Merhaba Sevgili Okur!
Yılın en kısa, eşi benzeri olmayan ayıdır şubat. Kışın bitiş hüznünü de baharın yaklaşma sevincini de içinde barındırır. Tıpkı aşk gibi… Aşk da ikircikli bir duygudur. Sizi dünyanın en mutlusu yapabildiği gibi en mutsuzu da yapabilir. Şifa da olur yara da… Şubat ise aşkın belki de en gürültülü halidir. Şehrin sokaklarında yankılanır sesi. Ben de bu ay sizler için aşkı hem yara açan hem de saran yönleriyle ele alan öneriler hazırladım. Umarım önerilerim kalbinize dokunabilir. Şimdiden teşekkür ediyor, keyifli okumalar diliyorum.
Oku: Ağrıdağı Efsanesi / Yaşar Kemal
Bazen hiç beklemediğiniz bir şey, belki de aşkınıza kavuşmanız için sadece bir basamaktır… Ağrı Dağı’nın eteklerinde yaşayan yağız delikanlı Ahmet’in kapısına gelen bir at da Ahmet’in adım adım aşkı Gülbahar’a kavuşmasına vesile olur. Yaşar Kemal tarafından kaleme alınan bu kitap bize aşkın sadece iki insan arasında olmadığını, aynı zamanda geleneklere ve kadere karşı verilen bir mücadele olduğunu da anlatır. Aşkları uğruna her şeyi göze alan Ahmet ve Gülbahar; dilden dile yayılan unutulmaz bir efsaneye dönüşür.
“Gülbahar Ahmedi çok eskilerden tanır gibiydi. Sanki birlikte doğmuşlar, birlikte büyümüşlerdi. Öylesine aşinalık duyuyordu ona…”
Dinle: Şubat / Çağan Şengül
Konumuz aşk iken size aşkın melankolik ama büyüleyici havasına en çok yakıştırdığım isimlerden biriyle geldim: Çağan Şengül. Her bir şarkısında aşkın binbir hâlini ele alan sanatçımız bu şarkısında aşkın iyileştirici gücüne ve masalsı yönüne dokunuyor. Sevmenin ve sevilmenin en karanlık kış gününde bile nasıl sığınak olabileceğini bize anlatıyor.
“Yıldızlar gökyüzünde, ellerim yüzündeydi
Bir şubat akşamında unuttum, hüzün neydi?
Dokundum yağmurlara, yarıştım rüzgarlarla
Sen göğsümde uyurken savaştım dünyalarla
Başucunda beklerdim, hiç uyanma isterdim
İzlerdim saatlerce, ellerin ellerimde
Bir rüya masal gibiydi, uykunda seni sevmek
Kızım, annen bir periydi, ilk kez bu şarkıda seninleydi…”
İzle: Flipped / Rob Reiner
Rob Reiner tarafından yazılan ve yönetilen 2010 yapımı bu film, Wendelin Van Draanen’in aynı isimli romanından uyarlanmıştır. Henüz bir çocuklarken karşı evlerine taşınan, güzel gözleriyle kendisini büyüleyen Bryce Loski’ye aşık olan Juli Baker’ın yıllarca süren büyük aşkı aynı şekilde karşılık görmez. Fakat bir gün, her şey “ters yüz” olur. Film boyunca Juli Baker ve Bryce Loski’nin hikâyesi iki karakterin ağzından da anlatılarak iki küçük kalbin birbirine bakış açısına tanıklık etmemizi sağlar. İzlerken bazen kızacağınız bazen tebessümle karşılayacağınız bu film, ilk aşkın masum ve bir o kadar da karışık doğasını bize harika bir şekilde yansıtır.
Düşün: Bouquet près de la fenêtre / Marc Chagall
Marc Chagall tarafından 1959-1960 yılları arasında resmedilen “Pencere Yanındaki Buket” tablosu, bize aşkın uçucu ve büyüleyici atmosferini anlatır. Her detayında bir anlam saklı olan bu tabloda resmedilen manzara Chagall’ın son kırk yılını geçirdiği Saint-Paul-de-Vence’dir. Oldukça huzurlu görünen iki aşık ise Chagall’ın kendisi ve ikinci eşi Valentina Brodsky’dir. Fakat bu tablonun bana göre en güzel ve büyüleyici kısmı, sol üst taraftaki belli belirsiz kadın silüetidir. Bu silüet Chagall’ın en büyük aşkı ve ilk eşi Bella Rosenfeld’e aittir.
Hisset: Bulut Tamircisi / Beyazıt Bestami Keçeli
“Sana, Türk filmlerindeki kahvaltı sahnesi kadar güzel olan sana,” cümlesiyle başlar şiirimiz. Bir sevgiliye duyulan aşkın nasıl bu kadar içten; nasıl bu kadar büyük olabileceğini gösterir insana. Birini sevmek de bu şiir gibidir aslında. Tek bir tanıma sığmaz hiçbir zaman; yuvadır, hayattır, Züleyha’dır…
“Adımı söyle bana bir kalbim olsun
Seslenince bir şarkıyı başlatsın
Sen bir ormansın bir ağacın içinde
Ben çorak bir tarla bir başağın içinde
O geminin ardından üzülme diye
Kaybolmuş gökyüzünü avucuna getirsem
Sen bir bulutsun bir yağmurun içinde
Ben kuru bir çölüm bir kumun içinde”
Yazar: Zeynep Selin GİRESUNLU