“Temas Edenler” Blog Ekibi
(Bu yazının okunma süresi, ‘okurlara temas ettiğimiz her dakika kadar’ sürmektedir.)
Sevgili Akıl Defterim Okuru,
Tam bir sene olmuş seninle tanışalı, bir kere tanışmışken artık, insan bu tanışıklığa veda edebilir mi hiç? Mekanlara, ‘aracı’ olan her şeye edilir de veda; yine bir kelimede, mısrada, şarkıda, denk geleceksek birbirimize, buna veda denir mi hiç? Sen bizi, biz seni anacağız şüphesiz.
Biri ancak hazırsa almaya, verebilir diğeri. Almak istediği yerden ve almak istediği kadar… Sen açmışsan kendini almaya, okumak da bir cesarettir yazmak kadar. Ne ile karşılaşacağını, sindirip sindiremeyeceğini dahi bilmeden, yutmaktır bazı kelimeleri, ‘okumak’. Dilerim buradaki kelimelerden ihtiyacın olan kadarını almış, bazısını sindirmiş, bazısını ise tadına sonra bakmak için rafa kaldırmışsındır. Dilerim bu yazıları okurken, sen de benim gibi, damak tadını bulmuşsundur.
Bir sene boyunca varlığınla dahi bizi bu yolda yalnız bırakmadığın, yazarlarımızın yazma yolculuğuna başka bir anlam, değer kattığın için sana teşekkür ederiz sevgili okur.
Üzerinde bulunduğumuz yolun, ‘yol’ olmasına sebep olan canım Sebile’ye, canım Defne’ye her an yanı başımızda oldukları ve desteklerini hep hissettirdikleri için sonsuz teşekkür ederiz.
En sona bir teşekkür daha sakladım; fakat ondan önce, her birimizin buradaki son yazıları seninle…
BERCESTE ÖZDEMİR:
Geçmişten gelen boşlukların, gelecekten gelen cümlelere yerleşmesiyle oluşmuş yazılardı bizimkisi. Aslında amaç ne duyulmaktı, ne de duyurmak. Bazen yazılarımızda kaybolan geleceğimizi aradık, bazen yaşamak için can attığımız geçmişimizi bulduk. Ben Yazarlar Loncasında bir yazar; geleceğimi hatırlamak, bana geçmişimi hayal ettirsin istedim. Ve anladım ki, yazmak içinde geçmişi barındıran bir gelecek olarak temas etmişti. Temas ettikçe yapraklandım ve yapraklanmak bana bir orman hediye ettiğinde anladım; yazmak için ne kâğıda ne kaleme ihtiyaç vardı. Tüm sır temas etmekti.
BERKANT CÖDEL:
Vedaları becerebilen biri değilim. Bunu da “hoşça kal” değil, içten bir “teşekkürler” yazısı olarak yazıyorum. Sene boyunca, bir ekibe ait olmayı, paylaşmayı, anlatıp anlaşılmayı tüm kalbimle hissettim. Size de benzerlerini hissettirmekti niyetim, eksiğiyle fazlasıyla… Benim için her açıdan keyifli geçen bu süreç, umarım sizlere de temas etmiştir. Hoş yorumlarınız, dönütleriniz ve eşlik ettiğiniz bu yolculuk için teşekkür ederim. Veda etmek zor ama TPÖÇG’e de veda edilmez zaten. TPÖÇG’te yer almasan da, o sende yer alır… Belki de, çoklu evrenlerin bir tanesinde, hâlâ bu ayki yazıyı yetiştirmeye çalışıyoruzdur.
BEYZA KÜÇÜK:
Bir hoşça kal meselesi:
Ben yazılarımı hep insanlar içinde yazdım. Bazen bir bankta, bazen metroda, bazen sevmediğim bir dersin anlamsız boşluğunda, bazen de gözümdeki yaşların verdiği bulanıklıkla. Ama hiçbir zaman gizli saklı bir şey olmadan.
Kimseye anlatamadıklarımı, size anlattım. Kendime söyleyemediklerimi, burda söyledim. Ve gördüm ki, ne çok kalabalıkmışız. Ve istersek bu büyük kalabalık olarak, tek bir duyguda nasıl da güzel buluşabiliyormuşuz.
Hayatımın en güzel yanlarını, yirmili yaşlarımın ilk başlarını burda geçirdim, kalbimin kapılarını açıp tüm sırlarımı size sunarak. Şimdi hayat izin verirse eğer, başka sırlar yaşamaya gidiyorum. Belki bir gün yeniden rastlaşırız. Ben yine de hep burdayım.
