Yaşayan Blog: Bedensel Engelli Bir Birey

ÖN SÖZ

 

Merhabalar! Ben Sena Karaosmanoğlu. Serebral palsi hastası 22 yaşında bedensel engelli bir bireyim. Serebral palsi, doğum öncesi ve doğum sırasında beyne yeterli oksijen gitmemesi sebebiyle kas sistemini engelleyen bir beyin felci hastalığı. Hastalığımın ilk belirtisi ailem tarafından 3 yaşında, akranlarıma kıyasla yavaş hareket ediyor ve hala yürüyemiyor olmam ile fark edildi. Birçok fizik tedavi, medikal ortopedik aparatlar kullanarak kendi ayaklarımın üzerinde nispeten de olsa durabildim. Bir şeylerin yolunda gitmediğinin farkına okul çağında vardım. Okul çağına geldiğimde kendime olan güvenim azalmıştı, özellikle fiziksel hareket gerektiren oyunlara katılmıyor, tenefüslere çıkmak istemiyordum. Öğretmenimin sürekli olumlu bir ayrıştırma yapması da beni çok farklı ve mutsuz hissettiriyordu. Bir gün sahip olduğum bedeni seviyor muyum diye düşünürken psikoloji okumaya karar verdim, 9 yaşında sırf benimle teneffüse çıkmamak için bedensel engelimi öne süren arkadaşımdan dolayı bu kararı vermiştim. O beni engelim için sevmiyordu. “Peki ya ben?”, “ Ben seviyor muydum bedenimi?”, “ Beni ben yapan sağlıklı bir beden miydi?”, “ Ben sadece bir bedenden ibaret miydim?” sorularına yanıt ararken kendimi keşfettim; düşüncelerim, tercihlerim ve önemlisi de dünyaya olan şefkatim bedenimden çok daha önemliydi. Sorularıma yanıt buluyor, yanıt buldukça kendimi, engelimi seviyordum ve hala seviyorum. Şanslıydım, şanslıyım. Ayağa kalktım, dimdik durdum ve engelimin bana sağladığı tüm güzellikleri sevdim, seviyorum, hayallerimi gerçekleştiriyorum. Ben aslında sizin gibi biriyim.

 

 

  • İnsanların sana yönelttikleri “farklısın” bakışını ilk fark ettiğinde ne hissettin ve zamanla bu duruma karşı takındığın tavrın nasıl gelişti?

 

Farklı bir bedene sahip olduğumu düşünenler oldu elbette. Çocukların bu konuda daha az kırıcı olduğunu düşünüyorum. 4-5 yaşlarında direkt gelip, ‘’sen neden böyle yürüyorsun ?’’ diye soruyorlardı ama sonra yine  benimle oynamaya koşmaya devam ediyorlardı. Fakat yetişkinler ve yetişkinlerin kalıp yargılarına esir kalmış çocuklar böyle değil. Bu konuda aile çok büyük etmen. Kreşe başladığım ilk günü hiç unutmam. Sanırım ilk o zaman farklı olmadığım halde farklı gibi hissettim kendimi. Okulun ilk günü ve 5 yaşındayım, heyecanlıyım. Annem, süslemiş beni, prensesler gibiyim. Tam içeriye giriyorduk ki kreş sorumlusu demir ayakkabılarımı(kas sistemimi güçlendirmesi için aparat) kastederek ‘’onlarla buraya giremez ‘’ dedi. Sanırım ilk o gün annemin çaresizliğini görmüştüm yüzünde ve durumun ciddiyetini anlatmak için ki çırpınışlarını. 5 yaşındasın nasıl kabulleneceksin ki… Öyle doğuyorsun sonra birileri farklı olduğunu söylüyor ve böylelikle öz olana alışma süreci başlıyor.

 

 

  • Hastalığını kabullenme ve bu hastalığın seni eksik biri yapmadığını fark etme sürecinde en büyük destekçin kim oldu ve bu süreçte seni motive eden başka şeyler var mıydı?

 

Çok şanslıydım, hala çok ama çok şanslıyım. Mutlu bir çocukluk yaşadım. Her fotoğrafta yüzüm gülüyor, bebekken de dahil hiç ağlarken fotoğrafım yok. Sanırım ilk önce kendini keşfetmek ve sevmek baş kural. Ben kendimi seviyordum ve çok sevildiğimi hissediyordum. Dediğim gibi öz olanı zamanla daha da çok benimsiyorsun. Ailemin desteği beni motive eden en önemli şeydi. Beni hiç sınırlandırmadılar. Yapamazsın yoktu bizim evde hiç. Güçlü olduğumu hissettirdiler ki tüm zorluklara rağmen galip gelebildim bu savaşta.

 

  • Engelinin yarattığı zorluklarla nasıl başa çıktın? Ne yapacağını ve ne yapmak istediğini biliyor muydun?

 

Halının altına süpürdüm epey bi zamana kadar bilmiyordum çünkü. Okul çağında her şey daha farklı oluyor. Bilinçsiz ailelerin çocukları sizi incitiyor. Öğretmenler bu konuda çok fazla inisiyatif kullanıyorlar ve olumlu ayrıştırmaya yol açabiliyorlar. Beden derslerinde köşede oturan, toptan korkan çocuk olduğum için en sevmediğim ders matematik değil, beden dersidir mesela. Zamanla sen busun diyorsun kendi kendine. Eksik ve yetersiz olduğunu iddia edenlere karşı dimdik durarak, hayır ben böyleyim, sizin gibiyim diyorsun, önceleri kendimin bile duymayacağı kısık seslerle sonrasında yüksek seslerle: “Ben böyleyim, sizin gibiyim. Engelimi de kendimi de çok seviyorum!” diyorsun.

