(Bu yazının okunması yaklaşık 3 dakika sürmektedir.)
Severek izlediğim gezi programı Çok Gezenti’nin sunucusu Burak Akkul, pek çok bölümde şahane şehir manzaraları sunan yüksek kulelere çıkar ve “Tanrı insana uçması için mutluluk vermiş.” der. Mutluluktan uçtuğumu düşündüğüm zamanlar oldu elbette ama itiraf etmeliyim ki kendimi uçmaya en yakın hissettiğim anlar özgür olduğumu hissettiğim anlardır. Gökyüzünde süzülen bir kuş gördüğümde ne kadar mutlu olduğunu düşünmem, ilk aklıma gelen ne kadar özgür olduğudur. Ben de öyle olmak isterim. Bana dertsiz, her an her yere gidebilecek ve kimseye ne yapması gerektiğini sormayacak, anlatmayacak gibi görünen o kuşa benzemek isterim. Özgürlük bu mu?
Gerçekten de nedir ki özgürlük, yüzyılların tartışma konusu olmaktan başka? İnsan gerçekten özgür müdür? Özgür mü doğarız yoksa özgürlüğü sonradan mı elde ederiz? Özgürlüğümüzü biz mi sınırlarız, diğerleri mi? Nice soruya rağmen net bir cevabımız yok. Kendi kabul ettiklerimiz var yalnızca. Benim kabul etmeyi seçtiğim tanım, kalbimin hızla çarptığı ve koşarken avazım çıktığı kadar bağırdığım anda özgür olduğumdur. Herkesten uzakta, tek başıma ve tüm kurallardan azat olduğum zaman özgürüm. Tanrı’nın var olup olmadığının, ev kirasının artıp artmadığının, giydiğim elbisenin ortama uygun olup olmadığının önemini yitirdiği andır özgürlük. Beni bağlayan maddi ve manevi her zinciri kopardığım ve durdurulamaz bir hızda koştuğum zaman. Boğazımdaki yumrunun kaybolduğu ve bağırıp kahkahalarla güldüğüm zaman. İnsanlığımın en saf halindeyimdir, belki de en ilkel halinde. O zaman uçarım. Ayaklarım yerdedir belki ama zihnim göklerdedir. Martılarla, kartallarla, kargalarla beraber ben… Kanatlarım rüzgârın serinliğiyle dolar ama içim sıcacıktır. Mutluluk, heyecan, heves, sevgi, hepsi karışır birbirine. Özgürlüğün hissi bu harmandan gelir. Tadının başka hiçbir şeye benzemediği bir harman, eşsiz bir lezzet. Kendim olduğumu hissederim o an. Benliğimle tanışırım, onu kucaklar kanatlarım altına alırım. Özgürce ben olurum ve utanmam. O ağır yük kalkar omuzlarımdan. Beni bulutlardan alıkoyan, her kanat çırpışımda aşağı çeken utanç yükü yok olur. Cennetime doğru uçarım adeta.
Peki neden vazgeçilir özgürlükten? Neden cennetimin kapısından geri dönerim? Niye onca insana ihtiyacım var? İşte bu da benim paradoksum. Sevdiklerimle olmak için vazgeçerim özgürlükten. Hırslarımın peşinden gitmek, korkularımı yenmek, yalnızlığımı gidermek için. İnsanın gerçekten de sosyal bir hayvan olduğunu kabul etmek zorunda kalırım. Diğerleri olmadan anlamsızlaşırım, onlara kavuşmak isterim. Yalnız uçan bir kuş değil de sürünün bir parçası olmak isterim zaman zaman. O halde nasıl olur da özgürlük insan için vazgeçilmezdir diyebilirim. Her an ondan vazgeçen ben değil miyim? Belki de asıl soru şudur: İnsan aslında neyi ister? Yalnızlığın eşliğindeki özgürlüğü mü yoksa başkalarının sevgisi altında köleliği mi? Birinden birini seçebilir miyim bilmiyorum ama ikisi de olmadan yapamayacağımı biliyorum. Kim bilir, belki de özgürlüğün çelişkisini sonsuzluğa taşımaktır varoluşumun amacı.
Kaynak
Pardina, Javier. (Fotoğrafçı). (2015, Ağustos, 30). Bird Flying In The Sky [dijital görsel]. alıntıdır https://www.stocksy.com/732753/bird-flying-in-the-sky
Yazar: Göksu Keskin