Ve bana ‘ümitvar’ olmayı öğreten dostlarım, her birinize sevgiyle. Hoşça’kalın. Ama bir dilek hakkım olsaydı eğer; hoşça değil, yanımda kalmanızı dilerdim. Sevgim, üzerinize olsun.
DİLARA AYBÜKE BAHAR:
Temas ettiği her yeri kendine özgü bi’ biçimde güzelleştiren ekibim, bu yazı size. Editlediğim son yazınız bu, hatta artık son ‘yazımız’… Hislerim karışık bir kasetten çalarak eşlik ediyor yazıma. Başka türlüsü de beklenemezdi zaten, kalemlerinizin biricikliği kadar birbirinden farklı ve özel çalan her şarkı da. Bazı şarkıları ezbere biliyorum, anlattığınız bazı hisleri ezbere bildiğim gibi. Ama ezbere bildiğim hisleri okumak, ezbere bildiğim şarkıları dinlemek kadar kolay olmuyormuş; okudukça görüyorum ki, en çok onlara mırıldanarak eşlik edemiyormuşum. Daha fazla okudukça görüyorum ki, eşlik etmenin mırıldanmaktan başka yolları da varmış; hem şarkılarınıza, hem hislerimize. Orada var olmak, görüldüğünü, duyulduğunu bilmek yetermiş zaten bazen. Sözlerini ezbere bilmediğim diğer şarkılar için de geçerliymiş bu; eşlik etmek için bilmek gerekmezmiş, bilenler eşlik edebilenlermiş. Belki şarkılarını ezbere bilmediğim bir konsere gidebilirim artık:) Bir şarkıyı ilk kez bir konserde keşfetmenin heyecanını yaşarım, sizi okuyamadığım günlerde. Bu sene çoğu şeyin bildiğim yoldan farklı yapılabileceğini öğrendim böylece, siz de bilmeden çıktığım her yola en güzel eşlikçi oldunuz.
Müziği ve yazmayı seviyorum, insanlara içimi açmayı sevmediğim kadar. Bu yüzden bir yere yazmayı değil, okumayı seçmiştim zaten editör olurken. Gözlerinin içine hiç bakmadığınız insanlara, içinizi akıtma cesareti gösterdiğiniz için hayranım sizlere.
Son olarak, burada en çok şaşırdığım şey, bu kadar farklı tüm ifade edişlerin çok zaman aynı hisse işaret etmesi oldu. Yine de herkesin şarkısını kendi tonunda mırıldanması, kelimelerimize değil, ses tonumuza kulak vermemi sağladı; ya da bazen aslında cümleyi bitirdiğimiz o sessiz noktadan sonra konuşmaya başladığımızı anlattı bana.
Bir hissi ilk kez sizi okurken keşfetmenin heyecanıyla kucaklıyorum sizi ve aynı konseri paylaşıyoruz birkaç dakikalığına.
EMİN ÖZBAYRAK:
Ülke Ülke Ayın Önerilerinin sonuna gelmiş bulunmaktayız efendiler. Şimdiye kadar önerilerimle ve ülke seçimleriyle bu kadar ilgili olduğunuz için hepinize minnettarım. Çok korkarak başladığım bu öneri yazarlığını ilk yazımdan itibaren hep severek ve zevk alarak yaptım. Hatta o kadar severek yaptım ki bırakamıyorum da. Yaptığım her önerinin kendine has daha doğrusu şahsına münhasır (doğrusu bu oldu mu ki?) olmasına hep dikkat ettim ve sanıyorum ki başardım. Umarım sizlere yaptığım bu “şahsına münhasır” önerilerle sizlere temas edebilmişimdir. Sevgiyle kalın efenim yeni sezonda görüşmek üzere.
HAYRUNNİSA TURAN:
“Yedinci nesil sözüm sana, artık gitme vakti, bu son bizi yakalayacak gibi. Yazdığımız kelimelerin zihnimizin köşelerinde daimi yer edileceğini bilerek.”
Değişmenin hakikatinden kimi zaman yazılarımda bahsetmelerim ve benzetmelerim olmuştu. Yazarlık sürecim boyunca bu değişimi hem kendimde hem de yazılarımda görüyorum. Geliştiğimi, gelişmemin de aynı zamanda temastan ve zamandan aldığını biliyorum. Her ne kadar okurlarımızla somut bir şekilde temas söz konusu olmasa da biliyorum ki temas, dokunmaktan ibaret değildir.
Gönlünüze, hayallerinize, mutluluğunuza ve acılarınıza yani ortak noktada buluştuğumuz her duyguda, bu bağ "biz" yapar. Hayalden temasımız işte bundan ibaret.
