Durgunluk…
Akinetonun üzerinde yarattığı bu etki, boş bakışlar ve elinde sektirdiği küçük top karşındaki genç kızı pek etkilememişti. Kız, hala sevgilisiyle yaşadıkları sorunları anlatmaya devam ediyordu. Kızın gözlerinin dolduğunu ve seansın bitmek üzere olduğunu görünce ayağa kalktı ve kıza doğru yanaştı. Ayağına aldığı darbeyle aksayarak bastonla yürüyordu. Kendini beğenmiş havasını, House gibi dışarıya vuruyordu. Kısılan gözlerle kıza sordu:
” Bana güveniyor musun ?”
” Sanırım. Neden sordunuz ki ?”
” Ben size güvenmiyorum da. Yanlış anlamayın size özel değil. Bu yüzden sizden DNA örneği alacağım. Kan verebilir misin? Sevgilinden de sperm örneği kan vs. canlı olduğuna dair bir delil getirirsen sevinirim. DNA üzerinden tüm yatkınlıklarınıza falan bakarım. Hem nereden bileyim şizofreni gibi ağır patolojiler yaşamadığınızı. Normalde bunlar pahalı işlemler ama şanslısınız. Bu benim fantezim ve ücretsiz size. Bir itirafta daha bulunayım size. Ben aslında burada çalışmıyorum. Bayağıdır klinikte çalışmıyorum. Cerrahpaşa’da Adli Tıptayım normalde ama kovulmam yakın olduğu için bu biraz deneme sürüşü gibi benim için. Dna olayını kabul ederseniz, seve seve devam etmek isterim ama.”
“Sevgilimden kan ya da sperm örneği alamam.”
“Bunu bir sonraki seansımızda konuşalım mutlaka. Ha imam nikahı diyorsanız ben şahit olurum. Şahitliğim kabul edilir mi sizce?”
Kız gülerek “ bilmiyorum” dedi ve bir sonraki seansı kararlaştırdıktan sonra oradan ayrıldı ve bay G.R.İ divana oturarak uzunca düşünmeye başladı. Sigarasını yakmadan önce saate baktı ve yola koyuldu. Son derslerinden birini kaçırmak istemezdi. Beyazıt’a vardığında yağmurun yavaş yavaş yerini kara bırakmaya başladığına tanıklık etti.
Kar yağmur birikintilerine sessizce bir bir düşerken, yüzünü Edebiyat Fakültesinin kasvetli duvarlarından Laleli tramvayına döndü ve o hafif esintiye; yağmura, kara rağmen bir sigara daha yakmayı başardı. Sonra Edebiyat Fakültesinin avlusuna döndü ve baktı.
Bu fakültenin eski heyecanlı günlerini ve şairlerini anımsadı. Şiir yazabilmek isterdi ama içini başkalarına açmayı, duygularını kağıda dökmeyi en azından şu vakit başaramazdı. Resim çizebilirdi ancak; ona da yıllardır uzaktı. Avluya baktıkça geçmişe dalmaya başladı. Geçmişe dalmaya başladıkça kendini hırpalamaya başladı. Bunu durdurmalıydı. Bugün aylar sonra tekrar burada ders verecek olması önemliydi. Erozyona uğrayan hayatı için bu önemliydi. Çünkü kendini kaptırdığı bu iş dışında başka bir şey numarası yoktu. Bu en büyük takıntısı. Adli psikolojide, suçlu profili çıkarmada evet iyiydi ama geri kalan her şeyde fazlasıyla eksik ve geride. Bu, boş kalan yüzük parmağını da en iyi açıklayan argüman zaten kendince.
Amfiye çıkarken umarsız yüzüne ve uzamış sakallarına şaşkınca bakan öğrencilerine selam vererek amfiye geçti. Dersin ardından avluya tekrar indi. Bir sigara daha yaktı ve yüzünü tekrar avluya döndüğünde; takım elbiseli, paltolu ve şemsiyeli bir adamın kendisine yaklaştığını fark etti.
