(Bu yazıyı okumak yaklaşık 3 dakika sürmektedir.)
Bir gün savaş başlar; sessizlik yemininin mühürlediği dudakları, canı acımadığı halde çığlık atmaya alışmış dudakların çoktan kaybettiği vicdanına hapseder. Bir gün savaş başlar; kendi uğruna dünyayı yakanlar, dünya uğruna kendini yakanlara emreder. Ve bir gün savaş başlar; bin yemini bir emire mecbur edenler, kendi yeminlerini, herkesi çığlığa zorladıktan sonra hiç kullanmadıkları sessizliğe saklarlar.
Hırslı kahkahaları, acıtan gülümsemelerin arkasına saklanır. Kazandıkları zaferin danslarını, kaybetirdikleri huzura perde yapar. Ayrılıkların kazandığı oyunu sahne, gözlerdeki korkuları seyirci yapar. Ve en uygun fırsatı kolladığı bahanesine sığınıp oturup izler. Planın parçası olduğunu söyleyip ıslık çalar. Sahneye kan damlatan güller atar, kendi kanı olduğuna inandırıp.
Alkışlar, üstelikte ayakta alkışlar bu defa hiçbir bahaneye sığınmadan. Oyun bitmiştir ya, kanlı güllerin aktığı sahnenin kendi zaferi olduğunu söylemekten de çekinmez. İnsan yaşadığı savaşı bittikten sonra anlamaya başlar ya, bu yüzden izlediği sahneden tatmin olduğu hırslı gözlerini saklamaya bile kalkışmaz. Belki de çoktan başlamıştır yeni planlar yapmaya, yine sahnelere kanlı güller bırakmaya.
Bir de diğer tarafı var tabii savaşın; hırstan uzak, korkunun yasak tarafı. Gözyaşlarında vedalar eken, gözlerinde gerçekleri yakar. Korkamayacak kadar tehlikedir savaş. Çoğu zaman elindeki silaha güvenmekten çok, kendi canından vazgeçmeye alışmaktır. Kabullenilen savaşlarda, vedalar eken gözler, vedalar büyüten kalpleri öper. Bir umuttur ya kavuşmak, arayınca bulunabilecekmiş gibi, gözlerinde barışı arayan çocuğuna emanet eder barışın umudunu. Arayınca bulunamasa da, gözlerinde büyüttüğü kavuşma hasreti derinleştirecektir, barışın kayıp haritasının silik çizgilerini. Bu yüzden vedalarda yetişen çocuktur, savaşı yüreğinden söken. Önce savaşı kendi yüreğinden söker, ardından savaşın yüreğini…
Hırsları susturan barışın kendisidir, vedalarda yetişen çocuklar. Yaş aldıkça, yaşananların anlamsızlığı anlam bulur. Tekrar tatmak da istemez o korkuyu, kendi çocuğuna emanet etmek de istemez, bir zamanlar kendi çocukluğunda babasının gözlerinden ayrılıkla aldığı barışı. Bu yüzden çocukları en çok, savaşı çocukluğunda tatmış babalar anlar. Çünkü babalar bilir: Savaşın yüreğinden sökülen çocuğun gülümsemesindedir korku. Çünkü babalar bilir, mucizelerin katili savaşta bir mucizedir çocukluk.
Yazar: Berceste Özdemir