Veda Masalı

(Bu yazının okunması 3 dakika sürmektedir.)

Bir varmış bir yokmuş… Bir zamanlar yemyeşil bir köyde, masmavi bir ırmağın kıyısında yaşayan bir çocuk varmış. Fırıncıdan pazarcılara kadar köydeki herkes bu çocuğu tanırmış.

Her sabah ırmak kenarına kurulur boyuna bir şeyler yazarmış bu çocuk. Ayakları ırmağın soğuk sularının içinde ferahlarken kırmızı şapkasının içindeki kafası durmadan çalışan bir motora dönermiş. Kafasından geçen düşüncelerin hızına yetişmeye çalışan zavallı elleri çoğu sabah yazmaktan yorgun düşermiş. Ama işi bittiğinde kağıtlarını toplayıp köyün meydanına koştuğunda ellerinin acısı dinermiş.

Meydandaki koca heykele tırmandığında köylüler de heyecanla etrafına doluşurlarmış. Çocuk az önce yazdığı hikayesini okurken köylülerin yüzleri bir solar bir canlanırmış. O kadar heyecanla dinlerlermiş ki artık köyde afacan çocuğun yazdıklarını duymayan kalmazmış.

Bu gelenek tüm köyün en çok eğlendiği vakit dilimini, afacanın hikaye saatini oluşturmuş. Kimi sabahlar yokuş aşağı koşarak heykele tırmanırmış çocuk. Uyanık köylüler uyuyanları uyandırır, meydana doluşuverirlermiş. Kimi zamanlar da akşam ay gökyüzünü sarmaladığında çıkagelirmiş çocuk. Bu sefer biraz daha dingin ama yüzünde taşıdığı aynı heyecanla heykele tırmanır kağıtlarını çıkarırmış. Zaten hep böyle olur, geceler gündüzlerden daha dingin, daha sakin ve duru olurlar dermiş ve hikayesini okumaya koyulurmuş.

Çocuğun ne zaman çıkıp geleceğini kestiremeyen köylüler bazı günler onun yolunu gözlerlermiş. Sıkıcı, boğucu ve insanın içindeki “insanlığı” öldüren gündelik işlerin pençesinden onları yalnızca bu afacan çocuğun mutlu hikayeleri kurtarırmış.

Bir gün yine bizim çocuk ırmağın soğuk sularında ayaklarını ferahlatıyormuş. Güneş yavaşça en tepeye doğru yol alırken, afacanın yazdığı karakterlerden biri yanına oturuvermiş.

“Neden hep mutlu son yazıyorsun? Artık bunlar hiç de gerçekçi değil.”

“Çünkü diğer türlüsü ıstırap olurdu. Kimseyi mutlu etmezdi.”

“Başkalarını mutlu etmek için yazmamalısın.” demiş kalemden doğma karakter. Ve sakince bizim çocuğu yalnız bırakmış.

Çocuk düşünmüş. Üç gün geçmiş, güneşle ay ahenkle nöbet değiştirmişler. Neden hep mutlu son yazıyorum diye düşünmüş durmuş. Yazarken sonunu düşünmeden kaleminin hareketlerini zihniyle uydurarak yazıyormuş, bu yüzden bunun hiç de farkında değilmiş. Hem başkalarını mutlu etmek istemek neden yanlışmış? 

Çocuk düşünmüş durmuş. Sonra bir sabah yine aynı noktada, aynı ırmağın sularına dokunurken konuşmuş.

“İçimdeki kötülükle, hayatın acımasız yanıyla mücadele etmek için. Hayatın götürdüklerini, getirdikleriyle eşitlemek için, kendi karanlığımla mücadele etmek için hep mutlu son yazıyorum.” demiş. Bu sözcüklerden sonra, zihnine bir damla ışık düşmüş gibi hissetmiş. Sonra kağıdını almış, daimi dostu kalemine tutunmuş ve heykelin üzerinde okuyacağı ilk mutlu sonu olmayan hikayesinin başlığını atmış: Veda Masalı.

Vedalardan nefret eden çocuk için yazması belki de en zor hikaye bu olmuş. Ama çoktandır içine düşen o fikre daha fazla karşı koyamamış. Sırt çantasını hazırlamış, başka köylerde, başka heykellerin üzerinde, başka hayatlara hikayeler anlatmak üzere yola çıkma kararını yerine getirmeye başlamış. 

Yola çıkmadan önce, son kez köyün meydanına gitmiş. Bu sefer yüzünde bir vedanın acılığıyla kavrulmuş yeni bir heyecan varmış. Önündeki belirsiz yolculuğun heyecanı ile son kez tırmandığı bu heykelin hüznünü hissetmiş. Ne mutlu ne de mutsuz belirsiz bir son demiş. Hayat gibi.

Heykelin üstüne tırmanmış, veda masalını her zamanki ses tonuyla okumuş. Sonra köylülerin yüzlerini izlemiş. Usulca o çok korktuğu vedaya girişmiş.

“Hoşça kalın sevgili dostlarım. Hikayelerim hem benden hem sizden bir şeyler taşıdı. Kalemimi yalnızca benim ellerim değil, sizin elleriniz de tuttu. Aylarca bu heykelin üstünde size hikayelerimi okudum. Şimdi sıra yeni hayatları kağıdıma dahil etmede. Vedalardan hiç hoşlanmam ama yaşadığımız hayatın yarısı vedalarla dolu. Benim hikayelerim buna, hayatın acımasızlıklarına ve bu acımasızlığa girdap gibi çekilen insanlara inat hep mutlu sonla bitti. Umarım sizler kendi hikayelerinizi mutlu sonla noktalayabilirsiniz ya da bu mutlu sonları aramak için yola çıkabilirsiniz. Yola çıkmak da yazmak kadar cesaret ister. Hikayelerime ortak olan bu yüzleri, bu köy meydanını ve bu heykeli hiçbir zaman unutmayacağım. Hoşça ve umutla kalın dostlarım.”

Yazar: Eylül Yılmaz 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.