“Merhaba, Profesör Gri. Ben adliyeden geliyorum. Dersiniz etkileyiciydi gerçekten.” diyerek hafifçe gülümsedi, onun yanına oturdu ve sigarasını yaktı.
“Bunun son dersim olduğunu söylemek için mi geldiniz?”
” Sanmıyorum. Bir dava için geldim buraya. İlk sorum şu, size neden Gri diyorlar?” Yaptığı kötü espri sonucunda yüzünde oluşan tebessüm, Gri’nin yüzündeki ciddi ifadeyle hemen dağıldı.
” Size bir sır vereyim Gri demiyorlar, bana G.R.İ. diyorlar. Aslında harfler arasında nokta var. Bu dava için neden beni seçtiniz? Onca yaşanan şey henüz tazeyken ve bakanlıkça kara kedi ilan edilmişken, neden ben? Ben emeklilik hayallerine alışmıştım bile.”
“Size ve yeteneklerinize çok güveniyoruz. Kendinizi bu işe adamışsınız. Ben ve Savcı Yasemin Hanım özellikle sizi istedik. Size söz veriyorum. Bakanlıkla yaşadığınız sorunları çözmek için sonuna kadar uğraşacağım. Size ihtiyacımız var. Bir vatandaş olarak ben ve sevdiklerimin can güvenliği için size ihtiyacımız var.”
“Aslında tatil hayalleri iyi gelmişti.” dedi gülerek. Sonra devam etti.
“ Ne kadar cinayeti davayı çözersek çözelim, istediğim şeyler olmadıkça daha çok insan öldürülecek. Bakanla ya da bir müsteşarla bana bir görüşme ayarlarsanız ve kafamdaki projeleri anlatabilirsem onlara; o zaman bu davaya bakarım. Tek şartım bu.”
“Bunun için uğraşacağım. Yalnız, Bay G.R.İ. biz hayal kurmamalıyız. Hayaller de sigara kadar zararlıdır. Hatta sigaradan daha zararlıdır. Hayal kurarken sonrasında bizde yaratacağı yıkımı ve hayal kırıklığını düşünmeyiz. Hayaller dürüst değildir. En azından sigara dürüsttür. Çoğu insandan daha dürüst…”
“Edebiyat fakültesinde açıldınız sanırım.” Karşılıklı gülüşmelerin ardından dosyayı istedi ve ciddiyetle dosyayı inceledi.
“Kaç ceset buldunuz?”
“4 tane bulduk. Yaralanma şekilleri aynı olduğu için seri katilden şüpheleniyoruz. İlk 3 ceset arasında başka bir bağ bulamadık. Kurbanlardan birisi erkek çocuk, biri kadın birisi otuzlu yaşlarda bir erkekti. En son, bu hafta başında Polenezköy’de yine böyle bir ceset bulunca mesele canımızı sıkmaya başladı. Kurbanlarla herhangi bir cinsel temasta bulunmamış. Geriye bir iz de bırakmamış. Sadece kurbanlardan bir tutam saç teli almış. Katilin ne düşündüğünü, ne istediğini en iyi siz anlayabilirsiniz bence. Biz işin içinden çıkamıyoruz”
G.R.İ, bir akineton hapı aldı ve dosyaya iyice baktı. Sonra gözlerini kapattı ve olay mahallîni gözünde canlandırdı. Tuhaf bir koku alıyordu. Bu biraz gösterişin kokusuydu. Kendisini katille özdeşleştirip, cinayeti adım adım anlattı. Will Graham gibi tasarımını oluşturdu. Diğer cesetlerin bulunduğu bölgeleri göz önünde tutarak gözleri kapalı konuştu.