Yazılar yazılırdı, okunurdu elbet. Mühim olan kurduğumuz bağların devamlılığı. Yazanın kim olduğunun önemi olmadan dokunduğun, aynı zamanda aynı duyguyla birlikte yaşadığındır. Başta TPÖÇG olmak üzere, Değerli Editörüm, Yazarlarım ve siz okurlar bu duyguyu benimle yaşadığınız için sizlere minnettarım. Bu son ancak veda değil benim için. Gönülden bağ kuranlar asla vedalaşmaz, "yollarımız ayrılsa bile".
HATİCE CEREN TIRIŞ:
Zaman nasıl bu kadar hızlı aktı kestiremiyorum. Son noktayı koyarken de ilk cümleyi yazdığım kadar heyecanlıydım. Bu süreç içinde burası benimdi, burası bendim, ben burasıydı. Yeni bir benle tanıştım, bu sefer onu olduğu gibi kabul ettim. Her bir arkadaşımın mutlaka her bir yazısındaki bir noktada o beni buldum. Kendimize kendimizi anlatırken birbirimize de böylesi noktalardan dokunmak inanılmaz bir deneyimdi. Kelimeler temas edebilir, kelimeler sizin hiç bilmediğiniz yerlerinizi anlayabilir. Bazen bir temasın izi de hayat boyu taşınabilir. Bu süreçte beraber yürüdüğüm tüm arkadaşlarım, hepinizi çok seviyorum. “Kendiliğinden gelen sözcüklerin misafirliğini ne çok severdin/Nasılsın…/Bugünlerde ben iyi gibiyim/Yorgun gri kaideler arasında/Hüzünlü bir yeşilim” -Birhan Keskin
İPEK SALMAN:
Bulmak, bulmaya çalıştıkça kaybolmak; böyle başladı hikâyem. Düşmek ama bir cesaretle tekrar kalkarak yaralarımızı sarmak ve en çok bulmak bazen kendimi bazen bir anlamı bazen yaşam mücadelesini kocaman evrendeki küçük dünyalarımızda. Bir ilk günü hatırlıyorum heyecandan tutmayan ellerimi; işte bir de son günü, buruk kalbim ama bir o kadar öğrenmiş yanımla veda ederken! İnsan sevdiği birine veya bir şeye veda edebilir miydi sahiden? Son satırlar veda gibi gelse de çoğu zaman, bir yol’du yazmak, değiştiğim, dönüştüğüm, büyüdüğüm, temas ettiğim, ilham aldığım ama en çok sığındığım ve kendimi açtığım. Hatta tam olarak: “Susarak anlattım bütün gizliyi/ Sakladım duygumu ben konuşarak.” –M. Akif İnan. Yazmak değildi zor olan; kendimi, inandığım değerleri, hayal dünyamı ve en çok konuşulmayanları, dile dökülmeye değer görülmeyenleri cesaret ve özgürlükle ifade etmekti, benim heybemden akanların temas edebilmesi ve yerini bulabilmesiydi. Yola çıktığım ben’den, yolun sonundaki ben’e sesleniyorum: “Bir an kayboldun gibi! Yaşadım kıyameti/ Yoruldun ama buldun ey kalbim emaneti.” –Erdem Bayazıt. Bir zamanlar okuduklarım şu an yazıyor olmamın mimarıydı, dilerim benim yazdıklarımla da birilerine dokunmuş, temas etmiş ve farklı bir dille aynı hisleri kalbimizde taşıyabilmişizdir.
Satır aralarında karşılaşmak ümidiyle!
NESLİŞAH KAHRAMAN:
Yazıp yazıp siliyorum, cümleleri birbirine yakıştıramıyorum. Bunun bir veda yazısı olması gerekirdi. Ve ben vedalardan nefret ediyorum. Sanki ne söylesem eksik, ne söylesem yarım kalacakmış gibi. Tüm çabam kendime bir yer edinmekti aslında bu dünyada. Dolandım, durdum şehirlerde. Bir yere ait olabilmek için. Bazı anıları saklamak istedim. Zamanı dondurdum, içinde yaşadım. “Hiçbir yerde, zamanın dışındayım.” diyordum 2 gün önce. “O yerde ve o andayım.” dedim dün. Şimdi ise “Herhangi bir yerde, herhangi bir zamandayım.” Hafifledim, yollara çıktım. Uzaklardan temas ettim. Burada okuduğum her yazıda biraz daha küçüldü dünya. Kendimden yola çıkıp kendime vardım. Hiçbir “uzak” beni buradan ve kendimden ayırmadı. Sanırım bir teşekkür borçluyum tüm bunlar için. Bir elimi hep tutan dostlarıma, o eli hiç bırakmadıkları ve yazdıkları her kelimeyle hislerime ortak oldukları için. Okuyanlara, sözlerin kalbe ulaşmasında belki de en büyük paya sahip oldukları için. Ve kendime, aramayı hiç bırakmadığı, uzaklardan korkmadığı, hala bu soğuk dünyanın karşısında ağlayabildiği ve hiçbir çıplaklıktan utanmadığı için, teşekkür.
