(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 5 dakikadır.)
Önce kapıdan baktığımız sonra kazma ve küreklerimizi yaktığımız, hatta dört mevsimi aynı haftada yaşadığımız; dolu dolu geçen bir Mart Ayı’nın sonunda her birinize, “Merhaba!” Sevgili Okurlarım.
Sizler bu yazının satırları arasında akışa kapılmış giderken ben yirmi dördüncü yaşıma giriyor olacağım. Yanlış duymadınız, bugün yani Yirmi Dokuz Mart benim doğum günüm! O yüzden belki de biraz fazla heyecanla birlikte ilhamımı akıtıyor olacağım. İlk olarak şunu itiraf etmek istiyorum: Bu yazıyı yazmak için çok düşündüm. Ne yazsam, nasıl yazsam; ne desem de kendime tercüman olsam diye… Sonrasında, “Geçen yıl başlatmış olduğum bir şey vardı. Her doğum günümde, tamamladığım yaşımda yaşadıklarımı kendime not olarak bırakacaktım. Neden buna Akıl Defterim ile devam etmiyorum ki?” dedim. İşte şimdi bu saatlerde geride bıraktığım yirmi üçüncü yaşım ile karşınızdayım!
Hiç bilmediğiniz bir yeri düşünün lütfen; sokaklarını, havasını, kokusunu, yağmurunu, toprağını, dilini ve insanlarını… Sonra bunları yavaş yavaş keşfetmeye ve saydığım şeylerle harmoniyi yakalamaya başladığınızı hissedin. Hatta bahsettiğim yerin muhtarı bile olabilirsiniz artık. Bunları başı ve sonu belli, kısıtlı vakti olan bir yolculuğun en yüksek noktasında yaşadığınızı düşünün. İşte geçtiğimiz yıl yeni yaşım böyle başladı ve ilk çeyreği hiç bilmediğim; ülkeleri, kültürleri, insanları, dilleri, mimari ve lezzetleri deneyimlemekle geçti. İşte o zaman anlamaya başladım dünyanın koskocaman bir yer olduğunu ve benim aslında kendi içimde ne kadar büyük olsam da dünyada küçücük kaldığımı… Yine bu ilk çeyrekte çocukluğumdan beri hayalini kurduğum bir şeye tanık oldum: Din, dil, ırk, cinsiyet, renkler vb. hiçbir şeyin bir öneminin olmadığı yargılardan uzak, sevgi ile birleşmiş, güven ile çevrelenmiş bir yerin varlığı… Benim için hayatımda nadir ve unutulmaz anlardan biriydi.
İkinci çeyreğe gelecek olursam, benim için yeniden doğuş gibiydi. Sevdiklerime kavuştuğum, yaşadığım yerin tadını çıkardığım ve yüreğimden geçenleri bir bir hayata geçirdiğim zamanlardı. Yine bir sürü sorumluluk aldığım, bazı yerler ve insanlarla bağımın sürmesini devam ettirdiğim ama bir diğer yandan da kalbi güzel olan yepyeni insanlarla tanıştığım ve yepyeni deneyimlere kapı açtığım birkaç aydı. Öğrenmenin tatlı ama sert sonsuzluğunu bir kez daha hissetmiştim. İşte o zaman canlı ve kanlı bir şekilde yaşadığımı iliklerime kadar görebilmiştim. Bazı endişelerim yok değildi ama onları da zamanın belirsiz akışına bıraktım ve hepsi kendi yağında kavrulup en güzel halleriyle karşıma çıktı.