“İstanbul’u bu dört cesetle sarıyorum ve birini Polonezköy’e, birini Erenköy’e, birini Florya’ya, birini Belgrad Ormanlarına bırakarak İstanbul’u onurlandırıyorum. Bu onlara verdiğim bir fırsat. Diğer cesetleri asla bilemeyecekler.” dedi ve gözlerini açtı. Paltolu adama dönerek:
“ Katil insanlardan bir şeyler istiyor. Onları alana kadar durmayacaktır. 4 kurbanla yetineceğini ya da yetindiğini sanmıyorum. Daha detaylı araştırma lazım. Küçükçekmece, Büyükçekmece hatta baraj göllerinin bile ve kuzey Marmara kıyılarının aranmasını istiyorum. Su içinde deliller daha hızlı kaybolur. Sadece bu dava için değil, her zaman oraları inceleyin. Benim dosyaya yoğunlaşmam lazım, yavaştan kaçsam iyi olur. ”
“Peki teşekkür ederim bay G.R.İ. Savcı Yasemin Hanım sizin için endişeli bu arada. Sağlığınız pek iyi görünmüyor. ” Teşekkürle geçiştirerek vedalaştıktan sonra Divanyolun’a doğru ağızına sigara alarak yola koyuldu. Yol boyunca Savcıyı, erozyona uğrayan hayatını, geçmişini, yalnızlığını düşündü. Ürkütücü derecede yalnızdı. Yaşamında; çevresinde sadece suç ve suçlular vardı, onu sarıp sarmalayan. Suçu seven gizli bir psikopattı. Bunu kabul ediyordu. Yalnızlığı biraz daha düşününce Tanrı geldi aklına. “Kendisini anlamamız için mi yoksa bu kadar yalnızız.” diye düşündü. Gülhane’ye geldiğinde savcıyla yaşayamadığı yarım kalan aşk hikayesi, hararetli solcu gençliği zihnini meşgul ediyordu. Tıpkı Che gibi çılgınca bir Motosikletiyle, beyaz önlüğü ve yeşil parkasıyla dünyayı değiştirmek için yola çıkacaktı.
Bir başkası için de yaşayabilmekti insan olmak onun için. Başkasının kederiyle kederlenmek; başkasıyla acını, sevincini, yemeğini paylaşmaktı ona göre insan olmak ve bu hayattaki en güzel şeydi belki: Bir başkasının hayatını kurtarmak.
Sarayburnu’nda sessizce boğazı izlediğinde aklı biraz daha berraklaşmıştı. Sadece Yasemin’i düşünmeye başlamıştı. Hemingway’in aşıkları gibi, romanlardaki gibi tasavvur ederdi G.R.İ ilişkilerini. Tıpkı onlar gibi gözlerinin içine bakarak “Özgürlüğü, adaleti, insan onurunu, tüm insanların çalışma hakkını, yaşam hakkını sevdiğim gibi seviyorum seni ” diyerek içindeki devrimci ateşiyle büyütürdü aşkını. Bu büyük aşkın, hayal kırıklığı ve tahribatı da öylesine büyük oldu ki onu yaşamın kıyılarına yalnızlığa attı acımasızca. Almanya’ya kaçtığında ölümü bekler gibi bekledi Yasemini ama o gelmedi. Yıllar sonra Türkiye’ye döndüğünde ona dair hiçbir duygusunu kaybetmediğini keşfetti acı bir şekilde.
Sarayburnu’nda kendisini iğneleyen bu anılarını ve geçmişini düşünmeyi ne boğazın güzelliği ne de karın sessizliği bastırabildi. G.R.İ de elini cebine attı ve akinetona sarıldı. Tekrar davaya baktı ve tuhaf bir koku geldi burnuna. Sonra gözlerini kapattı, düşündü ve buldu. Tam da kendisine göre bir formül buldu. İmkânsızı denemekti bu ama değerdi sonuna kadar değerdi… İnsan hayatı için değerdi…
Devamı Gelecek…
Not: Yazı görseli, Sabri Peşmen Fotoğraf’tan alıntıdır.
YAZAR: Halil BABACAN