın içi sana… Yağmurlu gözlerine iyi bak, onlar benim tek hatıram. Hoşça…
Yazar: Sıla Arslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.