(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 4 dakika sürmektedir)
Merhaba sevgili okur, aylık “Ayşegül Hayatı Keşfediyor” serime, durduk yere kendi kendime düşünüp “Artık böyle yapsam hayat daha mı kolay olur acaba?” cümlesi kapsamında gelişen fikirlerimi döktüğüm köşeme hoş geldiniz. Bu blog yazılarıma, bu fikirlerimi paylaştığım ve kendisinin varmasının üzerinden seneler geçmiş sevgili teyzemin yaşına geldiğimde nasıl bir gözle bakacağımı merak ediyorum. Umarım kendime şefkatli davranırım. Kusura bakmayın sevgili okur, duygusallığım bunların son yazılarım olmasından gelmekte. Sadede gelirsek bu ayın konusu da aslında şefkat ve iyi niyet. Daha doğrusu bunun oranlarının nasıl olması gerektiği üzerine. Kendimize gösterdiğimiz, çevremize gösterdiğimiz iyi niyet ve şefkatin oranlarını doğru ayarlamadığımızda hayatımızın ne kadar zorlaşıyor?
İlk olarak kendimize gösterdiğimiz şefkatten başlayalım. Bu durumun çok ince bir ipliğe bağlı olduğunu düşünüyorum. Genelde kendimize iyi davranmamız, şefkatli olmamız gerektiğini söyleriz. Ancak fazlası hep zarar derler ya, bu durum da kendimizi ilerletmemizin önüne geçiyor olabilir mi? Bazı şeyleri yapamamak normaldir; korkmak, cesaret edememek normaldir. Ve bu konuda kendimize şefkatli davranmamız gerekir çünkü herkes korkabilir, zorlanabilir. Ancak bu şefkat ya pes etmemizi pekiştirirse? Bu noktada dur diyebilmemiz gerekir. Evet zorlanabiliriz ancak savaşmaya devam etmeliyiz. Çevremizi, hayatımızı daha iyi bir hale biz getirmeden kimse getirmeyecek.
Bu durumun tam tersinin zararları daha çarpıcıdır. Kendimize yeterli şefkati göstermediğimizde bu hem kendimizi sevmemizi zorlaştırabilir hem de yine pes etmemize yol açabilir. Sürekli beyninizde “Bak yine yapamadın, sen zaten hiçbir şeyi beceremezsin.” diye konuşan bir sesin olduğunu düşünün. Bir noktadan sonra en küçük başarısızlığa bile tahammülünüz kalmayacak hale gelebilirsiniz.
Peki ya çevremize yönelik şefkatimiz ve iyi niyetimiz? Öncelikle iyi bir insan olmak, yardımsever insanlar olmak güzel ve insanlardan, arkadaşlarımızdan güzel beklentilerimizin olması bunlar doğrulandığında bizi çok iyi hissettiren durumlar. Ancak bu durum suistimal edilebilir. Öncelikle bunların bizim iyi özelliklerimiz olduğunu ve görevimiz olmadığının farkında olmamız gerek. İyilik kisvesi altında bulunan hareketlerin kişinin görevi haline getirilmesi ya da kişinin fark etmeden bunu kendi görevi haline getirmesi çevresindeki kişilerin ondan beklentilerini buna göre düzenlemesine sebep olabilir. Bir süreye kadar kişinin kendisinin göreviymiş gibi davrandığı şeyler başkaları tarafından da ona görev olarak yüklenebilir. Bunun sınırını iyi çizmek gerekir. İnsanların yaptığı kötü şeylere iyi niyetle yaklaşmak ise bir başka yan etkisi, her şey için sebep bulunabilir. Her şeyin bir sebebi vardır. Bir hareketin sebebini bulabilmek o hareketi onaylamaz. Bu alanımızda çokça karşılaştığımız bir durum; aile içi şiddet olaylarında şiddet gösteren kişinin şiddeti çözüm olarak görmesine sebep olan birçok geçmiş yaşantı bulabilirsiniz ancak bu yaptığı şiddeti doğrulamaz ya da affını sağlamaz.
Bu durumun zıt noktası her kişiye kötü niyetle bakmaktır. Bu ne yazık ki bizi korumaz. Aksine bizi daha mutsuz durumlarla baş başa bırakabilir. Çevrenizde herkesten kötü bir şeyler beklemek, her köşeden bir tehlike beklemek dünyaya bakış açımızı karanlıklaştırabilir. Yolu döndüğümüzde karşımıza çıkacak tehlikeleri hesaplamak, yol boyu dizilmiş kiraz ağaçlarının çiçeklerini görmemizi engelleyebilir.
Evet sevgili okur, aslında bütün bu yazıyı “denge” kelimesinde özetlenebilir. Başaramadığımızda kendi başımızı okşamak güzeldir ancak başımızı okşadığımız o el yeniden denemek için bizi yerden kaldırmalı. Köşeyi dönünce tehlikenin çıkabileceği aklımıza geldiğinde olan farkındalığımız sokak boyu dizilmiş kiraz ağaçlarının da yanında olmalı.
Yazar: Arzu ŞAHİN
Görsel Kaynak: https://www.pinterest.se/pin/234257618108298041/