 

 

  • Kendini kabul ettiğini ve sevdiğini söyledin. Senin gibi Serebral palsi hastalığına sahip kendini kabullenememiş bireylerle iletişime geçmeyi hiç denedin mi?

 

Evet! Toplumumuzda engellilere o kadar çok olumlu ayrıştırılma yapılıyor ki engeller değil, olumlu ayrıştırmalar engel oluyor. Okuyan, çalışan engelli birey sayısı o kadar az ki bu sayısal veriler hepimizin ayıbı. Sırf bir söz işitmemek, bir göz temasından kaçmak için dışarıya çıkmayan ve eve hapis olan o kadar çok engelli bireyler var ki. Belli mi olur belki bu röportajı okuyup bugün dışarı çıkarlar sözlere, gözlere inat.

 

 

  • Bir şeylerin yolunda gitmediğini anladığın zamanlardaki sen ile şu anki sen arasında nasıl farklılıklar var?

 

Her şey sevmek ile başlıyor. Sevginin dahiyane gücüne inancım hep var. Pollyannacılık gibi algılanıyor bu durum bazen ama gerçekten de bir kötülük olsa dahi zamanla anlıyorsun ki bu kötülük değil, senin için büyük bir iyilik. Ne kadar çok zorlukla karşılaşsam o kadar çok güçlü olduğumu hissediyorum. Bir şeyler yolunda gitmediğinde farklı farklı yollar keşfediyorum, her yolda dimdik duramıyorum tabi ki ama o yolda ilerlemem gerektiğinin farkındayım. Gerekirse düşe kalka ama bir şekilde ilerleyerek.

 

 

  • Ümitsizliğe kapılıp kendini dış dünyadan soyutladığın oldu mu, eğer olduysa bu durumda toparlanmak için kendini motive ettiğin bir cümlen var mıydı?

 

İnsanız her şeyden önce! Elbette takılıyoruz, düşüyoruz ve bir daha ayağa hiç kalkamayacağımızı düşünebiliyoruz. Her yenilgide, her düşüşte kendime verdiğim sözleri tekrarlıyor ve ‘’ Önüne çıkan her taşa engel dersen ilerleyemez, basamak dersen yükselirsin. ‘’ diyorum. Taş değil her zorluk aslında beni yarına ulaştıracak bi araç. Bunun farkında olmak güçleniyor daha da kabulleniyorum kendimi.

 

 

  • Serebral palsi hastası bir birey olarak, hastalığının şu anda vücuduna yansıması ne durumda?

 

Serebral palsi hastalığının bir çok çeşidi var. Hiç kaslarını kullanmayanlar olduğu gibi, kısmi olarak kaslarını kullananlarda var. Tabi rehabilitasyon süreçlerinin de katkısı çok. Sol bacağımın kasları diğer kaslarıma göre daha güçsüz; merdiven inmeme, koşmama engel oluyor. Kendimi iyi hissediyorum, zamanla daha da iyi olacağıma inancım sonsuz.

 

 

  • Türkiye’de yaşayan serebral palsi hastası bir birey olarak, ülkemizde bu hastalığa sahip insanlar için gerekli tıbbi ve psikolojik desteğin sağlandığını düşünüyor musun?

 

Maalesef hayır. Sadece serebral palsi hastalığı için değil; bir çok hastalık için savaşmak, hastalığı tanımak, tedavi yöntemlerini araştırmak ve uygulamak yerine direkt, ‘’ Allah böyle yaratmış ‘’ inancıyla köşeye çekilen o kadar çok hasta var ki. Hastalığının bilincinde değil, tıbbın gelişiminden bihaber. Bir de toplum olarak bayılıyoruz her şeye negatif yaklaşıp diz dövmeye. Önce toplumun bilinçlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bilinçsiz bir topluma ne doktor ne de bir psikolog yardım edebilir.

 

 

  • Bu röportaj için gönüllü olmanın kim olduklarını bilmediğimiz olumsuzluklar içinde gidip gelen insanlara umut ışığı olacağını, onlara çok iyi geleceğini düşünüyorum. Ve bu isim kullanılarak yapılan ilk Yaşayan Blog röportajı. Bu röportajda ismini açıklamaya seni ne itti, buna nasıl karar verdin?

 

Yaşayan Blog’un yaşayan bir üyesi olarak gerçek anlamda da kimliğim ile burada olmak istedim. Hayallerimi birer birer gerçekleştiriyorum. TPÖÇG gibi büyüleyici bir ailenin ferdiyim iki senedir. “Engellilere her kapı açık! Bakın ve görün, ben gerçekleştirdim, o kapıları sonuna kadar açtım. İçerdeyim  ve sizi de bekliyorum.” diyebilmek için. Onların ertelememeleri ve ayağa kalkıp yaşamaları için. Bir engelli birey bile okusa onun hayatına dokunabilirsek ne mutlu bize.

 

 

Çok teşekkür ederim. Tüm engelli bireylerin adına. Yaşadığımız ve yaşayacağımız tüm güzellikler, yenilikler adına. İyi ki TPÖÇG! Engeli engel olarak görmeyen ve  sonsuz, sevginiz her bir bireye kucak açan tüm TPÖÇG gönüllülerine. Yaşayan Blog’la yaşatmaya.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir