YETMEZ

"Dünya üzerinde cennetin yaratıldığı topraklarda cehennemin kokusu hüküm sürüyor."

(Bu yazının okunması yaklaşık 3 dakika sürmektedir.)
Gözlerimi açıyorum. Dışarıda güneş yükseliyor. Saksağan seslerine serçe sesleri eşlik ediyor. Yavaşça kalkıp elimi yüzümü yıkıyorum, üzerimi değiştiriyorum. Ve dışarı çıkıyorum. Hava sıcak, üstüne de sıcak bir rüzgâr esiyor. Ama rüzgâr deniz kokuyor, çiçek kokuyor, doğa kokuyor. Sıcak da olsa içimi ferahlatıyor. Beyaz kanatlı kelebekler rüzgârda süzülüyor. Sanki doğa ananın sesini duyar, onun soluğunu hisseder gibi oluyorum. Var olan en tatlı sesle konuşuyor benimle. Derin derin içime çekiyorum havayı. Kendimi yaşamla dolduruyorum. Güçle doluyorum. Yavaş yavaş yürümeye başlıyorum. Deniz kıyısına doğru. Karşıda zor da olsa adaların göründüğü koya varıyorum. Oturuyorum ve manzarayı izliyorum, sakinleşiyorum. Dinginliğin resmini çizin deseler çizeceğiniz bir manzara. Kumların üzerine uzanıp gözlerimi kapatıyorum.
Gözlerimi açtığımda güneş eskisi gibi parlamıyor artık. Önüne bir bulut çekilmiş, dumanla kaplanmış gibi. Gökyüzü bulanık. Doğa eski netliğini, sakinliğini kaybetmiş. Batan güneşi denizin ardına gönderdikten sonra eve yürüyorum. Bu sefer içim buruk bir şekilde. Rüzgâr yine esiyor. Ama beraberinde güzelim çiçek kokularını getirmiyor artık, yanık kokusu geliyor burnuma. Dünya üzerinde cennetin yaratıldığı topraklarda cehennemin kokusu hüküm sürüyor. Yanıyor ormanlar, yanıyor hazinemiz, güzel ülkemiz. Göz göre göre yitiriliyor canlar. Ardında kıyamet senaryolarını andıran görüntüler bırakarak.
Yaşamla ölüm yan yana. Sadece incecik bir çizgi var arada, alevlerin çizdiği. Bir taraf yemyeşil diğer taraf simsiyah. Kömür karası, duman grisi. Bomboş bir arazi. İnsanın yüreğini burkan bir boşluk.
Neler yapılabilirdi diye düşünüyor insan? Neler kurtarılabilirdi? Neden kurtarılmadı? Sorular çok, yanıtlar yok.
Planlar yapıyoruz ve bir gelecek inşa etmeye uğraşıyoruz. Mutlu olmaya ve bir daha geleceğimizin garantisi olmayan bu hayatta eğlenerek sevinçle yaşamaya çalışıyoruz. Ama ciğerlerimiz yanıyor. Ülkemiz yanıyor. Gerçekten de yanıyor, mecazen de yanıyor. Ümitlerimiz yanıyor, hayallerimiz yanıyor, hedeflerimiz yanıyor, gençliğimiz yanıyor, yakılıyor… Canımız yanıyor. Ve her sabah bu acıyla, öfkeyle, bıkkınlık ve çaresizlikle uyanıyor buna rağmen kendimize bir hayat kurmaya çalışıyoruz. Yeter artık diyor, isyan ediyoruz. Ama birileri yetmez diyor, ceremesini biz çekiyoruz. İçimiz kül olmuşken, dışımız dalgalar kadar hırçın ve hırslı olmak zorunda. Yoksa elimizde bir şey kalmayana dek yanacağız, biliyoruz.
İşte biz, bu ülkenin gençleri, yaşlıları, çocukları, yetişkinleri… Alevler içinde savaşıyoruz. Ya da fırsat varsa kaçıyoruz. Peki, ne zaman sönecek bu yangın? Yine yanıtsız kalan bir soru. Ne zaman sönecek bilemesem de yananlar geri gelmeyecek, maalesef bunu biliyorum.

Yazar: Göksu Keskin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.