Aşk Hastalığı: İbn-i Sina’dan Günümüze

Sosyal bilimlerin bilim sayılması hala anlamsızca eleştirilse de geçmişe nazaran çok büyük bir kabul edilebilirliğe ulaştığı inkar edilemez bir durum. Elbette ki bu koşullara ulaşmak pek de kolay olmamış. Psikolojiyi; sosyal psikolojiyi ve daha da ayrıntıya girersek kişilerarası ilişkiler konusunu ele alacağız. Doğduğu andan itibaren çevresiyle sözlü ya da sözsüz iletişim halinde olan insanın bu ilişkilerdeki konumunun nasıl incelenmeye başladığına göz atmakta pek çok insan için fayda var.

İlişki dendiğinde çoğumuzun aklına ilk olarak duygusal bağ kurulan ilişkiler; dolayısıyla da aşk gelir. Aşka dair eserlerin temeli binlerce yıl önceye dayanıyor. Milattan önce 1. Yüzyılda, Romalı şair Ovidius Art of Love (Aşk Sanatı) adlı eseriyle erkeklere; kadınlara yaklaşım ve ilişkideki tutumun nasıl olması gerektiği hakkında ipuçları vermeye çalışmış. Mitolojiden örnekler sunarak da düşüncelerini desteklemiş. Bundan 11 yüzyıl sonra, yani 10. yüzyılda ise tıp ve felsefe alanında önemli çalışmalara imza atmış olan İbni Sina, El-Kanun fi’t-Tıb adlı tıp ansiklopedisinde “kara sevda” (mal-i hülya) veya günümüzde yaygın kullanılan adıyla “aşk hastalığı” temalı bir bölüme yer veriyor. Bu hastalık bir vaka üzerinden anlatılmış. Şöyle ki; bir gün bir vezirin oğlu ne tanısı ne de şifası bir türlü bulunamayan bir hastalığa yakalanıyor, yemeden içmeden kesilen oğul tek kelime konuşmuyor. Vezirin adamları da son çare İbni Sina’ya gidiyorlar. İbni Sina hastaya kara sevda teşhisi koyuyor ve sürekli olarak hastanın nabzını kontrol ediyor. Bölgedeki tüm şehirleri saymaya başlıyor. Fark ediyor ki özellikle bir şehrin adı söylendiğinde hastanın nabzı birden artmaya başlıyor. Hastanın sevdiği kadının bu şehirde yaşadığı anlaşılmış oluyor. Kim olduğunu bulmak için ailesi etrafı soruşturmaya başlıyor. Yine aynı yöntemle, belli bir kadın ismi söylendiğinde nabızda önemli bir artış görünüyor. Bu sayede, kadının kim olduğu bulunuyor. Sonrasında genç adam bu kadınla evlendiriliyor ve sağlığına kavuşuyor. Günümüzde hemen kavranabilecek bu durum, o zaman için insan ilişkilerinin beden ve ruh sağlığı üzerindeki etkisi için önemli bir örnek teşkil ediyor.

İlişki psikolojisine temel oluşturmuş bir başka önemli araştırma ise “Roseto Effect” (Roseto etkisi) adıyla bilinen çalışma. 1961 yılında yapılan çalışmada, Amerika’nın Roseto yerleşkesinde yaşam süresinin diğer bölgelere kıyasla daha uzun olduğu ve hastalıklara yakalanma riskinin çok daha az olduğu tespit ediliyor. Öncelikli sebep olarak akla sağlıklı yaşam gelse de Roseto’da insanların çokça sigara ve alkol tükettiği ve çalışma şartlarının oldukça problemli olduğu tespit ediliyor. Fizyolojik nedeni bulmak için birçok farklı deneme yapılsa da sebep bir türlü bulunamıyor. Nihayetinde, buradaki insan ilişkilerinin diğer yerlerden çok daha sağlam olduğu keşfediliyor. Güçlü aile bağları, iyi iletişim şekli ve sosyal bütünlük, birleşme; insanlara daha uzun ve sağlıklı bir ömür vaat ediyor.

Farklı yüzyıllarda, bunlar gibi pek çok örnek mevcut. Bu örnekler ve çalışmalar ilişki psikolojisinin psikolojide bir başlık olarak incelenmesine büyük destek sağlıyor. Yüzyıllarca ilişkilerin çalışmaya gerek olan bir alan olmadığını, çalışılamayacağını veya çalışılmaması gerektiğini kabul eden bilim dünyası; bu desteklemelerle sosyal psikoloji kapsamına kişilerarası ilişki konusunu da dahil ediyor. Bu alandaki giderek artan çalışmalara yenilerinin de eklenmesi dileğiyle…

YAZAR: Hale İpek KAYIKLIK


KAYNAKÇA

Collins, W.A. & Reis H.T. “Relationships, Human Behavior, and Psychological Science”. Current Directions in Psychological Science. 2014.

Dirier, Ürün. “Karasevdaya Şokla Tedavi”. Aktüel. 19 Ocak 2013, web.

Nakajima, Şafak. “Roseto Etkisi”. Anette İnselberg. 12 Nisan 2015,  web.

 

 

Hale İpek Kayıklık

TPÖÇG Blog Yazarı | Bilkent Üniversitesi Psikoloji Öğrencisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.