7. Nesil, sen anlatmaktan yorulma, dinleyen elbet bulunur. Sen gitmekten korkma, yol bile yolunu bulur.
SEMA NUR TERZİ:
Kalbimden geçenler döküldü buraya ilk. Bir o kadar çekingen, bir o kadar da heyecanlı bir yolcunun yoluydu bu. Yazdıkça dokundum, yazdıkça var oldum tekrar tekrar. Aynı heyecanı paylaştım sizlerle, benzer acılara dokundum belki zaman zaman. Her yeni ay, benzersiz maceralara atılmakla keşfetmenin arasındaki ince çizgide yürümek gibiydi. Ben, ben oldum. Beni ben olarak ifade ettim. Filtreler, sınırlamalar olmadan. Satırlarımla var oldum. Daha önce yüz yüze bile gelmediğim, kelimelerinden tanıdığım arkadaşlıklar edindim. Ne çabuk geçti zaman. Ne çabuk geldi veda vakti. Güzel kesişmelerde, temaslarda ve sevgilerde buluşmak dileğiyle. Kendine güzel bak, değerli okuyucu. Sonun başlangıcından kucak dolusu sevgiler.
VEYSEL ERÇAĞLAR:
Blog ekibinde ilk yazı yazma fırsatı bir veda yazısında gelecekmiş kim bilirdi ki? İlk ve son yazım olduğu için hem heyecanlı hem hüzünlüyüm. Kazandığım arkadaşlar ve okuduğum yazılar benimle gelecek olduğundan, bu veda her ne kadar gerçek anlamda veda olmasa da, aslında sadece bloga da değil birçok şeye. Psikoloji okuduğum ve TPÖÇG’de olduğum her an için iyiki de burada bulundum ve deneyimledim diyorum. Koordinatörüm Defne, editörüm Dilara, Ankara, zirvelerde veya Zoom’da görüştüğüm yazar arkadaşlarım hepinizi çok seviyorum ve birlikte geçirdiğimiz zamanlar için hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Zaman ne gösterir bilinmez ama yine de temennim çok uzak diyarlardan da olsa her Salı, Perşembe ve Cumartesi saat 21’de yazılarınızı heyecanla bekliyor olacağım. Sevgilerimle…
Son özel teşekkürüm size güzel yazarlarım ve canım web sorumlumuz. Her biriniz bin bir farklı kişiye ulaşıp, bin bir yere temas edenlersiniz. En çok da bilmediğiniz noktalara ettiniz bu teması, ne özel. Kelebek etkisi ile nerelere vardı temasınız, etkiniz; bilinmez. Emin olduğum tek bir şey var ki, siz aynı zamanda kendi çıplaklığından korkmayanlarsınız. Ancak kendi çıplaklığından korkmayanlar, temas edebilir bir başkasına, bir başkasının çıplaklığına.
Ve son olarak, bu yazımız için seçtiğim eserin çiçek yapısını oluşturan sanatçı Anne Ten Donkelaar şöyle diyor:
“Zarar görmüş bir kelebek, kırılmış bir dal, bir yaban arısı, garip bir şekilde büyümüş yabani otlar: Bütün bu eşsiz keşifleri yolumda buluyorum ve sonra onları evime, stüdyoma götürüyorum. Burada, nesneleri keşfetmek için zaman ayırıyorum ve her birine en iyi faydayı nasıl gösterebileceğimi bulmaya çalışıyorum. Bulduklarım bana ilham veriyor. Onlara bakarken varlıkları ve yaşamları hakkında kendi hikayelerimi uydurabilirim. Bu değerli parçaları cam altında koruyarak, nesnelere ikinci bir hayat veriyor ve insanlara onlar hakkında kendi hikayelerini oluşturmaları için ilham vermeyi umuyorum.”
Bu çiçekler sizin olsun, ilhamı da öyle. Hep yazalım, önce kendimiz için. -Okurunuz ve editörünüz.
Yazar: “Temas Edenler” Blog Ekibi