(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 3 dakika sürmektedir.)
İnsanlar gibi kelimelerin de anlamının büyük çoğunluğunu yanında durduğu bir başka
kelimeler belirler. Gitmek ve kalmak da öyle. Kiminle gitmek ya da nerede kalmak? Ne kadar
gitmek ya da ne için kalmak? İnsan hayatı boyunca bir yerlere gider ve bir yerlerde kalır.
İnsan hayattan da gider ve insan hayatta da kalır.
Ayrılıklar, bekleyişler, mutluluklar ve hüzünlerin aslında hepsi bir parça gitmek ve
kalmakla ilgilidir. Kalmaktan hoşnut olmadığınız yer belki de sizi gitmeye hazırlayan bir
bekleyiştir. Kalmanızın sebebi yerinizde sayıyor oluşunuzdan değil de dinlenmeniz ve
sakinleşmeniz gerektiğindendir. Gitmek ise yalnızca vedanın değil yeni başlangıçların da bir
alametidir. Nietzsche’nin de dediği gibi: “Gitmek, sadece bir yerden ayrılmak değildir;
gitmek, geride bıraktığın her şeyin aslında olduğun kişiyle bir ilgisi kalmadığını kabul
etmektir.”
Doğum ve ölüm de bir parça gitmek ve kalmakla ilgilidir. İnancınız bir kenara dursun;
ölüm bir bilinmezliktir. Merhum için bir gitme hikayesi, ardında bıraktıkları içinse bir kalma
hikayesi… Doğum da böyledir; bebeğin perspektifinden bir başka diyara gitmek ve annenin
perspektifinden dünyada kalmaktır. Her sene üflenen mumlar da bunun için değil midir?
Bilinmezliğe bir sene daha gitmek ve dünyada bir sene daha kalmak?
Köklerinizin Mezopotomya ya da Moğollara dayanıyor oluşu bir kenara dursun; insan
daimi bir göçebe değil midir? En başta kendinden sürekli gitmez mi insan? Hatta en zoru da
bu değil midir? Kendinden gitmek… Ölüm gelip kapıyı çalıncaya dek insan bir bakıma
doğmak zorundadır. Her yeni gün tekrardan doğmak… Başka bir deyişle kalmak. Tüm
gitmelere ve gitmelerin tüm ihtişamına rağmen kalmak. Göğüs kafesinde yalnızca kaburga
değil, an ve anıları da taşıyan insan, bazen taşar bazen daralır. Şayet sığdıramıyorsa
yaşadıklarını o on iki çift kaburgaya, gider. Bazen toprağa, bazen yeni bir güne… Yeni bir
güne gitmekse onu rahatlatacak olan, tekrardan doğmayı göze almalıdır. Dünün tüm hüznüne
veda edilir ve yarının tüm heyecanı kucaklanır. Geri dönüşü olmayan bir ayrılık ya da gül
bahçeleri vaadedilen bir kucaklaşma değil bahsini ettiğim. Tüm dünlere veda etmek, tüm
yarınlara kucak açmak ne mümkün? Bahsini ettiğim asgari bir dengedir; gitmek ve kalmanın
arasında ikisine de yetecek miktarda kabuldür.Gitmek ve kalmak arasındaki savaşın bir galibi yoktur çünkü insan gitse de kalır.
Gözü kalır, aklı kalır. Hiç olmadı anıları kalır.
Eslem Uyar