Şimdi sıra üçüncü çeyrekte! Bu bölümün başlarında adeta geri dönüş yaptım bazı “şeylere”. Bu şeylerden iyi gelenler de oldu, beni tüketen de. Yine hastalıklar ve derslerle dolu rutin kısımları da vardı. Aslında upuzun bir zaman sonra yıkık köprüleri tamir etmeye çalıştığım ya da bazı hayal bulutlarıma oturmaya cesaret ettiğim bir çeyrekti. Yine bir sürü şey keşfettim; kendimle ilgili, ilgilendiğim şeylerle ilgili ve daha nicesi… Hayal kırıklığına da uğradım, bazı planlarım da gerçekleşti; erteledim ve anın tadını çıkardım; düştüm ama kalkmasını da bildim; nostaljiyi de yaşadım, geleceği de koklamaya çalıştım; özledim ama kavuştum; şaşırdım ve kabul ettim…
Huzurlarınızda dördüncü ve son çeyrek! Bu son çeyrekte önce yeni insanlar tanıdım, birbirinden farkındalık dolu. Sonra yeni bir yıla girmenin heyecanını yaşadım bir kez daha ve elimden geldiğince güzel bir kombinle karşıladım yeni yılı. Her yılın klasiğidir, yeni yıla girdikten sonra ertesi gün ve hafta finallere çalışır, dönemi bütsüz atlatmak için canını dişine takarsın. Finalleri atlattık derken kalbimi yerinden oynatan biriyle tanıştım. Nerden bilebilirdim ki yaşımın son çeyreğinde aklımı ve kalbimi birbirine katacağını? Nerden bilebilirdim ki onu; isteyeceğimi, merak edeceğimi, soracağımı ve sorgulayacağımı, kaybetmek ve üzmek istemeyeceğimi… Sonrasında benim için zorluklarla ve korkularla dolu, her aşamasını bildiğim ama kendimi yine de aynı yolun yolcusu olarak, farklı zamanda görmek istediğim; dikenler ve taşlarla dolu bir yoldan geçtim. En sonunda o yolu güllerle donatıp alnımın akıyla çıktım. Bu yolda bir şeyler yaşarken hayallerimden bir tanesinin gerçekleşebileceğini gördüm. Bu ihtimali görmek bile benim soluksuzca çabalamama yetti ve elimden geleni yaptım. O önceki yolu güllerle donatır donatmaz bu hayalimi de gerçeğe çevirdim. Mutluluktan, şükrandan ve belki pek çok duygudan sonra ağladım. Yetmedi. Başka bir hayalim için tekrar ayağa kalktım ve yola koyuldum. Sadece kendim oldum. Kendimi ve hayallerimi yazdım, kendimi ve hayallerimi konuştum. Son olarak bu hayalimi de gerçeğe dönüştürdüm ve benim için hayatımın en özel yolculuklarından bir tanesi başladı. Şimdi gurur ve mutlulukla o yolun yolcularından biriyim. Daha ilk anlarımda milyon tane şey öğrendim, o yüzden çok heyecanlıyım yolun devamında ne var çok merak ediyorum. Son günlerde ise adım attım, sadece ve sadece kalbim istediği için…
Evet Sevgili Okurlarım, dolu dolu bir yaşı daha geride bıraktım. Bu yaşımın bana öğrettiği, sizin de okudukça belki fark ettiğiniz, özellikle de son zamanlarda sıkça karşıma çıkardığı bir şey var ki o da şu: Bu hayatta HER ŞEY MÜMKÜN! Yeter ki isteyin, hayal edin, çabalayın ya da bırakın kendinizi nehrin akışına. Ne zaman, nerede, ne olacağını tahmin bile edemeyebilirsiniz. Hayat, siz planlar yaparken karşınıza çıkanlardır bazı zamanlarda… Yüreğinizi, aklınızı ve ruhunuzu dinleyin. Farklı şeyler söyleseler bile onu bir şarkıya çevirip tek bir melodiyi duymayı deneyin.
Sevgili Kendim, yirmi dördüncü durağımıza geldik. Hoş geldik! Kendi hikayemizi yaşıyoruz ve olabileceği en özel, en dolu hâliyle. Her zaman söylüyorum; öğrenmekten, merak etmekten, gurur duymaktan, çabalamaktan ve zorluklardan asla çekinme! Düştüğünde pes etme, nasıl ayağa kalkacağını görmenin merakıyla bile devam et. Hayat bu, her şey mümkün sakın unutma. Kendini ve hayatını sevmeyi ihmal etme. İhmal etme demişken, sevdiklerinin yanında olmaya elinden geldiği kadar devam et. Kalbini ve niyetini korumaya devam ettiğin bir yıl daha olur umarım. Bu yıl, bu yaşında belki pek çok kırılma noktası seni bekliyor ama onları da elinden gelenin en güzel şekliyle aşabileceğini biliyorum. Doğum Günün Kutlu Olsun! İyi ki doğdun, iyisiyle ve kötüsüyle güzel bir yaş olması dileğimle… Kendine iyi bak!
Ozan Yıldırım
https://tr.pinterest.com/pin/1477812373625667/