Zaman, Stres ve Bizler

İnsanlığın bilinen en büyük sorunu ne? Irkçılık, küresel ısınma,kapitalizm… Hayır! İnsanlığın ve insanların en büyük sorunu zamanlarının kısıtlı oldukları gerçeğini bir türlü kabul edememeleri, bütün ölümlerin onlara uzak bütün kazaların onların yaşadıkları dünyanın dışında bir dünyada gerçekleştiğini sanmaları, bir tür masumiyet dahi diyebiliriz buna.

Zaman verip para satın almaları, zaman verip beğenilme satın almaları ve aslında sevginin zamanla ilgisi olmadığını bir türlü çözememeleri. İnsanlar, zaman geçirdikleri insanları sevdiklerini sanırlar ama sevgi basitçe zamanla ilgilenmez, gerçekten sevdiğiniz insanlar için onlarla geçirdiği zaman kadar kıymetlisi olmadığı gibi onlar olmadan geçirdiğiniz zamanın bir önemi yoktur. İnsan, hayatta belki ailesiyle belki dostlarıyla bu gerçek sevgi bağını bir ömür boyunca bazen sadece birkaç kez kurabilir. Özlemle ilgili yazılan her kelime aslında bir yokluk ifadesinden başka bir şey hatta Freud’a biraz daha kulak verirsek haz veren nesnenin hemen ve şimdi yanımızda olmasını isteyen it oğlu id’imizin isteğinden başka bir şey değildir.

Ama bu demek değildir ki Freud haklıdır; bizlerin özlemle ve özlememekle ilgili hissetiğimiz acı yanlış yahut yalandır. Özlem ile ilgili hissettiklerimiz bizim için değersiz kılmaz çünkü özlem bizim yönümüzü belirler. Bizler özlediğimiz her şeyle hayatta kim olmak istediğimize karar veririz. Ancak bazen günlük özlemler bilgisayarda bir saat takılma isteği, bir arkadaşla birkaç saat harcama gelecekteki büyük özlem ve isteklerimizi engelleyebilir.

İşte bu yüzden hayattaki en önemli kaynak olan zamanın yönetimi çok önemlidir, zamanın kısıtlı oluşunun ise bizi strese sokması kaçınılmazdır. İyi ya da kötü adapte olunması gereken her durum bizi strese sokar. Ancak bazılarımız bu stresin olumsuz getirilerine diğerlerine göre daha yatkındır. Buna yatkınlık kuramı denir, kişiler benzer stres yaşar ancak farklı tepkiler verir. Lazarus’un bu konuyla ilgili farklı görüşleri vardır. Der ki, yaşamımızdaki olayları değerlendirmemiz bizi strese sokar. Eğer bir olayı aşabileceğimize inanıyorsak ya da elimizdeki kaynaklar bu olayı aşmak için yeterli ise yaşadığımız değişim dengemizi ne kadar büyük olsun ya da ne kadar çok kayıp yaşasak da düzeleceğimize işarettir. Yani umut vardır.

Erikson, umudun annenin düzenli bakımı ile oluştuğunu söyler. Bizler bağımlı bebekler olarak mama için ağlayacağız, annelerimiz ise bize geri dönerek bize ihtiyacımızı verecekler. Yani umut güzel şeyler olacak inancı değil kötü şeyler olacak ancak bizler üstesinden geleceğiz duygusudur.

Bizlerin stresle olan ilişkisini farklı kılan yöntem ise stres ile doğrudan mı yoksa dolaylı mı başa çıkıyor oluşumuz yani stres kaynağı olan ilişkiyi ya da sorunu direkt davranışsal olarak mı ele alırız yoksa dolaylı olarak duygusal  yöntemler mi kullanırız? Stres kaynağı olan arkadaşlığımızdaki ya da ilişkimizdeki sorunları çözmeye çalışır ya da bu sorunu unutmak için arkadaşlarımızla dışarı mı çıkarız?

Stresi azaltacak en önemli unsursa uyarıcıları azaltarak bizi rahatlacak zaman dilimi yaratmaktır. Ancak “Ay benim stresim azalsın” diye olmayan bursunuzdan 150 tl bayılıp sonra 2 saat yol gidip yoga merkezine varıp yoga yapmanızdan bahsetmiyorum. Sevdiğiniz bir müziği dinleyip beynimi dinlendireyim derken eski sevgilinizi düşünmenizden de…  Sizi en az zora sokan ancak kafanızı en çok boşaltan aktivite hatta örgü örme bile olabilir. Bir ters iki düz giden hayatınız bir de bakmışsınız çok geride kalmış.

Not: Kaynak, ders notlarım  🙂

YAZAR: Gözde DEMİR

1 Comment

Add Yours

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.