Geçmiş, Gelecek ve İzafiyet Teorisi

İzafiyet teorisi de başka bir deyişle şunu söyler: “Açık veya kapalı her göz bakar. Görmek ve görmemek ise insanın doğasındandır ki bakmak istediğiyle alakalıdır.”

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 3 dakika sürmektedir.)

Nerede o eski ramazanlar, dostluklar, şarkılar? Yalnızca öznesi değişen bu cümle ve

nerede olduğu bilinmeyen sürekli aranan bir eski. Neden bizi bu kadar düşündürür geleceğe

kıyasla geçip gittiğimiz mazi? Neden hep bir parmak bal çalar akıllara da hatırlatır kendini?

Neydi bu eski? Bizi eskitir miydi eksiltir mi? Neden çürümeye yüz tutmuş ne varsa ısıtıp ısıtıp

koyar önümüze? Nedir derdi de tozlu rafları karıştırır hep?

Başını kuş tüyü yastıklara koyacağına, ellerini bulanık sulara bulaştırmayacağına,

ipekten kumaşlarla sarılıp gül dökülmüş yollardan yürüyeceğine içten içe hep inanmıştır

insan. Başını kuş tüyü yastıklara koyduğu günler de gelmiştir elbet ama insan artık saydam

sudan, ipek kumaştan, gül dökülmüş yoldan medet ummuyordur. Faniliğin ihtişamı ve bir

nefeslik eğlencelerle kendini oyalayan insanın kalbi kireç tutmuş çorak bir toprağa dönüşür,

bu sefer medet maziden umulur. İnsanın daimî açıklaması mazinin kireç tutan kalbini çözüp

çorak toprakları yeşertebileceğidir. Mazi hep mutlaktır. Hissedilen duygular, yaşanan olaylar,

iz bırakan insanlar daha önce deneyimlendiklerinden hep tanıdıktır. Gelecek gibi muğlak

olmadığındandır ki mazi korkutmaz insanı. Hep güvende hep sıcak hissettirir. Bir önceki güne

özlem duymak bir sonraki güne heyecanlanmaktan daha kolay gelir insana. Ne de olsa bir

önceki gün iyi veya kötü yaşanmış, daha az yaş aldırmıştır. Bir sonraki gün ise

yaşanmamışlığın muğlaklığıyla yanıp kavrulacak ve yaş aldıracaktır. Bir sonraki gün pek çok

ihtimal sunar insana, bu ihtimaller dahilinde pek çok yol da olduğunu gösterir. Yolların

güllerden mi dikenlerden mi olduğunu söylemez, söyleyemez. İnsan, bunu ne kadar yorucu

bulsa da geleceğin doğası budur. İhtimaller daima vardır ve o ihtimaller dahilinde yürünecek

yolun nasıl olacağına insan karar verir. Karar vermek öylesine zordur ki insan yürüyeceği yola

değil, yürüdüğü yola bakar durur. Yürüyeceği yol onu korkutur, yürüdüğü yol ise tanıdıktır.

Ayak izlerine bakıp daha iyi önünü görebileceğini iddia eden insanın bu açıklaması kulağa ne

kadar makul gelse de insan yalnızca kendini avutuyordur. Başka bir deyişle de dikiz aynası bir

sebeple ön camdan küçüktür. Bu bir sebep ise geleceğin maziye okuduğu bir meydandır.

Gelecek ya da daha az muğlak tabirle bir sonraki gün, tüm belirsizlikleri ve ihtimalleriyle

yılmadan mazinin karşısında durur. Mazi ise tüm korkaklığı ve aldatıcı ferahlığıyla tüm

tanınanları geleceğin kulağına fısıldamaya çalışır. Bu iki girdabın arasında sıkışan insanın

hangisine meyledeceği de yine insanın kararıdır. Su götürmez bir gerçektir ki ayak izi

önemlidir. Nitekim mazi, insana yalnızca tanıdıkları değil kim olduğunu da hatırlatır ve insan

bir önceki gün kim olduğunu bilmeye muhtaçtır ki bir sonraki gün kim olmayacağını bilsin.Bilir de. Hatta çoğu insan kim olduğunu değil, kim olmadığını daha iyi bilir ama günün

sonunda kim olduğunu hatırlamak insana hiçbir zaman yetmemiştir. Daha fazlasını

hatırlamak, hatırladıklarının içinde kaybolmak hep daha cazip gelmiştir insana. Belki de

acizliğindendir. Belki de doğarken ağlamak iyi gelmemiştir insana. Belki de doğarken

geleceğin muğlak doğasına ağlamıştır insan. Mazi doğduğunda bile bir parmak bal çalmıştır

belki insanın aklına. Pek çok soru, pek çok açıklama… Fikrimce bu belkilerin yegâne cevabı,

bu satırları okuyan gözlerdir. Bir satırdan diğerine geçerken itinayla duraksayan bu gözler,

insanın içten içe bir sonraki güne yeşerttiği heyecanın işaretçisi değil midir?

Gözler… İlahi bir güç tarafından bakmak suretiyle bahşedilmiş fakat görme ve

görmeme kararı insana bırakılmış mucizevi bir organ. Belki de gözlerimizin en temel işlevi

doğdumuz ilk andan beri her şeye insanın karar vereceğini insana hatırlatmaktı. Ne de olsa

insan baktığı her şeyi görmezdi ya da bazen gördüğü şeylere bakmamış bile olabilirdi. Geçmiş

ve gelecekte bunun bir örneği değil miydi? Mazi bakılsa da bir daha görülmeyeceğinden,

mutlak gelecek ise bakılsa dahi görülemeyeceğinden muğlaktı. Şarkılar, dostluklar ve

bayramlar doğasındandır ki hep değişirdi. İzafiyet teorisi de başka bir deyişle şunu söyler:

Açık veya kapalı her göz bakar. Görmek ve görmemek ise insanın doğasındandır ki bakmak

istediğiyle alakalıdır.”

Eslem Uyar

https://pin.it/4NIH2wxO4

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.